BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Çalışmazsak, nasıl tecrübe kazanırız?

Çalışmazsak, nasıl tecrübe kazanırız?

Şu anda bir müşavirlik firmasında teknisyen kadrosunda çalışıyorum, yakında yüksek mühendis olacak olmama rağmen...



Şu anda bir müşavirlik firmasında teknisyen kadrosunda çalışıyorum, yakında yüksek mühendis olacak olmama rağmen... Mesele etiket değil elbette, ama 2004 yılında mühendis olarak mezun oldum ve maalesef çok istekli olmama rağmen herhangi bir şantiye için tercih edilmedim. İş ilanlarında hep en az 2 yıl tecrübeli mühendisler aranıyor. Şimdi size soruyorum, eğer birileri bizi yeni mezunuz, tecrübesiziz diye işe almazsa, bizler nasıl tecrübe kazanacağız? İnanın kalpten bir üzüntü yaşıyorum... Meslektaşlar, kendilerinden sonra gelenleri de düşünmeli... D. I. >> “Bitmeyen karayolu bizim için çile oldu” 1998 yılında başlanılan Akşehir-Yalvaç arasındaki yolun yapım-onarım ve genişletme çalışmaları, 2008 yılına gelmemize rağmen hâlâ bitirilememiştir. Takriben 18 km’lik tehlikeli bir kısmın 10 yıl olmasına rağmen bitirilememiş olması, bu yörenin insanı olarak bizleri üzmektedir. Her yıl onlarca kazanın olduğu, bugüne kadar onlarca kişinin hayatını kaybettiği, işlek ve önemli bir geçiş yolu olmasına rağmen kışın muhakkak kar yüzünden kapandığı ve insanların mağdur olduğu bu yolun bir an önce bitirilmesini istiyoruz. Yolun medeniyet olduğunu ifade ederek, ülkemize birçok çağa uygun yollar kazandıran hükümetimizin, bu önemli yolu ihmal etmesi; 10 yıldır yapımı devam eden, ancak son olarak yolun yapımını üstlenen firmanın bu yol çalışmasını durdurarak Malatya’daki yol yapımına başlaması bizleri derinden üzmüş ve yolun biteceği konusunda ümitsizliğe sevk etmiştir. Bizler bu yolun en çok mağdurlarından olan Cankurtaran köyü halkı olarak, yarım kalmış bu yolun bir an evvel bitirilmesini, daha güvenli hâle getirilerek bir daha aynı acıların yaşanmamasını istiyoruz. * Cankurtaran köyü halkı-Akşehir/KONYA >> AB (Avrupa Birliği) karmaşası Avrupa Birliği, yüzyılımızın en önemli, en büyük oluşumlarından birisidir. Bu bir entegrasyondur (bir araya gelme). Türkiye’nin 31.7.1959 tarihinde, AET’ye (Avrupa Ekonomik Topluluğu) yaptığı başvurusu ve 12.9.1963 tarihli Ankara Anlaşmasıyla başlayan ortaklık serüvenimiz, yani tam üyelik müzakerelerimiz, hâlâ sürüp gitmektedir. Aradan yarım asırlık bir zaman dilimi geçmiştir. AB yolculuğumuzdaki birkaç karmaşayı, milletimizle dertleşerek, paylaşmak istiyorum: 1- Avrupalılardan bazıları, Türkiye’nin Asya kıtasında veya Asyalı olduğunu zaman zaman gündeme taşıyorlar!.. Peki, konusunun uzmanı kişilerden, Avrupa diye bir kıtanın olmadığını söyleyenlere ne diyecekler. Hakikaten, mevcut kıtaları tayin eden tabii sınırlara baktığımız zaman, Avrupa, sanki Asya kıtasının devamı gibidir. Şu halde, Türkiye ne kadar Asya kıtasında ise, Avrupa denen kara parçası da, o kadar Asya kıtasındadır, denebilir. 2- Türkiye, AB’yi oluşturan ülkeler ile komşudur. Dolayısıyla, komşuluk hak ve hukuku açısından, AB ile doğal hak ve hukukumuz oluşmaktadır. 3- AB’nin bir Hristiyan birliği olduğu iddiası var!.. Bu birlik için ilk teşebbüs eden devletlere mensup milletlerin dinlerinin, büyük ölçüde Hristiyanlık olduğu doğrudur. Bu birliği milletler değil, devletler kurmuştur. Bu devletlerin de çoğunun, laik devlet anlayışına sahip oldukları herkesçe bilinmektedir. Üyelik anlaşması bulunan Türkiye de bu devletlerle aynı durumdadır. Şu halde, laik devletlerin bir entegrasyonu söz konusu iken, bu Hristiyan-Müslüman meselesini ortaya atanların iyi niyetinden şüphe edilmez mi?!.. Türkiye’yi dışlayan değerlendirmeler, samimiyetten uzak, AB temel düşüncesiyle bağdaşmayan yanlış şeylerdir. 4- Türkiye’den Avrupa’ya göç ederek yerleşmiş 4 milyonu aşan Türk insanı mevcuttur. Yüz binlere yaklaşan iş adamları ve iş yerleri, 1 milyonu aşan iş gücü ile Avrupa ekonomisinde hatırı sayılır bir ağırlığa ulaşmışlardır. Bu insanlar Müslümandır. Hayatın her safhasında da Avrupalılar ile iç içedirler. Yarım asra yakın bu böyledir. O halde,Türkiye devlet olarak değil, ama millet olarak AB’nin içindedir. Yani, kağıt üzerindeki birtakım anlaşmalarla değil, fiilen AB ile entegrasyona girmiştir. Peki, bazı Avrupalıların, hâlâ Türklerden çekiniyormuş gibi davranmalarına nasıl mânâ vereceğiz!?.. Müslüman Türklerin tarihi iyi incelendiği zaman, hiçbir zulüm izi bulunmaz. Avrupalılar, bu yarım asra yaklaşan sürede, Avrupalı Türklerden, faydanın dışında bir zarar görmüş müdür?!.. Elbette hayır!.. Zaten bizim millet karakterimizde anarşi çıkarmak yoktur, hoşgörü ve uyum vardır. 5- Sonuç olarak, eğri oturup, doğru konuşalım! AB’ye bizi almazlar, almıyorlar demeye hiç hakkımız yoktur. Böyle bir şey olsa, bundan yarım asır önceki anlaşmayı hiç yapmazlardı. Biz kendimize sahip çıkmazsak, bize kimse sahip çıkmaz! AB’nin, Türkiye’nin birliğe girip girmemesiyle ilgilenecek fazla bir vakti ve kaygısı da yoktur. Bunu, Türkiye olarak biz istemeliyiz ve ne istediğimizin de şuurunda olmalıyız. Türkiye olarak, AB’nin içinde bulunmamız kadar normal, tabii ve akıllıca bir davranış olamaz diye düşünüyorum. * Sait Yolaçan (İktisatçı) >> 18 Mart “Şehitler ve Gaziler Günü” olsun 18 Mart günü “Şehitler ve Gaziler Günü”, o gün başlayan hafta da “Şehitler ve Gaziler Haftası” olarak kutlansın. Nasıl ki Kızılay Haftası, Yeşilay Haftası, Anneler Günü vb. gün ve haftalar kutlanıyorsa, şehitlerimiz ve gazilerimiz için de böyle bir gün ve hafta çok görülmemeli. Bu gün ve haftada şehitlerimizin aziz ruhları şad edilmeli, şehit ve gazilerin bu ülke için yaptıklarının önemi özellikle gençlere anlatılmalı, bu vatanın ne şartlarda bize kaldığı kavratılmalıdır... * Reşat Çavuş
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT