BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Oğlundan mektup var Fahri Ağabey

Oğlundan mektup var Fahri Ağabey

Küçük cüssesi, büyük yüreği ile yorgun argın kendisini odama taşıdığında, hastaydı. O gün, fersiz gözlerini son kez gördüğümü bilmiyordum.



Küçük cüssesi, büyük yüreği ile yorgun argın kendisini odama taşıdığında, hastaydı. O gün, fersiz gözlerini son kez gördüğümü bilmiyordum. Kısa sohbetimizden aklımda kalan, “Oğlum Amerika’da doktor. Kerata yirmi altı yaşına geldi, üstelik okul hayatının çoğu gurbette geçti ama henüz bir tane mektubunu almış değilim” cümlesiydi. O gittikten sonra, Cleveland’da diş doktorluğu yapan oğluna mail yazdım ve babasının bu üzüntüsünü aktardım. “Hiç düşünmemiştim, elbette yazarım” dedi. Ben de, “Sen mektubu mail olarak bana gönder, ben kağıt çıkış alıp zarfa koyayım, şöyle somut ve ele avuca gelir hakiki bir mektup olsun” dedim. *** Bir hafta sonra, aynı gün, hem Fahri Ağabey’in vefat haberini, hem de oğlunun mektubunu aldım! Mektup şöyleydi: *** “Bir rüya gördüm baba... Küçük bir çocuğum, seni arıyorum sabahın çok erken bir vaktinde. Düşüyorum peşine... Sonra küçük bir camide, başında siyah takke, üzerinde uzun palto ve o her zamanki ağır halinle namaz kılarken buluyorum seni... Bir rüya gördüm baba... Bir akşamüzeri Yeşilırmak boyunca evimize doğru yürürken sana Yavuz Sultan Selim Han’ın neden küpe taktığını soruyorum. Sen açıklıyorsun, ben dinliyorum ama bir taraftan da köşedeki dondurmacı hâlâ açık mı diyerek gözlerimi o tarafa bakmaktan alıkoyamıyorum. Bir rüya gördüm baba... İstanbul’da bir vakıf yurdunda sen bir konuşma yapıyorsun. Bilgiyi özümseme, kullanma ve öğrenme teknikleriyle ilgili. Sonra başından geçen bir hadiseyi anlatıyorsun. Hani sen ortaokulda iken, öğretmeninin sodyumu suyun içine bırakmasıyla meydana gelen cızırtıyı... Bir rüya gördüm baba... Ünye’den otobüsle yola çıkmışız. Bir yerlerde mola veriyor otobüs on dakika... Dışarısı soğuk diye çıkmıyor kimse. Sen namaza gidiyorsun akşamı kaçırmamak için... On dakikalık mola oluyor otuz dakika. ‘Şoför bey, şimdi gelecek’ diye otobüsü bekletiyoruz. Bir rüya gördüm baba... Amasya’nın bir köyünde, kalabalık arasında bir adam, bütün gözler üzerine çevrilmiş, o onca göze aldırmadan haykırıyor hakikatleri... Din ve vatan sevgisinden bahsediyor. Ben biraz tedirgin, ama çok da gururla bakıyorum babama... Bir rüya gördüm baba... Ailece bir dost ziyaretinden dönerken dizlerim tutuluverdi, yürüyemedim. Omzuna alıverdin beni... Sonra anneme döndün, ‘Biz şimdi bunu taşıyoruz ama ileride bu da bizi taşıyacak mı?’ diye tebessümle sordun. Şimdi ben, uzak diyarlarda bir cam kenarında biyokimya çalışırken dışarıda yağmur yağıyor. Canım ders çalışmak istemiyor baba. Önümdeki sayfada bir reaksiyon zinciri... İçinde sodyum da var... Hani cızırdayan sodyum... Nedense benim de içim cızırdıyor... Seni omzuma almak istiyorum baba... Dr.Nurettin Öztürk, St.Luke’s Hospital, Cleveland” *** Göz yaşlarımın perdelediği saati zor seçtim; oğlunun omzuna almak için artık geciktiği Fahri Ağabeyim, kendisini seven insan selinin ihlâslı omuzlarında son yolculuğuna çıkmıştı tam o saatlerde...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT