BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Saygı” bekleyenler, önce “saygıdeğer olmalı

“Saygı” bekleyenler, önce “saygıdeğer olmalı

Yargıtay yaptı etti, yine gündemin ortasına oturdu. Evvelsi gün yaptığı zehir zemberek açıklama ile ülkede tansiyonu gerip, siyasî polemiği ateşlemeyi başardı.



Yargıtay yaptı etti, yine gündemin ortasına oturdu. Evvelsi gün yaptığı zehir zemberek açıklama ile ülkede tansiyonu gerip, siyasî polemiği ateşlemeyi başardı. Piyasalar allak bullak oldu. “Türkiye’de neler oluyor?” diyen yabancılara günlerce işleyecekleri malzemeler verdi... Yargıtay’ımız kendisine yöneltilen eleştiri ve değerlendirmelerden çok rahatsız olduğunu her vesile ile dile getirir. “Yargının itibarının korunmasını, yargıya saygı duyulmasını” ister. Ama Hükümet’e, Meclis’e, Avrupa Birliği’ne ve Yüksek Mahkeme’ye pek âla çatar... Yargıtay Başkanlar Kurulunun bu bildirisi geçen yıl Genelkurmay sitesine konulan e-muhtıradan pek farklı değil. O muhtıra Anayasa Mahkemesi’nin 367 kararını etkilemeye yönelikti. Bu ise yakın zamanda karara bağlanması beklenen başörtüsü davasını ve AK Parti hakkında açılmış bulunan davayı “kapatılması” yönünde etkilemeye yönelik. Bu vesileyle “tarihî müttefikler” yine bir araya geliverdiler: CHP, DSP hemen “bildirinin yanında olduklarını” beyan ettiler. Şüphesiz Ergenekoncularımız, ulusalcılarımız, ağzından bir kere demokrasi kelimesi çıkmayan cumhuriyet mitingcilerimiz ve “kaç kişi” olduklarını bile bilmeyen birkaç onursal kişi de destekliyordur... Ama Türk halkı desteklemiyor. Bunu böyle bilsinler... Geçen yıl e-muhtıra yayınlayarak AK Parti’ye 10 puan eklemişlerdi. Bu bildiri ile 20 daha eklemiş olabilirler... Yargı bağımsızlığını ve saygı duyacağı bir yargıya sahip olmayı Türk halkı onlardan çok daha fazla istiyor. Ama saygı bekleyenlerin önce kendilerinin saygıdeğer olmaları gerek. Topluma güven telkin etmeleri gerek. 1943’lerde işlenmiş Mustafa Muğlalı olayına, 27 Mayıs ürünü darbe yargıçlarının aşağılık tutumlarına kadar inmeyelim. Ama daha yakın geçmişte çürümüşlük, kokuşmuşluk o denli yayılmışken toplumdan “saygı bekleyen” kurumlar nerelerde idiler ve ne yapıyorlardı? Meselâ: >> 28 Şubat brifingleri ile beyinlere “post modern” fikirler monte edilirken yargı bağımsızlığını ve yargıya saygıyı neden hiç hatırlamıyorlardı? >> Şemdinli savcısı Sarıkaya hukûken linç edilirken neden susmuşlardı? >> Danıştay Başsavcısı Anayasa ve hukuk dışı 27 Mayıs darbesini “devrim” diye överken neden bir tek aksi kelâm etmiyorlardı? >> Geçen yıl hukuk garabeti 367 kararı zorlama ve tehditle istihsal edilirken neredeydiler ve ne yapıyorlardı? >> Darbe girişiminde bulunduğu artık ispatlanmış generaller hakkında yargının soruşturma açmaması üzerinde neden tek kelime sarf edemiyorlar? >> Üstelik, kerameti kendinden menkul bir iddianame ile kapatma davası açan başsavcının “başörtüsüne özgürlük girişiminde bulunmasaydılar ben bu davayı açmazdım” demesini âdeta kutsuyor ve savunuyorlar! Böyle davrananları nasıl “özüyle sözü bir” kabul edelim? Nasıl saygı duyalım? Değilse Türk halkı “Adalet mülkün temelidir” sözüne yürekten inanır. Ve adaleti “ona yabancı en küçük bir madde ile kirlenen bir değer” olarak kabul eder.. Saygı bekleyenlerin önce kendilerinin arınması ve adalet üzerinde titremesi gerekiyor...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT