BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Son Mohikan!

Son Mohikan!

Önce özetler: >> Ayakları durunca, çeneleri açılıyor... >> Kovulduklarında süklüm püklüm olanlar, ekran bülbülü kesiliyor...



Önce özetler: >> Ayakları durunca, çeneleri açılıyor... >> Kovulduklarında süklüm püklüm olanlar, ekran bülbülü kesiliyor... >> Sabah balık tezgahında işini bitirenler, kasalar ellerinde gazetelere koşuyor... >> Parayla pulla fazla işi olmayanlar, bizlerin konvoyunda, lüks koltuklara kuruluyor... >> Hatırı sayılır kimselerin, bir baltaya sap olamamış yakınları, gazeteci kostümünü üzerine geçiriyor... >> Küfrü, hakareti en iyi becerenler, önce yorumculuk, sonra sunuculuk işlerine, soyunuyor... >> İş bulamayan manken, evinde bulaşık bile yıkayamayan futbolcu eşi, tiyatroculuk yakıştırmasını, hak etmeyenler “iş adamıyım” diye geçinenler, nereye koşuyor? HHH Del Bosque’nin, Beşiktaş’ın başındayken verdiği bir beyanat, Sergen gerçeğini vuruyordu suratlara: “Bugüne kadar 65 antrenman yaptırdım, Sergen bunlardan sadece 5’ine katıldı” Kaytarıcılığın, meslek disiplininin yerle bir edildiği Beşiktaş’ta, bugün bile transfer gündeminde gezinen işte o Sergen, şimdi “süper yorumlarıyla” ekran karşısına geçiyor... Aldığı parada gözümüz yok... Futbolun inceliğini sol ayağına adeta “mıh” gibi çakan, o müthiş yetenek, şimdi beğenmediği konularda “ahkâm” kesecek... Antrenörlük diplomasını alıncaya kadar da, ekranlarda vakit geçirip, gönül eğlendirecek... Reytinglerini, Sergen sayesinde tavana vurdurmaya çalışacak o ciddi kanal, şimdi antrenör kovduran, takımını yarı yolda bırakıp kaçan bir futbolcuyu, kollarına aldı... Spora doyacağız! Tıpkı, gırtlağımıza kadar; bizi iğrençliklerin ve amigoluk zihniyetinin çirkin lokmalarıyla boğan diğerleri gibi, patlayıncaya kadar, koltuğumuza mıhlanacağız... Birisinden kaçıp, diğerine yakalandığımız ekran bombardımanında, Sergen’in de, beynimize uçaksavar mermileri gibi atacağı parlak lâflar sayesinde, düşüncelerimiz felç olacak... *** Şimdi biraz sakin düşünelim... Hangi fikrinden yararlanacak gençler, seyredenler? Ne mesajlar alacak? Kaytarmayı mı, hoca kovdurmayı mı? “Arkadaşlarım beni sattı” diyerek kendini masum göstermeyi mi? Transfer ayında, evler, villalar karşılığında nasıl imza atıldığını mı? Gece kulüplerinin, o göz gözü görmeyen dumanlı atmosferinde nasıl kaçamak yapıldığını mı? Yoksa, 6’lı ganyan için, tüyoları mı? Neyi öğretecek, hangi fikri üretecek bu yeni yorumcu? Para kimde ise ona “Ağam, paşam” demeyi mi? Oynadığında, futboluna hayran bırakan bu Sergen’in, diğer Mohikanlar; balıkçı, iş adamı, boşta kalan teknik direktörlerden ne farkı olacak? *** Bizim mesleği, dereyi geçmek için konulan taşlar gibi gören, ilk o değil ki... Bir günde değil, bir saniyede spor yorumcusu olmanın bir benzerini, dünyanın hiçbir yerinde göremeyiz, duyamayız... Ama bizim spor medyamız, nedense gazeteciliğe değil, popülariteye daha önem verdiği için, spor gazeteciliği, ruhuna “El Fatiha” okutacak hale gelmiştir... Sınır boylarındaki gibi, dikenli tel örgüler, mayınlar döşesek, kıskançlık krizlerimiz tutsa; yine de, koltuklarımıza “buyur ettiklerimizin” 4 koldan saldırısını, sadece elimizdeki kalemlerle savuşturamayız... Büyüklerimiz susuyor... Ustalarımız susuyor... Susmaması gerekenlerde, nedense “tıs” yok... Boğazdan geçen gemileri seyreder gibi, aramıza sızanlara “mel mel” bakıyoruz... Hepsi bu... *** Şimdi, evimizin en güzel yerinde sakladığımız, alın teri “şeref madalyalarını” göz önünden kaldırıp, evladımız gibi dokunduğumuz daktiloların kapaklarını kapatmak zorundayız... Gidişat bu... Neslimiz kuruyor... Mohikanlar sardı etrafımızı... Çaresizliğin susuzluğunda, dudaklarımız kurudu... Ama birileri altın yaldızlı bardaklarda bize inadına “Şerefe” diye kadeh kaldırıyor... Hem de, dalga geçercesine... Hem de, yüreğimizi delercesine... Öyleyse bizim de “Şerefe” deme zamanımızdır... “Koltuklarımız, sütunlarımız, sizlere hayırlı olsun” “Haydi şerefe!” Başka da, ne diyebiliriz ki?
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT