BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Turnalar dile gelse

Turnalar dile gelse

Bahar, yol kenarındaki, parklardaki ağaçların gelin gibi donanışları, rengârenk lalelerin festivali, erguvanların müthiş bir gösteriye hazırlanışlarıyla ağır ağır geldi İstanbul’a...



Bahar, yol kenarındaki, parklardaki ağaçların gelin gibi donanışları, rengârenk lalelerin festivali, erguvanların müthiş bir gösteriye hazırlanışlarıyla ağır ağır geldi İstanbul’a... Her bahar tabiatın bu akıl almaz uyanışı “Ölüler nasıl olur da dirilir?” sorusuna, Yunus’un “Ölür ise ten ölür, canlar ölesi değil” deyişini de çağrıştıran, apaçık, anlamlı bir cevap aslında. Ama gözleri ağlamaktan veya sahte yaldızlara bakmaktan kör, gönlü hasretten, ya da yeni heveslere uyandıran bahar esintilerinden sersem sepelek hâle gelmiş insanoğlunun tefekkür aklına gelir mi? Vitrinlerin bahar giysileriyle donatıldığı şu sırada da aslında bütün ihtiyacımız sevgidir, derdimiz ayrı düştüğümüz sevgilidir. Onun için âşıklar, baharlarda coşarlar, yüreklerdeki sevda ateşini harlandırırlar. Sazlarda, tabiatın kendine özgü o muhteşem müziğinde hakim olan ana tema sevgiliyi çağırışlardır. “Turnalar uçun, yayladan geçin/ Yârimi seçin turnalar hey...” Sevgiliye methiyeler düzüldüğünde, nedense ille telli turnalardır söz konusu olan. Sevgide hoyrat, sorumsuzlukta sınırsız, bencillikte devasa insan, çağın hastalığı olan tüketim hırsı içinde sevgiyi de tüketiyor, sevgiliyi de... Onun için “ilişki” kelimesinin vıcık vıcık batağında aşk eriyip gidiyor. Verilen bilgilere göre; telli turnalar artık yok denecek kadar azalmış. Onun gibi pek çok kuş türünün nesli giderek tükeniyor. Sazlar ne için çalacak şimdi, âşıklar kimlere seslenecek? Büyük kentlerde, zehirli atıklarını toprağa veya göllere, denizlere atan fabrikalar, devasa alışveriş merkezleri açılıp, orman vasfını kaybetmiş alanlara gökdelenler dikildikçe tabiat geriliyor, özünü, dengesini kaybediyor. Kara dumanlar, ozonu delen sera gazları, ardında ifritin gizlendiği sahte ışıklar altında hayatın can damarı olan kaynaklar kuruyor; hava kirlenip ısınıyor, topraklar kuraklıktan çatlıyor, birbirine bağlı tüm dengeler bozuluyor. Bir büyük felaket, adım adım yaklaşırken nefs ağaçlarının kof dallarına tutunan insanoğlu aldırmasız... TV kanallarında seyrek de olsa, küresel ısınma sebebiyle oluk oluk çatlayan topraklar gösteriliyor. Gezegeni bu hâle getirmemizden ötürü çatlayan ar damarlarımız, kuruyan içimiz sanki... İşte, kıtlığın, yokluğun ilk habercileri de kapımıza dayandı. Pirinç fiyatlarına erişilmez oldu. Sırada bulgur, nohut, fasulye... Kaybolan bereket! Âşıkların suskunluğunda telli turnalar dile gelseler ne diyecekler malum: “Ey insanoğlu! Utan ve uyan!”
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT