BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > SPOR MU sektör mü?

SPOR MU sektör mü?

Formula 1 çok masraflı bir organizasyon, takımlar her yıl 3 milyar dolar para harcıyor, pistlerden kazandıkları tecrübeleri yol otomobillerine aktarıyorlar.



> İrfan Özfatura Kısaca F1 diye anılan Formula 1 yarışları yeryüzündeki en güçlü otomobillerin yarıştığı bir arena... Organizasyonu Paris merkezli FIA (Uluslararası Otomobil Federasyonu) düzenliyor. Tribündeki seyirciler bir yana, ekrana kilitlenenlerin sayısı 600 milyon civarında. Bu otomobiller elbette bizim kullandıklarımıza benzemiyor, tek kişilik ve açık tekerlekli dizayn ediliyorlar. 1981 yılında imzalanan Concorde Anlaşması’na göre takımlar iflas etmedikleri sürece yarışlara katılmak zorundalar ve TV yayın haklarından pay alıyorlar. Şampiyon sadece tek bir yarışla belirlenmiyor, yıl boyunca her birine “Grand Prix” adı verilen 19 ayrı müsabaka yapılıyor. Ekipler kah Kanada gibi soğuk kah Bahreyn gibi sıcak ülkelerde imtihandan geçiyor. Neticede puanlar toplanıyor ve “Dünya Sürücüler Birincisi” ile “Takımlar Birincisi” ilan ediliyor. Aslında Serüven taaa 1920’lere uzanıyor, o yıllarda bileğine güvenen meydana çıkıyor, elbette otomobil firmalarının desteğini alan ekipler önde gidiyor. İsteyen on arabayla da katılabiliyor, eküriye yatanlar kendi adamlarına yol verip, diğerlerini sıkıştırabiliyor. 1. ve 2. Cihan Harplerinden sonra işe çekidüzen getiriliyor, sınırlar çiziliyor, kurallar konuyor. 1950’DEN BERİ Bu manada ilk dünya şampiyonası 1950 yılında İngiltere’nin Silverstone pistinde yapılıyor. Bazı otomotivciler işi çok ciddiye alıyor, pistte kazandıkları tecrübeleri araçlarına da tatbik ediyorlar. Kazanan marka medyada boy gösteriyor, reklamın kralını yapıyor. Ki Alfa Romeo, Maserati, Ferrari, Lotus, Mercedes, Porsche, BMW, Honda, Toyota, Ford ve Renault gibi üreticiler göze batıyor. 1954 yılında motor hacimlerine sınırlama geliyor ve teknolojiler konuşmaya başlıyor. Mesela Mercedes-Benz valflerle oynayarak ve yakıtı enjekte ederek rakiplerine fark atıyor. Bu arada firmalar rüzgara karşı da mücadele veriyor, aerodinamik ve yol tutuş üzerine büyük mesafeler alınıyor. Formula sadece hızlı yarışçılar çıkarmakla kalmıyor, yetiştirdiği teknisyen ve mühendislerle oto sanayine ivme katıyor. Nitekim disk fren, turbo motor, ABS, ESP gibi yenilikler kademe kademe sektöre sıçrıyor. Mesela Lotus ortaya aldığı motorla çok dengeli yol tutuyor ve 1959, 1960, 1966 yılında şampiyon oluyor. Yine Lotus alışılagelmiş iskelet dizaynı yerine alüminyum monokok şasiyi deneyerek yeni bir çığır açıyor. Derken kanatçıkları kullanıyor. Bilirsiniz kanatlar jetleri uçurur, F1 araçlarını ise inadına piste yapıştırıyor. TEHDİTLER, YASAKLAR Renault ise turbocharger motorlarla (1977) 700 beygirin üzerinde bir güç elde ediyor. Beş on yıl içinde turbolu arabalar 1,100 beygir güce ulaşınca ipin ucu kaçıyor, “emniyet açısından” bu motorlar yasaklanıyor (1989). 1990’larda, aktif süspansiyon, yarı-otomatik vites kutusu ve çekiş kontrol gibi “elektronik sürücü destek” sistemleri pilotun yükünü azaltıyor, arabayı yolda tutmak mesele olmaktan çıkıyor. Usta yarışçı ile acemi arasında fark kalmıyor. Bu yüzden zikrolunan teknolojilere de sınırlama getiriliyor, hatta lastik olukları bile standarda bağlanıyor. Bir ara McLaren, sağ ya da sol tekerleklerin ayrı ayrı fren yapmasını sağlayan bir sistem geliştiriyor, böylece pilot virajları çok daha hızlı dönebiliyor. Bu dahi sürücüye yardım olarak değerlendiriliyor ve yasaklanıyor. MASRAFLAR ÇUVALLA F1 son derece maliyetli bir organizasyon. Pilotları bulmak, yetiştirmek, teknolojiye yatırım yapmak hep masraf. Nitekim bu iş için Toyota 420, Ferrari 408 milyon dolar harcıyor. McLaren, Honda, BMW-Sauber, Renault, Red Bull, Williams, Force İndia, Toro Tosso, Super Aguri gibi takımları da toplarsanız harcanan para üç milyar doları aşıyor. Fotoğrafta bu işe büyük bütçe ayıran Ferrari’nin 20 nesil yarış arabaları görülüyor. NEREDEN NEREYE 1950’li yıllarda şehir pistleri kullanılır, halk kaldırıma sıralanırdı. Formula’nın bu noktalara gelebileceği şüphesiz düşünülmüyordu, zamanla hususi pistler açıldı. DAYANIKLILIK GEREKTİRİYOR F1 pilotlarının hayatı pist kenarında geçiyor, son derece ağır idmanlar yapıyorlar. Güçlü olmak zorundalar zira virajlarda kasklarının ağırlığı 30 kiloyu aşıyor. HER ŞEY BU DİREKSİYONDA Formula 1 araçlarının direksiyonları oldukça teferruatlı. Sürücü direksiyondaki düğmelere basarak yarı otomatik şanzımana hükmedebiliyor. Küçük motor büyük güç Formula 1’de önceleri V tipi 3 litre, 10 silindirli, 19.000 devirde 900 beygir gücü üreten motorlar kullanılıyordu, artık V tipi 2.4 litre, 8 silindirli motor kullanmak zorundalar. Bunlar dakikada 22 bin devir dönse de ancak 700 - 750 beygir güç üretebiliyorlar. Her araba aynı motorla en az iki yarış bitirmek durumunda. Elbette ekonomik değiller ve benzini içiyorlar. Bu araçlar 7 vitesli ve sürücü direksiyondaki düğmelere basarak yarı otomatik şanzımana hükmedebiliyor. Yeri gelmişken hatırlatalım bir yarışta 3 bin küsur kere vites değiştiriliyor. Araçlar karbon fiberden mamuller ve pilotuyla birlikte 600 kilo civarındalar. 300 km sürat yapan bir araç dakikada 5 km yol alıyor, saniyede 83 metre yol yutuyor. Yağışlı havalarda lastik olukları her saniye 60 litre su atıyor. KADININ ADI YOK F1 pilotlarının hayatları pist kenarında geçiyor, son derece ağır idmanlar yapıyorlar. Güçlü olmak zorundalar zira virajlarda kasklarının ağırlığı 30 kiloyu aşıyor. 200 km hızla giden bir F1 aracı 1.9 sn de durabiliyor, ki bu fren yapan pilotun 5 g’lik (350 kiloluk) bir kuvvete maruz kaldığını gösteriyor. Zaman zaman frenler 1000 dereceye, egzoz 950 dereceye çıkıyor, radyatör motor arasında sıkışan kokpit saunaya dönüyor. Malezya Bahreyn gibi pistlerde yarışçılar “pilot buğulama” oluyor, 2 litre ter atıyorlar. Sürücüleri serinletmek kimsenin umurunda değil, zira motoru, şanzımanı ve frenleri soğutmak daha önde tutuluyor. Henüz bir kadın şampiyon tanımadık, hatta katılanı da duymadık... Feministler kızmasın ama bu iş bayanların boyunu aşıyor. F 1’de direksiyon sallamak zahmetli iş ama değiyor, doğrusu iyi kazanıyorlar. Ünlü isimler her sene 30-40 milyon doları kenara atıyor. Reklamdan gelenler bal kaymak oluyor. Yarışlar sanıldığı gibi riskli değil, 1994’te San Marino’da duvara çarparak hayatını kaybeden Senna’dan bu yana pistlerden ceset çıkmadı, çıkmaması için de her tedbir alınıyor.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT