BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Protokolle tahakküm

Protokolle tahakküm

İngiltere sarayı Buckhingam, kendilerini dünyanın merkezi olarak görüyor olmalı ki kraliçesi, hangi ülkeyi ziyaret ederse etsin o devletin hariciyesiyle devlet başkanlığı bürokrasisine pösteki saydırmaktalar. Kendileri hükümdarlık rejimine sahipler. Böylece protokol kaideleri gayet muhkem.



İngiltere sarayı Buckhingam, kendilerini dünyanın merkezi olarak görüyor olmalı ki kraliçesi, hangi ülkeyi ziyaret ederse etsin o devletin hariciyesiyle devlet başkanlığı bürokrasisine pösteki saydırmaktalar. Kendileri hükümdarlık rejimine sahipler. Böylece protokol kaideleri gayet muhkem. Bunun kendilerinde tatbiki onların bileceği iştir. Fakat kraliçelerinin ziyaret edeceği memleketlerde de aynı vazgeçilmez kuralları tavizsiz uygulamaya kalkışmaları, muhatabı küçük görmekten başka bir anlama çekilmez. Kraliçeye “majesteleri” diye hitap edilecek, kraliçe el sıkarken eldivenini çıkarmayacak, Türkiye Cumhurbaşkanı, konuğunu başıyla selamlayacak, frak veya smokin giyecek, olmazsa koyu siyah takım elbiseyle merasim ve resepsiyonlarda yer alacak fakat beyaz kravat takacak. Cumhurbaşkanın eşi, zarif bir edayla reverans yapacak, selamlama esnasında bayanlar hafifçe dizlerini kırarak el sıkacaklar, erkekler kraliçenin eline buse konduracaklar vs. vs... Bütün bunlar, haftalardır, Britanya Krallığı temsilcileriyle Türkiye Cumhuriyeti Devleti dışişleri bakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı temsilcileri arasında pazarlık mevzuu. Protokole dair sıkı bir pazarlık sürmekte. Ada devletinin mümessilleri bir lütufta bulunmuşluk kibriyle kolay kolay esnemiyorlar. Zira o adanın sarayının âdâb-ı muaşeret kaideleri, asırlar evveline dayanmakta. Bizi ise galiba dünkü devlet gibi görmekteler. Onun için devletlûnun tenezzülen Ankara’yı teşriflerinden daha feragatli ne olabilir? Cumhuriyet protokolü ile hükümdarlık protokolü yer yer çatışmakta. Bu münasebette ev sahibi olmanın, misafirin ev sahibine tabi olması keyfiyetinin fazlaca bir değeri yok. Britanya Krallığı kendini hâlâ üzerinde güneşin batmadığı imparatorluk olarak görmekte. Oysa duvarlara yazılan cümle gibiler “bir zamanlar kraldı”. Fatih Terim’e de “kral” deniyor. Londra, bugün de kendini müstemleke idaresinin merkezi zannediyor. Bu bir mübalağa. Artık ne Hindistan var, ne başka yerler. İngiliz askerlerinin Iraktaki zavallı hâli ortada. Onun için bu sahip dayatması fazla. “Âlem buysa kral benim!” diye çığlık atan çok. Disiplinin az ötesi tebessüm ettirir.. Ancak şu da bir gerçek. Ülkeleri içten fethediyorlar. Oralarda kuvvetli kamuoyu oluşturmaktalar. Bakınız majesteleri geldiğinde bazı neşriyat unsurları, kurtarıcılarını istikbal edenler gibi hâki payine yüz sürecekler. Onun için misafirliğini unutup, bulundukları yerlerde Osmanlı İmparatorluğu dahil, bütün imparatorlukları yıkmış olmanın haykırttığı “güüç bende!” havasındalar. Bunlar, ‘güçlü olan haklıdır’ hukukunun mensupları. Misafir bizim kültürümüzde hiçbir kültürde olamadığı kadar kıymetlidir. Ama herkesin yerini bilmesi de mecburi. Ne yani, kraliçe gelince Türkiye bir ânda bütün sıkıntılarından mı kurtulacak? Devlet-i Ebed Müddet, misyonunun sahibi bu devlet, her gün birçok cumhurbaşkanı ve başbakan ağırlamakta. Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı İmparatorluğunun mirasçısıdır. Majesteleri eşit bir devlet reisiyle muhatap olduklarını unutmasınlar. Bize kimse tahakküm edemez. Tahakkümün her nev’i bu topraklarda alerji sebebidir.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT