BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Unutulan Felâket

Unutulan Felâket

2005’te yaşanan Pakistan depreminin yaraları henüz sarılabilmiş değil, kardeşlerimiz unutulmaktan bizarlar...



UZAK ülkenin YAKIN insanları -2- Hazırlayan: İrfan ÖZFATURA irfan.ozfatura@tg.com.tr 2005’te yaşanan Pakistan depreminin yaraları henüz sarılabilmiş değil, kardeşlerimiz unutulmaktan bizarlar... KEŞMİR’DE DEPREMİN İZLERİ HÂL DURUYOR ALLAH BİR DAHA GÖSTERMESİN! 2005’in soğuk bir sonbahar sabahında 7.6’lık depremle uyanan Pakistanlılar perişan haldeydi. Âdeta savaş manzaralarına bürünen ülkede taş üstünde taş kalmamıştı. Hele Keşmir... Sarp dağların arasında kalan bölge, günlerce yardım çığlıkları attı. Ancak yüreklerindeki iman her şeye rağmen artarak devam etti. Marmara depreminde şöyle bir silkelendik, o gece hâlâ aklımızdan çıkmıyor. Ekim 2005’de Pakistan da aşağı yukarı aynı şiddette (7.6) sallanıyor, ancak 600 bin bina yıkılıyor ve resmi rakamlara göre 80 bin kardeşimiz hayatını kaybediyor. “İnsanın ölümüne zelzele değil, kalitesiz binalar sebep olur” derler ya bu söz tam yerini buluyor. Keşmirliler fukara insanlar ele geçirebildikleri en ucuz malzemeden (ki o genelde biriket oluyor) dört duvar çeviriyor, üzerine ağaç hatıllar atıyor, toprak damla örtüyorlar. Bu toprak damlar su geçirdikçe sıkıştırılıyor, bi kat daha toprak, bi kat daha toprak derken evin üstüne adeta dağ yığılıyor. Hele ıslandı mı kurşun gibi ağırlaşıyor, yük hatıllara biniyor. Allah korusun bir sarsıntı vukuunda duvarlar çöküyor, damınızdaki toprak da sizi gömüyor. Evlerin sarp vadilere kurulduğunu ve zeminin son derece gevşek olduğunu da söyleyelim bu arada. Zelzele ile dağlar titredi mi yamaçlar derelere akıyor. Ev, dükkan, ahır ne varsa önüne katıyor. BİR NESİL KAYIP Mektepler de farklı malzemeden değil, hadise sınıfların lebalep dolu olduğu vakitlerde yaşanıyor, onbinlerce öğrenci vefat ediyor. 18 yaşından küçüklerin nüfus kağıdı olmadığı için sayıları meçhul, ancak Keşmirliler “Bir nesli kaybettik” diyorlar. Efendim zemin etüdü, modern, hafif, esnek malzemeler... Bütün bunlar hoş sözler ama Keşmirli için bir şey ifade etmiyor. Başkent Muzafferabad adını bir Türk komutanından (Muzaffer Han’dan) alıyor. Yukarı mahallelerde Abdülhamid’li yıllarda Asitane (İstanbul) ile temasa geçen safkan Türkler yaşıyor ve bunlar “Osmani” diye anılıyorlar. Horasan erenlerinin (Sufiler) bir kısmı Anadolu’ya yürürken bir kısmı da Hind ellerine uzanıyor bu havalide derin izler bırakıyorlar. Muzafferabad haritalarda yer bulan bir başkent ama epi topu bir Anadolu kasabası kadar... Gür sulu Neylim ve Cehlim ırmakları Muzafferabad’da birleşiyor, hepten çıldırıyor. Nehir ürkütücü asma köprülerle aşılıyor. Yerleşim bizim Karadeniz bölgesi gibi... Karakurum dağlarının eteklerinde tek tük kulübeler görüyorsunuz, bazısının ancak ışığı geliyor. Haliyle herkese ulaşmak mümkün değil, ateş düştüğü yeri yakıyor. Kış kapıda, çadır yok, battaniye yok, insancıklar yıkıntılara giriyor, birbirlerine sokuluyorlar. İHLAS MEDYA DEVREDE Hatırlarsanız o günlerde arkadaşlarımız Osman Sağırlı, Ziya Sandıkçıoğlu ve Gültekin Kaya havaliye gidip halkın nabzını tutmuş, çektikleri çarpıcı resimlerle yüreklerimizi dağlamışlardı. İşte bu haberlerden İhlas Medya Avrupa Temsilciliği de çok etkileniyor, “Peki biz ne yapabiliriz” diye kafa yormaya başlıyorlar. Bu gibi işlerde engin tecrübesi olan DİTİB’e (Diyanet İşleri Türk İslam Birliği) iş birliği teklifi götürüyorlar. Hayra “hayır” denilebilir mi? Sağolsun birliğin başındaki Rıdvan Çakır Hoca büyük destek veriyor. TGRT, TGRT-EU, Türkiye ve Post Gazeteleri yayın bombardımanına başlıyor, canlı yayına alınan Pakistan Konsolosu, gurbetçi kardeşlerimizi yardıma çağırıyor. Hani üç beş yüz bin dolar toplansa sevinecek “oldu bu iş” diyecek, çığlık atacaklar. Ama arada “güven” olunca rakam bir anda 2 milyon doları aşıyor. Zikrolunan meblağı takdim için Pakistan Konsolosuna gidiyorlar, Konsolos “Bana sorarsanız” diyor, “Para sizde kalsın, ortalık toz duman, çar çur olmasın. Gidin kendiniz kalıcı bir eser bırakın. Ki milletimiz sizi hayırla yad etsin, iyiliğinizi unutmasın!” DİTİB’den Ekrem Ceşen ve arkadaşımız Mehmet Koca Pakistan’a gidiyor. “Yeniden Yapılandırma Otoritesi”ne (ERRA) çıkıyor, “Ne yapabiliriz” diye soruyorlar. General Nedim Ahmed “Geçen gün zelzelenin en yıpratıcı olduğu vilayetlerden Rawalkot’ta liseli kızcağızları gördüm” diyor, “Çadırlarda titreşiyorlardı. Eğer onlara mütevazı bir çatı altı bağışlarsanız... İşte tam burada susuyor, gözleri doluyor, hıçkırıklarını saklamaya çalışıyor. Konuşmasına da gerek yok, mesaj alınıyor. Yeri gelmişken söyleyelim ülkede genç bir nüfus var, 19 yaşın altı yüzde 54 ki, bu 80 milyon talebeye tekabül ediyor. Yatırımı insana yapmak en mânalısı, bize de bu yakışıyor. Türk büyükelçisi de çok yardımcı oluyor. Keşmirlilerin istediği prefabrik bir şey ama bizimkiler oturaklı bir eser düşünüyorlar. Derhal ihale açılıyor, bunu Turcon adlı bir Türk firması kazanıyor. Bölgeye gittiklerinde beklediklerinden de vahim bir manzarayla karşılaşıyor, şok oluyorlar. Bu onların aşkını, şevkini, inancını kamçılıyor. ÇINARLAR ŞAHİT 5 Mayıs 2006 tarihinde sembolik bir temel atılıyor. Türk’ün töresine uygun olarak hayırlı işe dualarla salavatlarla başlıyor, kurban kesiyorlar. Ecdadın yaptığı gibi çınar fidanları dikiliyor, asırlar sonrasına “canlı şahitler” bırakılıyor. O gün dev bir çadır kuruluyor, kazanlar kaynatılıyor. Türkler, Keşmirliler aynı sofraya oturuyor. Keşke her şey bu kadar kolay olsa... Müteahhit Ali Irvalı, nasıl zor bir işe giriştiğini zamanla anlıyor. Zira buranın rakımı 2 bin metre, kum, çakıl bile bulunmuyor. Her şey ama her şey 150 km aşağıdan getirtiliyor. “150 km ne ki?” demeyin, yol sarp vadilerin yamaçlarından geçiyor. Zemin gevşek mi gevşek, heyelan eksik olmuyor. Temmuz ve ağustos aylarında yağan şiddetli muson yağmurları nefes aldırmıyor. Bir bakıyorsunuz dağın bir yüzü akmış gitmiş, yeni bir yol açılasıya günler, haftalar geçiyor. Olacak bu ya o sene kış da sert ve uzun geçiyor. Kar kalınlığı 50 santimin altına düşmüyor. Eğer altınızda Toyota Land Crusier ve Mitsubishi Pajero gibi güçlü ve hızlı bir araba varsa İslamabat’tan Rawalkot’a 8 saatte ulaşıyorsunuz, artık kamyon kaç saatte tırmanır hesap size kalıyor. İLKLER VE ENLER Havalideki inşaat mantığı çok farklı, tel gibi dört demirle kolon çıkıyor, üstüne yüklüyorlar da yüklüyorlar. En ufak sallantıda kolon kırılıyor, tavan tepenize iniyor. Türkler zemin etüdü, radya temel gibi bilinmedik duyulmadık işlere imza atıyor, demiri ağ gibi örüyor, iki katlı binalar için on katı taşıyacak kalıplar (kolonlar 40x40) hazırlıyorlar. Türkiye’den getirilen ustalar onlara çok şey öğretiyor, alışageldik inşaat anlayışı yıkılıyor. Bırakın Keşmir’i henüz Pakistan’da tanınmayan malzemeler kullanılıyor. Mesela ülkede ilk defa PVC doğrama ve çift katlı ısıcam bu binaya uygulanıyor, Türkiye’den özel bir çatı kaplama malzemesi (şingıl) yüklüyorlar, bunlar İran’da kayboluyor. Yılmıyorlar bir daha getirtiliyor, özene bezene döşeniyor. Su ve ısı izolasyonuna çok önem veriliyor, muhtemel elektrik kesilmelerinde dersler aksamasın, bilgisayarlar kapanmasın diye UPS hattı döşeniyor, 65 kilovatlık bir jeneratör alınıyor. Nitekim ortaya çıkan eser kalitesiyle göz kamaştırıyor. Pakistanlılar bu mektebi öyle beğeniyorlar ki bölgeyi ziyarete gelen bütün heyetleri (aralarında ABD, İngiltere, Kanada, Japon büyükelçileri de var) buraya getiriyor, “Yapacaksanız bize böyle bir eser yapın” diyorlar. Hasılı gurbetçilerimizin dişinden tırnağından artırıp yolladığı her kuruş yerini buluyor. Müteahhit firmanın sahibi Ali Irvalı’ya bu işten pek para kazanamasa da, aldığı dualardan olacak yeni kapılar açılıyor. Turcon’a bunun ardından tam 11 tane daha okul inşaatı veriliyor, firma Pakistan’da büyük itibar kazanıyor. TAŞLAR ARASINDA MÜTALAA Evleri yerle bir oldu, sevdiklerini kaybettiler ama en çok okullarının yıkılmasına üzüldü Keşmirli kız talebeler. Aylarca soğuklara aldırmadan dışarıda taşlar üstünde ders çalışıp umutlarını taze tuttular. “Elbet Rabbimiz bir gün yüzümüzü güldürecek” diye tevekkül ettiler. Bu manzaralar, müslümanları harekete geçirmeye yetti ve yepyeni bir okul için kollar tâ Almanya’dan sıvanmaya başlandı... CANLI ŞAHİTLER 2006’nın baharında Keşmir’e gelen Türk heyetinin ilk işi kolejin temelini atmak ve ecdadın yaptığı gibi çınar fidanları dikip, asırlar sonrasına “canlı şahitler” bırakmak oluyor. YARIN: AĞLATAN AÇILIŞ
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 91445
    % -1.5
  • 5.4513
    % -0.73
  • 6.1428
    % -1.25
  • 7.0355
    % -0.45
  • 211.13
    % -0.42
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT