BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Zerrin Özer’in film gibi hayatı

Zerrin Özer’in film gibi hayatı

Birçok sıkıntı çekti, ilk kaseti tutmadı, sahnelerden uzak kaldı ama yılmadı.Direndi ve başarıyı Orhan Gencebay’ın “Gönül” adlı şarkısıyla yakaladı.



Pazar Kahvesi - Betül Altınbaşak betul.altinbasak@tg.com.tr ZERRİN ÖZER: BEN HİÇ KENDİ HAYATIMIN BAŞROLÜNÜ OYNAMADIM Birçok sıkıntı çekti, ilk kaseti tutmadı, sahnelerden uzak kaldı ama yılmadı.Direndi ve başarıyı Orhan Gencebay’ın “Gönül” adlı şarkısıyla yakaladı. Sunuş Türkiye’nin kuşkusuz en güçlü seslerinden, en iyi yorumcularından biri. Kişiliği kadar renkli takıları, her haline yansıyan samimiyeti ve o hiç eksik olmamasını dilediğimiz kahkahalarıyla beraber Zerrin Özer’leydik. Kendini anlatırken, “iki Tane Zerrin yok, ben evimde neysem, sahnede de oyum” diyen büyük sanatçıyla röportajımız esnasında bir defa daha anladık ki, gerçekten bir tane Zerrin Özer var! Ve iyi ki var! TRT’nin 1976’da düzenlediği “Beraber Söyler misiniz” yarışmasına katıldığını ve 1000 kişi arasında birinci olduğunu ifade eden Zerrin Özer, müzik hayatına nasıl başladığını şöyle anlattı: “Şarkı söylemeyi çok seviyordum ve bunun benim hayatım olmasını da çok istiyordum. Sürekli olarak Blues-Jazz dinliyordum ve tabii hayal ettiğim de bu tarz şarkılarla bir şeyler yapmaktı. Fakat Tülay ablam dahil kimse beni kale almıyordu ki o zamanlar. Tülay ablam bir hayli meşhurdu ama ona bile anlatamadım derdimi. Fakat bu yarışmadan sonra, daha televizyonda yüzüm bile görünmeden hakkımda kulisler yapılmaya, teklifler gelmeye başladı, TRT’yi karıştıran amatör ses diye bahsediyorlardı benden.” FARKLI BİR ÇALIŞMAYDI >> Büyük bir heyecan duydunuz mu? Hem de nasıl... İş bu noktaya gelince yine Tülay ablamın da desteğiyle stüdyoya girdim. Müziğe başlamama en büyük sebep diyebileceğim hayranı olduğum Amerikalı şarkıcı Janis Joplin’in bir şarkısı üzerine Türkçe söz yazdım ve okudum. Ve 45’lik olarak piyasaya sürdük. Fakat yeteri kadar reklam çalışması yapmadılar, sadece bana kıyak yaptılar; “bak istediğini yaptık” diye... Bu deneme şevkimi kırmıştı diyebilirim. Bir daha kaset yapmayacağım dedim kendi kendime ve sağda solda şarkı söylemeye başladım. >> Kaset tutmadı, küstünüz mü yani? Belki de. Canlı söylemeyi tercih ettim. Önce Galata Kulesi’nde, sonra Tarabya Oteli’nde söyledim. Ve hep uluslararası şarkılar söylüyordum. Derken bir gün Selim Selçuk geldi ve bana İstanbul Gelişim’in solist aradığını söyledi. Gittim ve beni aralarına kabul ettiler. İstanbul Gelişim’le şarkı söylemeye başladım ki bu benim için çok önemliydi, onlardan çok şey öğrendim. >> Zerrin Özer denildiğinde hemen aklıma “Gönül” adlı şarkınız geliyor Zaten her şey “Gönül” ile başlar ve bende anısı vardır. Çiğdem Talu, Melih Kibar ve Esin Engin hepsinin yeri benim için çok özeldir. Geldiler ve dedilerki “Gönül diye bir şarkı var, okur musun?” Hiç düşünmeden reddettim. Çünkü o zamanlar aklımda sadece pop-jazz söylemek var. Ama o kadar ısrar ettiler ki dayanamadım. Ben sadece onların hatırı için girdim, öylece okudum. Meğer onlar bu arada kaydetmişler. Sonra bu kayıt çıktı. Derken ben köşe, bilseydim daha önce okurdum. GÖNÜL ÇOK ÖNEMLİ >> Bu şarkı ile parladınız diyebilir miyiz? Evet. Tabii burada Orhan Gencebay’ı unutmamak lazım. Biliyorsunuz “gönül” söz ve beste olarak büyük usta Orhan Gencebay’ın eseri. Bugün eğer bir Zerrin Özer varsa, bunda en büyük katkılardan biri de Orhan Gencebay’dır. Ve bu olaydaki bir diğer önem de şu ki, ilk defa bir Orhan Gencebay şarkısı olan “Gönül” TRT denetiminden geçti. O zamanlar TRT denetiminden geçmek mesele. Hele ki arabesk şarkılar ne mümkün? Şimdi görüyorsunuz şarkılar, şarkı sözleri ne halde... >> Keşke başka bir ülkede müziğe başlasaydım dediğiniz ya da yurt dışına çıkmayı istediğiniz oldu mu? Ben bunu daha çok çevremden duydum. Zerrin Özer yurtdışında, Amerika’da doğmalıydı diyen çok oldu. Nitekim çok önemli teklifler de aldım ama değerlendirmedim. Mesela birgün Amerika’da bir yere bir konsere gittik Sn Abacı’yla beraber. Konser dönüşü de bizi Washington’da daha çok uluslararası müzik yapan bir gece kulübüne götürdüler, rica minnet sahneye çıktım orada. Derken herkes çok beğendi, alkış-kıyamet... Neyse; bir bey geldi meğer Anthony Queen’in menajeriymiş. Aynı zamanda prodüksiyonlar da yapıyormuş. “Yarın Anthony Queen burada olacak, sizi O’nunla tanıştırmak isterim, çok iyi projeler var, burada kalın” dedi. Gitmek zorundayım dedim. Ve döndüm. Yine bir gün Gloria Gayner geldi Türkiye’ye. İstanbul Gelişim Orkestrası da kendisine eşlik edecek. O zaman ben de İstanbul Gelişim Orkestrası’yla söylüyorum. Tabii Gloria Gayner’dan önce ben çıktım sahneye. O da kulisten dinliyormuş. “Harika bir şarkıcısın” dedi. Böylece tanıştık. Amerika seyahatlerimde de aradım O’nu. Bir seferinde, “mutlaka kal, sana bir albüm hazırlayalım, kapağına da resmini değil, bir soru işareti koyalım, çünkü sende zenci sesi var, insanları şaşırtırız” dedi. Ama yine kalamadım. Bunun dışında İrlanda’dan teklif aldım. İrlanda senfoni orkestrasının baş gitaristi dünyanın böyle bir sese ihtiyacı var dedi. Paris’e gittim Mireille Mathieu’nun aranjörü aynısını söyledi. Paris’te Eyfel kulesinde konser verdim, Olimpiya’da konser verdim. Daha pek çok yerden çok ciddi teklifler aldım. Şu anda ben Avrupa’da değil bütün dünyada tanınan bir şarkıcı olabilirdim. >> Ama neden kabul etmediniz bu teklifleri, pişman olmadınız mı hiç? Gitmeyişimin yegane sebebi anneciğimdi, nurlar içinde yatsın... Onsuz bir adım atamadım hiç. Birkaç sefer “sen de gel” dedim ama asla kabul etmedi. Ben de o olmadan hiçbir yere gitmedim. Ama çok ilginç pişman değilim. Aslında bunlar benim hayatımda dönüm noktası olabilecek, şu anda pek çoklarının hayal bile edemeyeceği önemli olaylardı ama yine de pişman değilim. Ben kendi hayatımın başrolünü oynayamadım hiçbir zaman. İşin özeti bu aslında. BLUES VE JAZZ DİNLİYORUM >> Zerrin Özer kimleri dinler? Çok ayrım yapmak istemiyorum. Ama hemen aklıma gelenleri sizinle paylaşayım. Kubat’ı çok severim, Kutsi’nin sesini beğenirim. Işın Karaca’yı çok beğenirim. Harika bir sesi var. Yüksek sadakati, Şebnem Ferah’ı severim. Sezen’i severek dinlerim. Çok insan bilmez ama Şehrazat’ın harika bir sesi vardır, O’nu dinlerim. Yavuz Bingöl’ün, Ferhat Göçer’in seslerini çok severim. Ve tabii Kayahan... “Bir daha böyle sevecek olsam bir kalemde silerdim seni” Söze bakar mısınız? Olağanüstü söz yazarı, olağan üstü besteci. O’nun dışında genelde de blues-jazz başta olmak üzere yabancı müzik dinlerim. >> Buradan okuyucularımıza sizi sevenlere neler söylemek istesiniz? Dünyadaki en güzel şey sevgi, en önemli ve gerekli şey. Hepimizin en çok ihtiyaç duyduğu şey gerçek sevgi. Özellikle de bu günlerde. Ben gerçek sevgiyle aşamayacağımız bir engel olmadığını düşünüyorum. Birbirimize karşı daha anlayışlı, hoşgörülü olmalıyız. İşte o zaman her şeyin üstesinden geliriz. Ben hep şunu söyledim; bir gün bu dünyadan göçtüğümde arkamdan, “önce iyi bir insandı, sonra iyi şarkıcıydı” desinler. Zerrin Özer’in daha müziğe başlamadan lise yıllarında sözlerini kendisinin yazdığı ve evde annesine söylediği şarkının sözlerini, sizlerle paylaşmak istedim: “Ne biçim dünya böyle, haykırmak istiyorum! Biz gençleri anlayan varsa çıksın ortaya... Yalnız mıyız? Hayır değil; Ayrılmaz bir bütünüz. Her sözümüz göze batar, her davranışımız suç. Bizler ne de olsa genciz onlara benzemeyiz Onlar dediğim yaşlılar, Biz affederiz.” Sanatçılar kendi reklamını yapıyor Eskiden denetimden üç şarkımız geçtiğinde akşam parti yapar, kutlardık. Şimdi şarkılar, şarkı sözleri meydanda. Biz ortayı bulamıyoruz. Her gün yeni birileri çıkıyor, kısa bir süre sonra yok oluyor. Öte yandan piyasada işler de zorlaştı. Mesela, ben yeni bir albüm yaptım. 28 Şarkı ve iki CD’den oluşuyor. Biri pop; Zerrin Ömür Geçiyor, diğeri de Zerrin Özer diye bir Etnik Rock albüm. Piyasadaki kliplerini görüyorsunuz ve biz 3 ay geçmesine rağmen Çağan Irmak’la bu albümün kliplerini daha yeni çekebiliyoruz. Piyasa da öyle bir yoğunluk var ki, her şey artık çok zor ve pahalı. Bir de şimdiki şarkıcılara bakın. Bir albüm ya da single çıkartıyorlar, onun tanıtımı için sağa-sola programlara gidiyorlar, sonra bir de klip... Gelsin ekstralar, gelsin konser teklifleri. Yani sanatçı artık albümünün reklamını yapmıyor, albümle kendi reklamını yapıyor. Her şey maddeye dönmüş, işler verimsizleşmiş. Halk da almıyor tabii öyle olunca. ARTIK TEKNOLOJİ VAR Tabii... Eskiden doğru düzgün ses sistemleri hatta orkestralar olmadan sahneye çıkardık. Size bir anımı anlatayım. Taksim Maksim’de Gönül patlamış, orada çıkıyorum. Muhteşem bir ses düzeneği kurdurttum, kolonlar, amfiler filan... O zaman nerede böyle şeyler... Rahmetli Fahrettin Aslan geldi; “Bunlar ne? Gecekondu gibi, hepsini indirin!” dedi. Ben de “onlar inerse ben de inerim” diye cevap verdim. Niye diye sordu. Alışmamış ki böyle bi’şeye... “O zaman dedim, burası gazino olmasın, kebap salonu olsun.” Ben şarkıcıyım, yorumcuyum böyle olmalı. Zorla kabul ettirdim. Türkiye’de sahneye ilk ses düzeni kurduran, orkestrayla çıkan benim. Böyle başladı ve sonra sonra kabul gördü. Artık teknoloji var, bu işler çok profesyonelleşti. Menajerler, reklamcılar... Kaprisli olursanız tutunamazsınız Sanatçı olmak farklı mı olmak demek, bir adım önde mi olmak demek? Tabii ki hayır! Belki bizim çok güzel bir görevimiz var. İnsanları keyiflendiriyor, hüzünlendiriyor, hatta aşklarını yaşatıyoruz. Ama bu bizi diğer insanlardan üstün kılmaz, bir adım öne geçirmez. Ama görüyorum ki, şarkıcı olunca insanın hayatı, duruşu, yürüyüşü bile değişiyor. Ben hayatı anladım, kendimi anladım. Halk da beni anladı, sevdi. Ben iyi şarkı söylerim, iyi bir yorumcuyum. Senelerdir aynı hassasiyetle yapıyorum işimi. Çok önemli yerlerde çok önemli insanlarla söyledim. İnsanlar da kaliteli olanı, güzel olanı seçiyor ve hak ettiği yere taşıyor. TAKILARI ÇOK SEVERİM Evet, takılarım... O artık profesyonelliğe, ikinci bir mesleğe dönüşmek üzere. Aslında çok boş zamanım da olmuyor, bu aralar özellikle üniversite konserleri başta olmak üzere konserler yoğun, bir de televizyon projemiz var, boş vakit bulmak zor yani. Bir de çok ev taşırım ben, her sene başka eve... İki tane köpeğim var. Onlarla uğraşıyorum...
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT