BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kimlik bunalımı

Kimlik bunalımı

Türkiye’de bir kimlik bunalımı olduğu inkârı mümkün olmayan bir gerçektir. Bu bunalımın asli ve tali çok sayıda sebebleri varsa da, ilk sırada yer alan mazi (Osmanlı) düşmanlığı ve her geçen gün İslamiyetten uzaklaşmaktır. Maalesef milli ve manevi değerlerimizde bir erozyon vardır.



Türkiye’de bir kimlik bunalımı olduğu inkârı mümkün olmayan bir gerçektir. Bu bunalımın asli ve tali çok sayıda sebebleri varsa da, ilk sırada yer alan mazi (Osmanlı) düşmanlığı ve her geçen gün İslamiyetten uzaklaşmaktır. Maalesef milli ve manevi değerlerimizde bir erozyon vardır. Jeolojik ve çevre açısından her yıl erozyon sebebiyle Kıbrıs kadar toprak kaybederek dünyada ilk sırada olduğumuz gibi milli ve manevi değerler ve ahlak açısından da çok büyük bir erozyon içindeyiz. Batı’da mazisine düşman kişiye asla rastlanamaz. Rusya’da komünist rejim yıllarında, çarlık inkâr edilmedi. Şu anda ise Rus okullarında 30 milyon insanın katlinde baş sorumlu olan Stalin milli kahraman olarak gösterilmektedir. Rusya Devletinin Ortodoks mezhebine gösterdiği ilgi ve yardım İslam Dünyasında bile İslamiyete gösterilen ilginin üstündedir. (İstisnalar hariç) 2007 yılında bir ilkokul öğrencisinin Osmanlı ile ilgili kompozisyonu mazi düşmanlığını gözler önüne sermektedir. Ve bu kompozisyon ilkokullar arası yarışmada derece almıştır. (Kompozisyonu bir ilkokul öğrencisinin yazdığına inanmıyorum) Bu kompozisyonun bir bölümü şöyledir: “1299 yılında Söğüt ve çevresine inen küçük kara bulut yavaş yavaş büyüdü ve tüm Balkanları sardı. Bu kara bulutun altında tüm insanlar kendilerine olan saygınlıklarını yitirip bir kişi için çalıştılar. Elde ettikleri her şeyi bir haine verdiler. Sonucunda da çoğu bu hainin emriyle öldürüldü. İşte tüm bu zamanlarda ne güneş doğmak, ne kuşlar ötmek, ne bulutlar dans etmek ne de bayraklar dalgalanmak isterdi. Bu kara bulut ve onun doğurdukları 1918 yılına kadar sürdü ve 1918’den sonra yavaş yavaş dağılmaya başladı.” Bir yabancının Osmanlı hakkındaki görüşü söyledir: “Dünyanın en hür ülkesi Osmanlı ülkesidir. Mukaddesata çatmadıkça, devlete isyan etmedikçe, insan orada meşru olan her şeyi yapar. Tek kelimeyle belki de insanlığın özlediği gerçek demokrasi son defa Devlet-i Aliye’de gerçekleşmiştir.” (Panait Istrate-Mağaradakiler- s. 273) Maziden kopan milletler yok olmaya mahkumdur. Kaldı ki Türk milleti çok şerefli bir maziye sahiptir. Ne yazık ki, Osmanlı düşmanlığı ile İslamiyetten uzaklaşmak çağdaşlık olarak telkin edilmektedir. İnsanın iç ve dış benliği vardır. İçerdeki ben ruh dışarıdaki ben ise ten, yani vücuttur. Her ikisinin arasında perdeler vardır. Allahü teâlânın sevgisi ile bu perdeler kalkar ve ikisi kaynaşır. “Ruh eğitilirse, eğitilmiş ruhun elbisesi olan bedenden de kemalat zuhura gelir. Eğitilmiş bir ruhun aracı olan dilden hikmet, gözünden ibretler fışkırır. On parmaktan kültürler, sanatlar meydana gelir.”
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT