BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bir okul bin umut

Bir okul bin umut

İstiklal Marşı için hazırol! Topuklar birleştiriliyor, göğüsler ileri çıkıyor, genç kızlar hançerelerini yırtarcasına İstiklal Marşı’mızı okumaya başlıyor



UZAK ülkenin YAKIN insanları -3- Hazırlayan: İrfan ÖZFATURA irfan.ozfatura@tg.com.tr İstiklal Marşı için hazırol! Topuklar birleştiriliyor, göğüsler ileri çıkıyor, genç kızlar hançerelerini yırtarcasına İstiklal Marşı’mızı okumaya başlıyor MUHTEŞEM KÜLLİYE Deprem felaketinin ardından Keşmir’deki Rawalkot Kız Koleji tanınmaz hale geldi, kızcağızlar o dondurucu Himalaya ayazında çadırlarda ders yaptılar. Rawalkot’ın yerine inşaa edilen Türkiye Kız Koleji, 11 bloktan oluşuyor. 30 dersliği, 10 dayalı döşeli lojmanı, 2 laboratuvarı, bilgisayar odası, kütüphanesi, öğrenci yurdu, kapalı spor tesisi, camisi ve dispanseri bulunan okul kampüsü tam anlamıyla bir külliye. Açılış öğle vakti... Ama biz 7.30 da çıkıyoruz yola... İslamabad Rawalkot arası güya 150 km. ama 8 saat çekiyor. Sağ olsun askerî yetkililer, nükleer santralin yakınlarından geçmemize izin veriyorlar da süre yarıya düşüyor. Bu Pakistan tarihinde görülmüş şey değil, adım başı kontrol noktalarının kurulduğu yoldan bir yabancı geçecek ha, duyan inanamıyor. Üstelik yanında kamera, fotoğraf makinesi taşıdığı bilinen yabancılar... Demek ki bizi yabancıdan saymıyorlar. Güya bu yol “bakımlı” olanı, ancak yer yer çatlamış dereye akmış, kimi yerlere bir konvoy yutacak kadar taş toprak yuvarlanmış. CİVE TÜRKİYE! Kırık dökük iş makineleri bir arabanın geçebileceği kadar yol açıyor. Zemin vıcık vıcık, çamur tepenize çıkıyor. Bir yandan kayalar üstünüze abanıyor, bir yanda ak köpüklü bir nehir çağıldıyor. Viraj, bi viraj daha, bi viraj daha... Dön baba dön, semazen olsan tahammül edemezsin, içiniz dışınıza çıkıyor. Ve Türkiye Kız Koleji’ne vasıl oluyoruz. Ortalıkta bir telaş, bir heyecan. Biz gelmeden kızcağızlara yeni eşarplar dağıtılmış, zira kat yerleri henüz belli oluyor. Bir yanda mavililer, bir yanda pembeliler... Hep bir ağızdan “Hoş geldiniz”, “Cive (Yaşasın) Türkiye” “Cive Pakistan” diye bağrışıyorlar. Ellerinde ay yıldızlı bayraklar, kimine yeşili düşmüş, kimine kan kırmızı olanı, Anadolu kokanı... Meğer okul nicedir tamamlanmış ama yetkililer, “Kurdeleyi Türkler kesmedikçe açamayız” demişler. Malum o aralarda seçim var, hava gergin, bombalar ney patlıyor. Bizi davet etmeye de kıyamamışlar, hele bir ortalık sakinleşsin diye açılışı sonraya bırakmışlar. Bizde olsa fiilen açılır, merasimle bir daha açılır, fazla tören göz çıkarmaz ya. Ama Pakistan’da öyle bir uygulama yok, açılışlar bir kere ve sahiciden yapılıyor. Zavallı çocuklar o güne kadar çadırda okumuşlar, rüzgâr estikçe defterleri uçuşmuş. Yer sırılsıklam çamur, tepede yamalı bir branda... Düşünün 2005’ten beri kaç kışı o zor şartlarda geçirmiş, ilikleri titredikçe dönüp “Türkiye Kolejine” bakmışlar. Paydos oldu mu şantiyeye geliyorlarmış, hayran hayran sınıfları, yatakhaneleri, toplantı salonunu, spor salonunu, kantinleri geziyor, açılış tarihini iple çekiyorlarmış. İMRENMEMEK ELDE Mİ? Doğrusunu isterseniz böylesine donanımlı bir okul Türkiye’de bile az. İki katlı, dıştan merdivenli, açık koridorlu... Sınıflar aydınlık ve ferah. Sıralar geniş ve rahat. Öğrenci yurdunda dört kişiye bir oda, her odada iki şirin ranza. Çarşaflar bembeyaz, battaniyeler yumuşak. Bir duvar yekpare dolap, dört öğrenciye, dört kapak. Banyolarda birinci sınıf lavabolar, duşlar, çamaşırla vakit kaybetmesinler diye tam otomatik makineler, su ısıtıcılar... Bilgisayar odasında en donanımlısı ve en hızlısından tam 35 bilgisayar. Muhtemel elektrik kesilmelerinde kullanılsın diye 65 kilovatlık bir jeneratör. Öğretmen lojmanlarında yok yok. Buz dolabıyla, fırınıyla, eksiksiz komple mutfak, yatak odası, masa, iskemle, koltuk sehpa... Elektrik süpürgesi, çamaşır makinesi caba.. Paranın son elde kalan kısmıyla da bir pikap ve 32 kişilik bir otobüs alınmış ki buna çok ihtiyaç var... BESMELEYLE General Nedim Ahmed’in gelmesiyle merasim başlıyor. Önce güzel bir aşr-ı şerif (Zilzal Sure-i celilesi) okunuyor. Sonra Hind ezgileriyle bezenmiş bir ilahi başlıyor. Hafızın sesi buğulu, anladığım kadarıyla Resulullah Efendimizi methü sena ediyor. Sonra Pakistan ve Keşmir milli marşları söyleniyor. Bitti herhalde, derken topuklar birleştiriliyor, göğüsler ileri çıkıyor, genç kızlar hançerelerini yırtarcasına İstiklal marşına başlıyor. Aksan filan yok, sanki Anadolu’da bir yerlerdeyiz. Çalıştıran hayli emek vermiş, bu hissediliyor. Ve sıra geliyor, “Değerli bakanım, kıymetli başkanım, basınımızın güzide mensupları... Bu gün burada” diye başlayan mutad konuşmalara. Bunlar genelde kalıplar halindedir ve dinleyenleri sıkarlar, ancak kürsüye çıkanlar (DİTİB Başkanı Sadi Arslan, Rıdvan Çakır Hoca, İhlas Medya Avrupa Temsilcisi Kenan Kubilay, Büyükelçi Müsteşarı Semih Turgut öylesine candan öylesine samimi konuşuyorlar ki seyirciler nefes almadan dinliyor, zaman zaman eğilip göz yaşlarını siliyorlar. İnanın bu dostluk çok köklü, Pakistan dendi mi bizim insanımızın içinde bir şeyler kımıldıyor, Türkiye dendi mi Keşmirlinin yüreğinde fırtınalar kopuyor. TUTTUĞUNUZ ALTIN OLSUN General Nedim Ahmed ve Keşmir Eyaleti İmar Bakanı Yakup Han teşekkürlerini belirtecek kelime bulmakta zorlanıyorlar. DİTİB ve İhlas Holding mensupları okulun anahtarını sunuyorlar, onlar mahalli dokumalarla mukabele ediyorlar. Şiltler alınıyor, şiltler veriliyor. Hatıra resimleri çekiliyor. Kızcağızların ellerinde hatıra defterleri... Bir Türk birkaç cümle karalasın diye çırpınıyorlar. Demek ki önemli bir gün. Bu sahifeleri saklayacak, belki de çocuklarına okuyacaklar. Ve vakit geliyor, kurdela kesiliyor, üstündeki bez açılınca okulun adı yazan granit parçası gün yüzüne çıkıyor. Dualar ediliyor, eller yüzlere sürülüyor. Okul gezilirken gülenleri de görüyorum, ağlayanları da... Anlatması öyle zor ki, bir duygu selidir kopuyor. Sonra “Buyurun taama” deniyor, bütün kalabalığa tatlısıyla tuzlusuyla mükemmel bir ziyafet sunuluyor. Mâlum yurdumuz işgal edildiğinde bu insanlar âdeta yıkılıyor ve “Halifemizin memleketi kafir çizmesiyle ezilirken ben kolumda bilezik, kulağımda küpe taşıyamam” diyorlar. Taze gelinler, gencecik kızlar takılarını “cihada destek” sandıklarına atıyor, Anadolu’ya ulaştırıyorlar. İstiklal Savaşı’nın kazanılmasında ama az ama çok payları var. Düşman kovulduğunda onlar da “oh” diyor, nefes alıyorlar. Yine 1999 Marmara zelzelesinde de ilk yardım onlardan gelmişti, adım gibi hatırlarım. İnanıyorum ki yaşayacağımız her felakette yanımızda olacaklar... İnanın bu dostluk sandığımızdan da derin... Maşaallah diyelim, nazar değmesin! BİTTİ HİLALLERİN BULUŞMASI O gün Rawalkot için büyük gündü, Türkiye Kız Koleji öğrencileri heyecanlarını saklayamadılar. Biz gelmeden yeni eşarplar dağıtılmış. Bir yanda mavililer, bir yanda pembeliler... Ellerinde ay yıldızlı bayraklar, kimine yeşili düşmüş, kimine kan kırmızı olanı, Anadolu kokanı... Türk Koleji’nin açılış kurdelesini kesen DİTİB Başkanı Sadi Arslan (solda), General Nedim Ahmed ve İhlas Medya Avrupa Temsilcisi Kenan Kubilay (sağda) mutluluklarını gizleyemedi. Dualar ediliyor, eller yüzlere sürülüyor. Rawalkot sakinleri çok güldüler ve çok ağladılar, bu güzel hediye karşısında duygularını saklayamadılar: “Kardeşliğimiz pekişti, acılarımız hafifledi.” Pakistan basını Türkiye Koleji’nin açılışına büyük ilgi gösterdi, televizyonlar haber programlarında hayli zaman ayırdılar... “İki ülkenin dostluğunun en güzel misali” diye yorumlar yapıldı.
Reklamı Geç
KAPAT