BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Her Müslüman tüccardır ama...

Her Müslüman tüccardır ama...

Her Müslüman tüccârdır, ancak bugünün yani dünyânın değil, yarının yani âhiretin tüccârıdır. Bir kimse, Müslümân olmakla dünyâ ve âhiret saâdetinin sermâyesini ele geçirmiştir. Ancak, ticârette gaye, kâr etmektir...



Tüccâr, tâcir kelimesinin çoğulu olup, ticâret yapanlar, ticâretle meşgûl olanlar anlamındadır. Dünyâya gelen her insan, bir tüccâr gibidir ve sermayesi de, ömrüdür. İnsan bu ömrünü, ya dünyâya veya âhirete yarayan işlerde kullanır. Dünyâda, dünyâ için yapılan işlerin hepsi, namaz bile olsa hep dünyadır. Âhiret için yapılan işler yani âhirete gönderilebilen işler ise, âhiret işidir. Bu sebeple her işimizi yaparken bakmalıyız, biz bu işi niçin yapıyoruz. Allahü teâlânın rızâsı için yaptıklarımız, âhirette karşımıza ecir olarak çıkacaktır. Zaten iş, âhiret işidir. Bu yüzden mümin çok iyi bir tüccâr olmalıdır. Âhiretteki niçin sorusuna cevap aramalıyız. Niçin yemek yiyoruz, niçin evleniyoruz, niçin konuşuyoruz. Allahü teâlânın rızâsı için olmayan her iş, dünyâlıktır. Allahü teâlâ, her şeyi bir gaye için yaratmıştır. Tabiattaki canlı cansız her şey bir iş için yaratılmıştır. İnsanın da yaratılmasının bir gayesi var. İnsan da, Allah demek için yaratılmıştır. Allahü teâlâyı tanımayan, Onu Rab kabul etmeyen, devamlı emirlerini çiğneyen kimseler, nimete nankörlük etmiş, küfrân-ı nimet etmiş olurlar. Kur’ân-ı kerimde meâlen; (Nimetlerime şükrederseniz arttırırım, şükretmez nankörlük ederseniz elinizden alır, şiddetli azap yaparım) buyuruluyor. ÂHİRET AZABI SONSUZDUR!.. İmâm-ı Rabbânî hazretleri, bir talebesine hitaben buyuruyor ki: “Ne sattığını ve buna karşılık neyi aldığını düşünmelidir! Dünyâyı ele geçirmek için âhireti vermek ve insanlara yaranmak için Allahü teâlâyı bırakmak alçaklık ve ahmaklıktır. Dünyâ ile âhiret birbirinin zıddıdır, tersidir. İkisinin sevgisi bir kalbde toplanamaz. İkisi bir araya getirilemez. Bu iki zıddan dilediğini seç ve seçtiğine karşılık kendini sat, fedâ et! Âhiret azâbı sonsuzdur. Dünyâda olanlar çok azdır. Allahü teâlâ, dünyâyı sevmez, âhireti sever. Sonunda kadından ve çocuklardan ayrılacaksın. Bunların idâresini Allahü teâlâya bırak! Bugün, kendini ölmüş bilmelidir. Onların işlerini Allahü teâlâya bırakmalıdır. Tegâbün sûresinin 15. ve Enfâl sûresinin 28. âyetinde meâlen; (Mallarınız ve çocuklarınız sizlere kesin olarak düşmandır. Onlardan sakınınız) buyuruldu.” Bir tüccâr düşünmeli ki, ömrü yüz seneden çok değildir. Âhiretin ise, sonu yoktur. Birkaç günlük ömrünün altın ve gümüşünü arttırmak için, ebedî ömrünü ziyâna sokmayı kim ister? Farzları tam yapmadığı, borcu varsa kaza etmediği halde, nâfilelerle derecesini yükseltmeye çalışan kimsenin hâli, sermâyesi elinden çıktığı, iflas ettiği halde kâr peşinde koşan bir tüccârın hâline benzer. Sermaye olmadan kârı olur mu? Mümin, bir tüccâra benzer. Farzlar onun sermâyesi, nafileler de kazancıdır. Sermâye kurtarılmadıkça, kazancı olamaz. “NEFSİNİ HESABA ÇEK!..” İmâm-ı Gazâlî hazretleri buyuruyor ki: “Her gün yatarken, o gün yaptığı işler için nefsi hesâba çekmeli, sermâyeyi, kârdan ve zarardan ayırmalıdır. Sermâye farzlardır. Kâr da, sünnetler ve nâfilelerdir. Ziyân ise, günâhlardır. İnsan, ortağına aldanmamak için, onunla hesâplaştığı gibi, nefse karşı dahâ uyanık davranmak lâzımdır. İnsanlar, kendilerini hesâba çekmiyorlar. Eğer her günâh işlediğinde, odasına bir kum koysa, birkaç sene içinde oda kum ile dolar. Hâlbuki, gaflet ile, çeşitli düşünceler ile, birkaç sübhânallah desek, tesbîhi alır, sayar, yüz kere söyledim deriz de, her gün boşuna, nice şeyler söyleriz, bunları saymayız. Saymış olsak, her gün, binleri aşar. Sonra da, terâzîde sevâb kefesinin ağır basacağını umarız. Hazret-i Ömer, bunun için; ‘Amelleriniz tartılmadan evvel, kendiniz tartınız’ buyurmuştur.” Netice olarak, her Müslüman tüccârdır, ancak bugünün yani dünyânın değil, yarının yani âhiretin tüccârıdır. Bir kimse, Müslümân olmakla dünyâ ve âhiret saâdetinin sermâyesini ele geçirmiştir. Ancak, ticârette gaye, kâr etmektir. İflâs edene, akıllı tüccâr denilebilir mi? Fıkıh bilmeyen, İslâm ahlâkına, kul hakkına riâyet etmeyen bir kimse, iflâs etmekten kurtulabilir mi?..
Reklamı Geç
KAPAT