BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ne yazık ki bir ‘dünya derbimiz’ var!

Ne yazık ki bir ‘dünya derbimiz’ var!

Bir derbinin daha gelip çatmış olmasını sevinerek karşılayamıyorum ben...



Bir derbinin daha gelip çatmış olmasını sevinerek karşılayamıyorum ben... Bir futbolsever olarak, futbolun en heyecanlı, en ateşli, en tansiyonu yüksek maçlarından biri daha kapıya dayandığında içim “cız” ediyor. Hele ki bu seferki tam da şampiyonluk düğümünün çözüleceği, her zamanki bilindik ve alışıldık gerilimin on kat daha fazlasının yaşanacağı bir derbiyse, futbol adına, “ne maç seyredeceğiz be” diyebileceğim bir durum hiç değil hem de... Galatasaray-Fenerbahçe derbileri “dünya derbisi” kabul ediliyormuş... Bütün ülke, derbi sathı mailine girildiğinde, aylarca bu derbiyle yatıp kalkıyorsa, derbide ortaya konulan futboldan çok, futbol dışı olaylar maça damgasını vuruyorsa, birileri sevinci, birileri üzüntüyü abartıp can yakıyorsa, kalp kırıyorsa bunun nesine sevineyim... Taraftarı geçtik, holding sahibi koca koca yöneticilerin, başkanların kantarın topuzunu kaçırdığı bir ortamda, eteklerden dökülen sululuklar, kışkırtmacalar, şiddet ve kamplaşmalara bakıp “dünya derbisi”ne sahip olduğumuz için övünmemiz mi gerekiyor, yoksa dövünmemiz mi? Bu iki takımın yaptığı maçlarda öne çıkan şey, futbolun kalitesi midir ki bir “dünya derbisi” unvanını hak etmiştir? Hayır! Son Galatasaray-Fenerbahçe maçından ne hatırlıyorsunuz? Fenerbahçe’nin hakem sayesinde kupadan elendiği yaygarasını... Volkan’ın kendisine küfür eden Lincoln’ü linç girişimini... Alex’in üstüne yağan yabancı maddeleri... Başka... Benim aklıma gelen yok, sizin varsa eminim onlar da yine “futbol icraatı” değildir... Bir “dünya derbisi” daha geldi çattı... Sevinemiyorum... Maalesef!.. ah basına gelenler Savaş muhabiri olmak Bavaş sonrası Irak... Bizim Osman Sağırlı’yla Ziya Sandıkçıoğlu, Saddam’ın yakalandığı sıcak günlerin ardından yeniden Bağdat’ta... Gazetecilerin konuşlandığı bir kampta haberleri geçtikten sonra yerel gazetelere göz atıyorlar. Ziya elindeki gazeteyi fırlatıp atmış masaya; “Bunlar manyak mıdır nedir, savaştan çıkmışlar birinci sayfada magazin haberi veriyorlar...” Osman şöyle bir başını kaldırmış; “Ziya o baktığın arka sayfa... Arapça sağdan sola yazılıyo!...” Tabii savaş şartlarında şehrin her yerine elini kolunu sallayarak gidemiyorsun... Iraklılar da bizimkilere bir “guide” tahsis etmiş, stratejik bölgeleri onun rehberliğinde geziyorlar... Birinci gün “guide” emreder bir tonda, “Çay getir” demiş Osman’a... Bizimki de içinden söylenip sesini çıkarmamış, ikinci gün adam ortalarda yok, üçüncü gün yok, dördüncü gün gelmiş, masasına oturur oturmaz, “Çay getir” demiş yine... Osman darlanmış, “Başlarım çayına, daha gidip haber yapacağımız yerler var 3 gündür seni bekliyoruz burada, kalk çayını kendin al” deyince film kopmuş... Odadakiler koşturmuş, “Yav Osman napıyon? ‘Guide’ burada “komutan’ demek, senin bildiğin ‘rehber’ değil. Yakacan hepimizi...” Bu defa Sudan’dalar... Orada gezerlerken sıkı sıkı tembih etmişler, özellikle askerlerin, devlet binalarının fotoğraflarını çekmek yasak!.. Stajyer muhabirlerden biri askerlerden birinin fotoğrafını çekiyor, adam elini kaldırıp “Memnu” diyor... Bir kare daha; “Memnu...” Memnu; ‘yasak’ demek! “Olum napıyosun” diye azarlıyorlar, cevap herkesi yerine mıhlıyor... - Yok abi adam memnun oldu!.. Unutulmaz anılar Steven Gerrard’ın geçen yıl kaleme aldığı kitapta, 2003’te Amsterdam’da oynanan Liverpool-Galatasaray hazırlık maçında yaşadıklarını anlattığı hatıralarının bir bölümünü geçen hafta yazmıştık... Devam... “Hakan Şükür olayların ortasındaki adamdı. Hakan Ünsal da boş durmuyordu. Birden yüzüme bir dirsek yedim. Gözlerim sulanmış, dudağım şişmiş ve sinirlerim iyice gerilmişti. Hemen sahada Hakan Şükür ile Ünsal’ı aramaya başladım ve Ünsal’a bir tekme attım. Hollandalı hakem Rene Temmink bana bir kart gösterdi. Artık Türkler peşimdeydi... Ve bir başka dirsek daha! Kendimi kanlı bir boksör gibi hissediyordum. Bizim genç forvetimiz Neil Mellor, Gabriel Tamas’a bir tekme attı. Ve Temmink ona kırmızı kart gösterdi. İyice sinirlenmiş ve hareket eden her şeye tekme atmaya başlamıştım. Hakem, Hakan Ünsal’a yaptığım hareket için aptalca bir frikik kararı verdi. Türkler hemen etrafımı sardı ve yüzüme tükürdüler. Yüzümü sildim. Hakan Şükür beni çimdikledi. Bu, klasik bir Türk provokasyonuydu. Hakemin bu kararlarıyla çılgına dönmüştüm. Ona, “Sen şişko bir ...sın” diye bağırdım. Temmink, “Ne dedin sen, gel buraya” dedi ve ikinci sarı karttan beni oyundan attı. Böylece Türklerin istediği oldu...” Unutulmaz sözler... “Taktik dediğin şey, diş fırçalamak gibi bir şeydir” (Arthur Zico)
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT