BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > GAVS-I HİZÂNÎ Sıbgatullah Arvasî

GAVS-I HİZÂNÎ Sıbgatullah Arvasî

...Derken Seyyid Tâhâ-i Hakkari hazretlerinden haber gelir: “Dön yuvana!” Tereddütsüz emre uyar, kısa sürede kalp gözü açılır, Hızır aleyhisselâm ile görüşmeye başlar.



...Derken Seyyid Tâhâ-i Hakkari hazretlerinden haber gelir: “Dön yuvana!” Tereddütsüz emre uyar, kısa sürede kalp gözü açılır, Hızır aleyhisselâm ile görüşmeye başlar. Bazı insanlar, doğuştan nasiplidirler, Sıbgatullah Arvasî de onlardan biridir. Ne büyük lütuftur ki gözünü yüzü suyu hürmetine kainatın yaratıldığı serverin (Sallallahü aleyhi ve sellem) torunu olarak açar. Babası Seyyid Lütfullah âlim bir zattır, ariftir, velidir. Dedesi Abdurrahmân Kutub hazretleri Anadolu’yu aydınlatan kandillerden biridir. O günlerde Nehri ve Arvas birer medeniyet merkezidir. Hakk aşıkları İran’dan Irak’tan, Suriye’den tedrise, ziyarete gelir. Seyyid Sıbgatullah’ın on kardeşi vardır (Molla Resûl Zeki, Seyyid Cemâleddîn, Seyyid Nûreddîn, Seyyid Abdülmelik, Seyyid Abdülkahhâr, Seyyid Abdülgaffâr, Seyyid Muhammed, Seyyid Âbid, Seyyid Abdülganî ve Seyyid Mevlânâ) onu da âlim ve zâhiddir. İşte o böylesi bir feyz menbaında yetişir. Rahle başına bir oturur. Oturuş o oturuş... Kısa sürede zahiri ilimleri ikmal eder, fıkh, hadis, kelam, tefsir okutabilecek seviyelere gelir. Fen ilimlerine karşı da aşırı bir merakı vardır, matematik ve astronomi üzerinde de derinleşir. YUVAYA DÖNÜŞ! Evet, genç yaşta parmakla gösterilen bir alim olur ama yetmez, şimdi bir Allah dostu bulmalı tasavvuf yolunda ilerlemelidir. Bu vesileyle Van’a gider ve Seyyid Muhyiddîn Efendinin hizmetine girer. Sadık bir talebe olur, hocasının bir dediğini iki etmez. Nefsinin isteklerini asla yapmaz, istemediklerini ısrarla yapar ve perdeler aralanmaya başlar. Bir gün hocası “artık toprak altındaki velîlerden istifâde edecek makâma geldin” buyururlar. Bunun ne mânâya geldiğini bir süre sonra anlar. Çünkü Seyyid Muhyiddin Efendi gözlerini yumar. Seyyid Sıbgatullah bir süre Cizreli Şeyh Halid’in hizmetine girer, sonra Şeyh Salih-i Sıbkî’den, Bitlis’li Şeyh Musa’dan ve Şeyh Abdulkadir’den çok istifade eder. ...Derken Seyyid Tâhâ-i Hakkari hazretleri’nden bir haber gelir: “Dön yuvana!” “Baş üstüne” der, emre uyar, kısa sürede kalp gözü açılır, Hızır aleyhisselâm ile görüşmeye başlar. Seyyid Tâhâ hazretlerinin vefâtından sonra Seyyid Sâlih hazretlerinin sohbetlerine katılır o deryadan da inci mercan toplar. Nitekim Hizân ve Gayda halkını irşadla vazifelendirilir, gidip dergahını açar. Dersleri öyle öğretici, sohbeti öyle bereketlidir ki bir başlayan ayrılamaz. Ömrünün sonuna kadar bu belde de kalır, artık onu “Gavs-ı Hizânî” adıyla anarlar. SÜKÛTU SOHBET GİBİ... Seyyid Sıbgatullah’ın teveccühü, sohbetinden de tesirlidir, talebeleri sessiz sessiz otururken ansızın cezbeye tutulurlar. Bir defâsında oğlu Behâeddîn, vâaz yapar, takriben iki saat hoşça şeyler anlatır, tarikata ve şeriate dair ince bilgileri, halleri, sırları açıklar. Dinleyiciler sükunet içindedir, bir fevkaladelik yaşanmaz. Ama ne zaman ki Seyyid Sıbgatullah hazretleri saatine bakıp “Haydi kalkın, namazımızı kılalım” deyince cemâat adeta cereyâna kapılır, kendilerinden geçip bir hoş olurlar. Bir gün murâkabe hâlinde iken yüzlerine bariz bir şekilde tebessüm yayılır. Talebelerinden biri cesaret edip sorar, “Hocam bu gülümseme sebepsiz değil, hikmeti nedir acaba?” -Bize muhabbet besleyenlerden biri Botan Çayı’nda yıkanmış, saçını tarıyordu. Tarak saçına takılınca canı acıdı. Ne zaman darda kalsa bizi hatırlardı, yine öyle yaptı. MAHLUKATA ŞEFKAT... Seyyid Sıbgatullah hazretlerinin mahlûkâta merhâmeti çoktur. Sıla-i rahmi aksatmaz. Dostları vefât ettiğinde çocuklarını arar, gözetir ve yardımda bulunurlar. Muarrızlarına bile nâzik davranır, kötülük düşünenlere iyilik yapar. Allahü teâlânın emirlerine ve Efendimizin sünnetine tam uyar ve uyulmasını arzular. Bir gün talebelerinden biri sol çorabını önce giyince pek üzülür, adeta dehşete kapılırlar. Israrla gece ibadetini anlatır, teheccüd ve evvâbin namazlarını tavsiye buyururlar. Bâzı sohbetlerinde konuşmaz “Sükûtumuzdan istifâde edemeyen, sözümüzden de bir şey alamaz” buyururlar. Hocası Tâhâ-i Hakkârî hazretleri “Ne kendin sesli zikret, ne de başkasına ettir” buyurduğu için emre hassasiyetle uyar. Seyyid Tâhâ hazretleri bir mektûplarında; “Talebenin hocasına ihlâs ve muhabbeti tam, tâbiliği dürüst olsun da, hâl sâhibi olmasa da olur. Bu üçünden birinde noksanlık varsa ele geçen hâl (Allah korusun) istidractır. Şekâvet alâmetidir” yazarlar. Bu ikazı iletmeyi vazife sayar, bir sene boyunca sohbete bu sözlerle başlar. CANI PAHASINA O günlerde yöre alimlerinden Abdürrahmân Tâgî “gavslık alametleri” üzerine çok şey okumuştur, Seyyid Sıbgatullah hazretlerinin gerçekten gavs olup olmadığını merak eder görüşmeyi arzular. Mübarek onu kasabanın dışında karşılar, sohbete başlarlar. Hava önceleri pırıl pırıldır ama birden kararır, bardaktan boşanırcasına yağmur başlar. Herkes ıslanır ama Seyyid Sıbgatullah hazretlerine tek damla isabet etmez. Abdürrahmân Tâgî, o zaman kitaptan okuduğu satırları hatırlar. Evet gavslık alametlerinden biri de budur, “Yağmur altında bulunup ıslanmamak!” Abdürrahmân Tâgî, Seyyid Sıbgatullah hazretlerinin önde gelen talebelerinden biri olur. Hatta canını feda edecek kadar. Bir gün sohbet için yüksekçe tepelerden birine çıkarlar, üç beş derviş önden gider, kilimleri yaymak, semaveri kurmak için hızla tırmanırlar. Gelgelelim bu arada irice bir kayayı yerinden oynatırlar, tonlarca ağırlığındaki taş gürültüyle yuvarlanmaya başlar. Abdurrahman Tagî derhal hocasına siper olur, kayaya karşı ellerini açar. Şükürler olsun ki kaya bir başka kayaya takılıp durur, korkulan olmaz. ÖLÜM GÜZEL ŞEY Seyyid Sıbgatullah hazretleri son günlerinde halifelerinden Abdurrahmân Tâgî’ye “bir kağıd getir, vasiyetimi yazdıracağım” buyurur ve bir sırlarını paylaşırlar: “Benden ilhâm yoluyla yaşamayı veya ölmeyi tercih etmem istendi. Rûhum âhireti diledi!” Abdurrahmân Tâgî “Ama Efendim sizin hayatta olmanız insanların hayrını çoğaltır” der ve sadaka vermeyi teklif eder. Öyle ya sadaka, kurşunu bile döndürür yolundan. Sıbgatullah Arvâsî hazretleri talebesini kırmaz, çokça sadaka dağıtırlar. Ancak ecelinin yaklaştığından emindirler, bu kazâ-i mübremdir zîrâ. İçten içe ölüme hazırlanır, ziyaretine gelenlere belli etmemeye çalışırlar. Hattâ Arvas’a gitmek için izin isteyen akrabalarına mani olmazlar. Günlerce çorba suyundan başka bir şey almaz, gece gündüz kıbleye karşı oturur murâkabede bulunurlar. Istırapları vardır ama saklarlar. Nitekim dostlarıyla vedâlaşır ve “arkamdan ağlamayınız” buyururlar. İki küçük oğlunu (Seyyid Nûr Muhammed ve Seyyid Burhan’ı) yetiştirsin diye Molla Abdurrahmân-ı Meczûb’a ısmarlar, Halîfelerinden Abdurrahmân Tâgî’ye “Büyüklerin yolunu değiştirme. Ben hocamın emrettiği gibi hiç bir şeyi değiştirmedim. O da hocasından aynı emri aldı ve hiç değiştirmedi” nasihatinde bulunurlar. PERDE ARDINDAN HABER Bir ara Abdurrahmân Tâgî’ye döner ve “böyle olsun bakalım” diye fısıldarlar. Dar-i bekaya yürüdükleri bellidir, sarıklarını çıkarırlar. Ruhunu meşakkatsiz teslim etmek için duâ edilmesini ister ve oğullarına sadaka ver buyururlar. Yatağına kadar yürüyerek gider, sağ yanlarına yaslanırlar. Odada Yasin-i şerif okunmaktadır, son defa Keli-me-i şehâdet getirir, tebessümle gözlerini yumarlar... Taha-i Hakkari hazretlerinin buyurduğu gibi... Kılıç kınından çıkar. Odanın içine güzel bir koku yayılır, hatta dışarıdakiler de duyar, hocalarını kaybettiklerini anlarlar. Seyyid Sıbgatullah Arvâsî hazretlerinin vefatından sonra oğlu Seyyid Behâeddîn, halîfeleri Abdurrahmân Tâgî, Şeyh Hâlid-i Şirvânî, Şeyh Abdurrahmân Behtânî, Sofî Mustafa Kûlâtî, Ali Can Külpikî gibi zâtlar meşale olurlar. Seyyid Celâleddîn, Seyyid Behâeddîn, Seyyid Hamzâ, Seyyid Nûr Muhammed ve Seyyid Hasan adlı oğulları da babalarının yolunda gider. (Seyyid Bahrî, Sultan Veled ve Burhâneddîn ise küçük yaşta vefât ederler.) Makamları âlâ ola... TALEBEMİZE SORULSA... >> Şeyh Hâlid Şark vilâyetinde vazifeli adliye müfettişlerinden biridir. İlim ehlidir, hatta onun İbn-i Hacer ve Seyyid Şerîf Cürcânî kadar bilgili olduğu söylenir. >> Seyyid Sıbgatullah hazretlerinin nâmını işitince gidip görmeye niyetlenir. Aklına bâzı müşkil sorular gelir, acaba bunları sorsam cevaplayabilir mi diye düşünmeye başlar. Seyyid Sıbgatullah onu hoşça ağırlar ve sohbet esnâsında “Bir kimse bir talebemize şöyle suâl etse, şu şekilde cevap alırdı” der, soruları teker teker cevaplandırırlar. >> Şeyh Hâlid mahcuptur, pişmandır. Bir daha ayrılmaz bu kapıdan.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT