BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Gerçeğin baskısı altında ezilmek!

Gerçeğin baskısı altında ezilmek!

Belki hatırlayan vardır, bir sanal forum oluşturmuştuk.



Belki hatırlayan vardır, bir sanal forum oluşturmuştuk. Adını, “Demokrasi Kıraathanesi” koymuştuk. Geçenlerde forumu ziyaret ettim. Ankara’nın saçma sapan gündemiyle birlikte, giderek ağırlaşan sisli ve puslu hava, oraya da sirayet etmiş. Kıraathane, depresyona girmiş. İsterseniz, şöyle bir kulak kabartalım. Bakınız, neler konuşuluyor? Önce bildik bir hikâye: *** Büyük balık, yavrusunu uyarıyormuş: -Bak oğlum, buna zoka, ucundakine de yem derler. Sakın ola ki, yemin cazibesine ve nefasetine kendini kaptırma, tamam mı? Yavru, yutkunmuş yutkunmuş, -Peki anladım, tamam, demiş. Tam bu sırada, ikisi de yukarıya bakmışlar ve bir ağın indiğini görmüşler. Yavru, titreyen bir sesle sormuş: -Peki, bu nedir? Baba, tecrübesini konuşturmuş, -Buna tepeden inme derler, yapacak bir şey yok! *** Peki, ne oluyor? Herkesin, “Ben kimim ulan!” ya da “Sen kimsin ulan!” dediği bir ülkede, neyi nasıl çözebilirsiniz? Böyle bir yozlaşma, kamu yönetimine yayılırsa, demokrasiden söz edilebilir mi? Özgürlük, iktidarın bölünmesi ve paylaşılmasıdır; despotizm ise, tek elde toplanması ve kokuşmasıdır. Ne gariptir ki, ülke bunalıma girince, ülkenin sahibi değişiyor. Demokrasi, hava yapıyor. Son sözü, “yazılı olmayan anayasa” söylüyor. Çakallar vadisine dönüşen bir düzen, hangi problemini çözebilir? -Çare nedir? -Çare belli: Açık oy, gizli tasnif! -Olmadı.. -Olmadı, “ara rejim ve sopa” ne güne duruyor! *** Vaziyet böyle.. Kıraathane’nin yaşlı sakinlerinden biri, fevkalade bedbin bir eda ile, A. Hamid’in Makber Mukaddimesi’nden dem vuruyor: -Bu işin lisanı anlaşılmaktan beridir. Sükut edelim. -En güzel, en büyük en doğru şiir, bir hakikat-i müdhişenin tazyiki altında hiçbir şey söylememektir. *** Oldu olacak, Taşlıcalı Yahyâ Efendi’nin mısraları ile bitirelim: Derûnî âşinâ ol, taşradan bîgâne sansınlar Bu bir zîbâ reviştir, âkil ol, dîvâne sansınlar
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT