BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Toplumumuzdan kesitler

Toplumumuzdan kesitler

İlk olay bir dolmuşta cereyan ediyor:



İlk olay bir dolmuşta cereyan ediyor: Taksim-Aksaray arasında çalışan dolmuşa geceleyin binen takım elbiseli üç kişi, ayakta oldukları halde yanlarındaki lahmacunları dolmuşta yemeye başlıyor. Diğer yolcular, lahmacunların kokusundan rahatsız olduklarını söyleyip, uyarıyorlar. Lahmacun yiyen kişiler, kendilerine tepki gösterenlerden birini tekme tokat dolmuştan indirip, Tarlabaşı Bulvarı üzerinde darp etmeye başlıyor. Dolmuş sürücüsü ise durmayıp yoluna devam ediyor. Dövülüp, birkaç yerinden bıçaklanan kişi, yoldan geçenlerce polise ihbar edildiğinde ise vakit çok geç. Kan kaybından ölüyor... İkincisi Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Güzelyalı Pansiyonunda geçiyor: Sakarya’da görev yapan 13 avukat, yanlarına eş ve çocuklarını da alarak 31 kişilik kafile hâlinde Çanakkale Şehitliği’ni ziyaret ediyorlar. Gece geç saatlerde dinlenmek için önceden yer ayırttıkları pansiyona varıyorlar. Ancak otobüse giren güvenlik görevlisi, hanımlardan üçünün başının örtülü olduğunu, bu yüzden pansiyona giremeyeceklerini bildiriyor. Avukatların tepkisi, çabası sonucu değiştirmiyor. Vatan ve mukaddesat uğruna şehit olanları ziyarete gelen torunları, lâikçilikle aklını bozmuş yalakalar tarafından gecenin o saatinde sokakta bırakılıyor... “Bu kadarı da olmaz” diyerek, balkona çıkıyorum. Maksadım çimlere, çiçeklere, ufka bakıp, üzerimdeki kasveti dağıtmak. Kaldırımda iki genç kız. Okullu oldukları anlaşılıyor. Biri bürgülü, diğeri asortik... Hem gidiyorlar, hem tıkıştırıyorlar. Biri torbasındaki son kırıntıları ağzına döktü. Diğeri şişeyi kafasına dikti. Ellerindekini hiç erinmeden, aranmadan oracığa atıp gittiler... Sonuncusu banliyö treninde... Hava kararmıştı. Haydarpaşa’dan bindim, Erenköy’de ineceğim. Ayakta zor duran, bıyıkları ağzına girmiş, kara mor bir surat. Leş gibi kokuyor. “Anadolu yakasında meyhane yok!” diyenleri yalanlarcasına içmiş. Kalabalık vagonda kimse bir şey söyleyemiyor. Mahalle baskısı falan değil, bu bal gibi meyhane baskısı! Kızıltoprak istasyonunda herkesten önce indi ve hemen ilk ağacın dibine siydi! Bir farkla: Ayağını kaldırmadı! Belki de mecali yoktu, kaldıramadı... ......... Buyurun, dört karelik sosyografiden toplumu seyredin: Dolmuşçusu sorumsuz, rektörü zalim, kızları görgüsüz, çağdaşı ayyaş! Öyle olmayanları tenzih ederim. Edep ve mukaddes nâmına ne varsa “kapatmak” peşindeki toplum mühendislerine sözüm: Meramınız bu idiyse, başardınız. Zil takıp oynayın derim...
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT