BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Yargı ve tarafsızlık...

Yargı ve tarafsızlık...

Konumu itibariyle her zaman bir saygınlık ifade eden/etmesi gereken kişi ve kurumların; yanlış söylem ve eylemleriyle mehabetini kaybetmesi ve mizah edebiyatına malzeme olması, yadırganacak bir durum!..



Konumu itibariyle her zaman bir saygınlık ifade eden/etmesi gereken kişi ve kurumların; yanlış söylem ve eylemleriyle mehabetini kaybetmesi ve mizah edebiyatına malzeme olması, yadırganacak bir durum!.. Kendilerini “Genç Siviller” diye tanımlayan bir grup; Yargıtay Başkanlar Kurulu Bildirisine karşı, protest formatta ve mizahi bir dille çeşitli slogan ve öneriler geliştirmiş: “Yargıtay Üyeleri için hızlandırılmış eğitim”, “Muhtıra nasıl yazılır”, “Siyaset Bilimine giriş dersleri” vs. “Hukukçu” kimliğini her zaman hatırda tutan bir kişi olarak, bu tablodan büyük üzüntü duyduğumu ifade etmeliyim. Ancak şunu da belirtmek gerekiyor: Yanlış bir işi, sırf Yargıtay Daire Başkanları topluca yaptı diye, o iş doğru bir nitelik kazanamaz... Bazılarının “Y-Muhtıra” diye alay ettiği malum bildirinin ne hukuk devletinde, ne de hukuk biliminde hiçbir geçerliliği yoktur! Bunun altını kalın bir çizgi ile çizelim. Çok sakıncalı bir tavır sergilemelerine rağmen; burada Sayın Yargıçları, “Genç Siviller”in üslubu ile eleştirecek değiliz. Ancak Yargıtay Onursal Başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk’un çok önemli bir uyarısını kendilerine hatırlatmak durumundayız: “Yargıcın görevi vatan kurtarmak değil, hukuku uygulamaktır...” Yani Danıştay’ın “Yargıtay Bildirisi çok yerinde olmuştur...” türünden güzellemesi de, bir kıymet ifade etmiyor. Tam tersine ideolojik ve taraflı bir yaklaşımla yanlışı savunma taassubunu gösteriyor. Zira malum bildiride, çok tuhaf ve hukukta hiç yeri olmayan o kadar bol unsur var ki... Mesela Meclis’teki dört partiden üçü tarafından desteklenmiş bir anayasa değişikliğine, “Önlenemeyen bir hızla gerçekleşmiştir...” deniliyor. Bahse konu değişiklik, tam 411 milletvekilinin oyu ile gerçekleşmiş. Eğer Sayın Başkanlar; ilkokulda öğrendikleri çarpma-bölme işlemlerini unutmamışsa, bu sayının Meclisin yaklaşık dörtte üç oranını (Yüzde 74.7) gösterdiğini bulabilirler! Bu durumda Meclis’in iradesini, kim ve hangi salahiyetle önleyecekti? Evet, “Başkanlar Bildirisi”nin gerçekten ipe sapa gelir tarafı yok. Bu yüzden Taraf Gazetesi’nden Ahmet Altan; haklı olarak, olayı “Meclis’in çoğunluğuna karşı bir ayaklanma” ve “Büyük bir suç” olarak değerlendiriyor. Hakikaten vahim bir durum... Türkiye Büyük Millet Meclisi, milli iradenin tecelligâhıdır. Hiç kimse “Seçim her şey değildir...” türünden saçmalıklarla, işi sulandırmaya, suyu bulandırmaya kalkışmamalıdır. Demokraside esas olan millettir ve onun iradesidir. Hiç kimse de bunu hafife alamaz ve milli iradenin üzerine bir güç koyamaz. Türkiye Cumhuriyetini kuran, Millet Meclisi’nin ne demek olduğunu; 1924 Anayasası’nın 3. ve 4’üncü maddeleriyle bir kere daha herkese hatırlatmak gerekiyor: Madde -3: Hakimiyet bila kaydu şart (kayıtsız şartsız) milletindir. Madde -4: Türkiye Büyük Millet Meclisi, milletin yegane ve hakiki mümessili olup millet namına hakkı hakimiyeti istimal eder (Egemenlik hakkını kullanır.)” 1961 ve 1982 Anayasaları ile, “Millet egemenlik yetkisini yetkili organlar eliyle kullanır...” hükmünün konulmuş olması; ne “asli kurucu iktidar” olan milletin, ne de onun iradesini temsil eden “tali kurucu iktidar” olan Meclis’in, ülke yönetimindeki hak ve salahiyetini sınırlar. TBMM, Anayasanın çizdiği sınırlar içinde kalmak şartıyla, gerekli gördüğü her alanda düzenleme yapabilir ve yapar. Yasama faaliyetlerinin yargı denetimine tabi olması, sadece anayasaya uygunluk açısındandır. Bunun dışında başka bir tahdit söz konusu olamaz... Bu açıdan bakıldığında; Yargıtay Bildirisi, baştan aşağıya anayasanın ruhuna aykırıdır. Danıştay da bildiriye destek vermek suretiyle, büyük yanlışa ortak olmuştur. Şüphesiz bu durum ülkemiz adına büyük talihsizliktir. Zira yargıya olan güven, müthiş erozyona uğramıştır. Yargı kendi itibarını dinamitlemiştir! Bilelim ki yargının bağımsızlık değil, tarafsızlık problemi vardır.... Okuyuculardan gelen tepkilerde en çok şu soru sorulmaktadır: “Durduk yerde ülkeyi krize sürüklemenin hiç mi cezası yok?” Bilmem ki, nasıl bir cevap vermek lazım!..
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT