BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > ÇAKIRBEYLİ’NİN ZARİF BEYİ Adnan Menderes

ÇAKIRBEYLİ’NİN ZARİF BEYİ Adnan Menderes

Adnan Bey işgal günlerinde Galip Hoca adıyla maruf Celal Bayar’ın peşine takılır, Aydın Germencik, Koçarlı taraflarında milis kuvvetleri kurar. Çakırbeyli Çiftliği direnişin kalelerinden biri olur âdeta...



Adnan Bey işgal günlerinde Galip Hoca adıyla maruf Celal Bayar’ın peşine takılır, Aydın Germencik, Koçarlı taraflarında milis kuvvetleri kurar. Çakırbeyli Çiftliği direnişin kalelerinden biri olur âdeta... DÖRTLER YAN YANA... Demokrat Partinin kurucuları (önde) Celal Bayar, Fuat Köprülü, (arkada) Emekli Orgeneral Refik Koraltan ve Adnan Menderes bir arada... Yıllar sonra “vatana ihanetle” suçlanacak olan bu kadro, İstiklal Savaşına bilfiil katılmış ve can siperane savaşmıştı... Adnan Bey sanıldığı gibi Egeli değildir, Kırım Tatarları’ndandır aslında. Dedeleri (Katipzadeler) önceleri Eskişehir’e göç eder, sonra İzmir’i mekan tutarlar. Babası Ethem Bey tahsilli bir insandır. Annesi Tevhide Hanım hayli zengindir, düşünün koskoca Çakırbeyli Çiftliği veraset yolu ile ona intikal etmiştir zamanında. Ancak kadıncağız genç yaşta vefat eder, küçük Adnan’a babaannesi (Fıtnat Hanım) bakar. Ardından kızkardeşi Melike’yi de kaybederler, Ethem Bey ile Fıtnat Hanım bütün şefkatleri ile Adnan’a sarılırlar. Adnan az çocuğa nasip olan bir ilgi ve sevgiyle büyür, hoş bu yüzden etrafıyla barışıktır ya... Okul çağı gelince İzmir Karşıyaka Alaybeyi’nde deniz gören bir eve taşınırlar. Adnan mahalledeki çocuklarla sıcak arkadaşlıklar kurar. Derken babası Ethem Bey rahatsızlanır, tedavi için İsviçre’ye gitmesi tavsiye edilir ama o İstanbul’dan öte geçebilecek değildir. Hastalık bir anda bünyesini kuşatır ve tarihi Meserret otelinde gözlerini yumar. Fıtnat Hanım evladını Kocamustafapaşa kabristanına bırakıp İzmir’e döner, nine torun artık ana oğul gibi olurlar. Kadıncağız Adnan’ı mecburen leyli (yatılı) verir, Aydın’da da takip edilmesi gereken onlarca iş vardır zira. SEFERBERLİK YILLARI Adnan okulunu bitirdiğinde devir seferberlik devridir. O da akranları gibi orduya katılır. Çakı gibi asker olur, üniformalar giyer, sırmalı kılıçlar kuşanır. Fıtnat hanım kızanını yemin merasiminde boynu bükük bırakmaz. Meserret otelinde buluşur eski günlerden konuşurlar. Hatta tipili bir günde Kocamustafapaşa’ya gider, babasının kabri başında fatiha okurlar. Kadıncağız Çiftliğe dönmek zorundadır. Gülcemal vapuru perşembeleri İzmir yolcularını yüklenip demir almaktadır. Adnan limana gelir, ancak uskurların dönmesini, halatların çözülmesini bekleyemez, beyaz mendil sallayamaz. Neden öyle yapar bilmiyoruz, kadıncağızı gemi merdiveninden indirir ve “n’olur birkaç gün daha kal” diye yalvarmaya başlar. Adnan gibi bir çocuk kırılır mı? Kırılmaz! Ninesi “haydi hayırlısı” der, “perşembeler tükenmedi ya!” İhtiyat Mülazımı Adnan o hafta da izin gününde Meserret oteline koşar, basamaklarını hızla tırmanır, kapıyı heyecanla açıp selâmını çakar. Aa o da ne? Yatak boştur. Ardında otel katibi belirir ve acı haberi fısıldar. Babaannesi dar-ı bekaya yürümüştür. Açık mushaf-ı şerifi başucunda durmaktadır hâlâ... YALNIZ EFE Çocuklukta yalnız, gençlikte yalnız, siyasette yalnız, mapushanede yalnız, darağacında yalnız... Yalnızlık! Bu kelime onu tek başına anlatır adeta... Neyse bizim genç ihtiyat zabitini akranları ile birlikte Suriye Cephesine yollarlar, ancak bünyesi çok zayıftır yakalandığı sıtmayı bir türlü atlatamaz. Bakarlar bunun ayakta duracak mecali yok, tayinini İzmir’e çıkarırlar. Mütareke yıllarıdır yokluk, kıtlık, yılgınlık... İnsanların yüzünden gam kasavet akar. Adnan Bey terhis olunca çiftliğin başına geçer, eh işte alacakları alır, verecekleri verir, işleri derleyip toparlamaya çabalar. Ortalıkta devlet yoktur, çeteler ferman okuturlar. Gasp, yağma gırla... Derken Yunan işgali başlar, acı üstüne acı, yara üstüne yara... İSTİKLAL MADALYASI Adnan Bey o günlerde Galip Hoca adıyla maruf Celal Bayar’ın peşine takılır, Aydın Germencik, Koçarlı taraflarında milis kuvvetleri kurarlar. Çakırbeyli çiftliği direnişin kalelerinden biri olur, Adnan Bey müfrezesi ile baskınlar yapar. O sıradan bir muharip değildir, nitekim samimi tavrı, zekice mülazahaları Ali İhsan Sabis Paşanın gözünden de kaçmaz. Neyse savaş biter, Adnan Bey’i İstiklal Madalyası ile mükafatlandırırlar. Bütün bunlara rağmen birileri “biz savaşırken o Kordon boyu’nda Rumlarla kolkola dolanıyordu” iftirasını atmaktan sakınmaz. Ne diyeceksin? Elin ağzı torba değil ki sıksan... Adnan Bey’e intikal eden topraklar yaklaşık 70 bin dönüm civarındadır ve bu ovada değneğinizi unutsanız yeşermeye başlar. Bir dönüm bahçesi olan bile nafakasını çıkarır, ele güne muhtaç olmaz. Çakırbeyli Çiftliği han gibidir, gelip geçen soluklanır, hayvanlarını sular. Evet, Adnan Bey rençberlikten hoşlanır ama kendine ayıracak vakti kalmaz. Bakar olacak değil, Apti Ağa adlı bir insan evladını kâhya tutar. Yükü bir nebze olsun üzerinden atar, artık İzmir’e gidip gelebilir pekâlâ. SİYASET sahnesinde Her ne kadar su yüzüne çıkmasa da M. Kemal, İnönü’den hoşlanmaz. İsmet Paşanın gücünü biraz olsun kırmak için “Serbest Fırka”nın kurulmasını arzular. CHP’ye benzemeyen bir parti Adnan Beyin de ilgisini çeker hatta Aydın il başkanlığını deruhte etmeye başlar. Parti çığ gibi büyür ve boynuz kulağı aşmaya başlar. Belediye seçimlerini tulum götürürlerse de CHP’li kurtlar sandık hileleri ile vaziyeti kurtarırlar. Bakarlar siyaset başka bir şekil alıyor, serbest fırka kontrolden çıkıyor, partiyi baskıya alırlar. Ali Fethi Bey nasıl bunalmışsa partiyi fesh etiğini açıklar. Ortada yine “tek parti” kalır, Menderes siyasete meraklıdır. Gider CHP’ye girer, projeler üretmeye başlar. M. Kemal Anadolu gezilerinden birinde Aydın’a uğrar, partide vakit kaybetmeye niyeti yoktur, nitekim kahve teklifini geri çevirir, uzatılan sigaraları yakmaz. Ancak Adnan Beyin zirai istihsal, kooperatifler ve sanayileşme mevzuunda anlattıkları şeylere takılır ayrılamaz. Söylenenlerin hepsi mantıklıdır, ayakları yere basar. Bu arada tam 4 fincan kahve içmiş, bir paket sigarayı duman edip savurmuştur havaya. Bu genç adamı bir yere yazar ve zamanı gelince mebus olarak aldırır Ankara’ya. Adnan Beyin meclisteki vazifesi arzuhallere bakmaktır, böylece halkın nabzını tutar, memlekette ne olup bittiğini iyi anlar. Sabahlara kadar çalışır, bekçilerle dost olur. Kesif mesaisine rağmen Ankara Hukuk Fakültesini bitirir (1935) Ertekin olan soyadını Menderes olarak değiştirir, artık çıtayı yükseğe koyar. HALK VE HALKÇILAR 1937 yılında İnönü Başbakanlıktan alınır, yerine Celal Bayar atanır. Ancak M. Kemal ölünce İnönü Cumhurbaşkanı olur, gücü artar. Şükrü Saracoğlu’nu Başbakan yapar. Bu kadro M. Kemal’in izini silmeye çalışır, paralara İsmet Paşanın resmini basar, sağda solda İnönü’nün heykelleri yükselmeye başlar. Milli Şefimiz mutlak itaat ister, itiraza kalkışanı acımadan tırpanlar. Paşa şedit bir devletçidir, henüz hazine elindeki boş arazileri değerlendirmeden çiftçilerin topraklarına el koymaya kalkar. Vergiler ağırlaşır, tahsildarlar tuttuklarını koparır, köylünün kâbusu olurlar. Bu halk Halkçıların elinden çok çeker, garibanlar çatı aralarında, yorgan altlarında hayvan saklamak zorunda kalırlar. Halbuki paşamızın çocukları saraylarda büyür, düşünün sırf Erdal fiziğe meraklı diye Ankara’ya Fen fakültesi açar. Basın iktidarın yanındadır, bolşevik propagandadan etkilenen servet düşmanları Kolhozları her derde derman sanır, icraata alkış tutarlar. YOLLAR AYRILINCA Halbuki Adnan Bey özel sektörü çare görmektedir ve inandığı gibi konuşmaktan korkmaz. Doğrusu zengindir, itibarlıdır, çok çok çiftçiliğine döner o kadar. Belki bu yüzden dik durur, kimsenin önünde eğilmek zorunda kalmaz. Gel gelelim CHP gibi bir partide aykırı seslerin yeri yoktur, adamı anında kapının önüne koyarlar. Bunun bildik bir adı vardır “İhraç!” Adnan Menderes, Celal Bayar, Fuat Köprülü ve Emekli Orgeneral Refik Koraltan da bir araya gelir, Demokrat Parti’yi kurarlar. Koca mecliste şablona uymayan dört adam vardır. Hakaretler, sataşmalar... Ama “Dörtler” kendilerinden emindirler, tehdide pabuç bırakmazlar. Komediye bakın 1946 seçimlerinde oylar gizli sayılır, “saymanlar” emredileni (!) yapar, “saylavları” CHP’ye yazarlar. Türkiye’de Batılı manada ilk seçim 14 Mayıs 1950’de uygulanır (gizli oy, açık tasnif) ve işçiler köylüler Demokrat Parti’yi (% 52 oyla) iktidara taşırlar. Bu seçimde CHP % 35 oy alırsa da kendine yontan çarpık seçim sistemi ellerinde patlar. DP 488 milletvekili çıkarır onlar 32’de kalırlar. YENİLİKTEN YANA Adnan Bey yenilikçidir, nitekim eşrafın karşı koymasına rağmen pamuk eker ve para kazanmaya başlar. Beyaz altın halka halka civar ovalara yayılır, çırçır fabrikaları mantar gibi patlar. O bölgede traktör denen şeyi keşfeden getiren kullanan yine Adnan bey olur ve bir çığır daha açar. Genç adam çıtır çıtır para yemek varken idealleri peşinde koşar. Liderlik yönü daha mektep yıllarında ortaya çıkar. İzmir Amerikan kolejinde okuduğu günlerde misyoner öğretmenlere tavır koymaktan kaçınmaz mesela. Sportmendir de, Karşıyaka gibi iddialı bir takımda forvet oynar, bir süre de Altay’da kalecilik yapar, İzmir’de hiçbir genç onun gibi paten kayamaz sonra. Hasılı zengindir, atletiktir, yakışıklıdır, onunla evlenebilmek için kızlar can atar. Adnan Bey İzmir’in kalburüstü ailelerinden Evliyazadeler’in kerimesi Fatma Berin Hanım’la yuvasını kurar. Görenlerin Maşallah dedikleri üç oğlu olur ki hepsi de (Yüksel, Mutlu, Aydın) efendi, kibar ve akıllıdırlar. 1938’DEN SONRA M. Kemal’in ölümü ile İsmet İnönü Cumhurbaşkanı olur ve büyük güç kazanır. CHP hem iktidardadır, hem muktedirdir. Milli Şef yanlıları paraların üstünden Atatürk’ün resmini kaldırır, İsmet İnönü’nün resimlerini basarlar. MÜLAZIM ALİ ADNAN Adnan Bey Cihan Harbinde de ihtiyat mülazım olarak vazife alır, ancak yakalandığı sıtmadan kurtulamaz, bir türlü cepheye ulaşamaz. ÇAKIRBEYLİ ÇİFTLİĞİ Adnan Beye annesinden intikal eden Çakırbeyli Çiftliğinin tam 70 bin dönüm arazisi vardır. Menderes ırmağının suladığı bu topraklar öylesine bereketlidir ki avuç içi kadar toprağı olan bile çorbayı kaynatmakta zorlanmaz. Ama bu zenginlik onu asla şımartmaz. Haftaya: Yassıada’dan İmralı’ya
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT