BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > 10 bin Şirin bir Ferhat bekliyor

10 bin Şirin bir Ferhat bekliyor

Rahim Hoca’nın bozkırla savaşını, orman sevdasını ve destansı mücadelesini bu köşede yazmış, yetkilileri bu mücadelede katkı yapmaya çağırmıştım.



Rahim Hoca’nın bozkırla savaşını, orman sevdasını ve destansı mücadelesini bu köşede yazmış, yetkilileri bu mücadelede katkı yapmaya çağırmıştım. Bürokrasi buna duyarsız kaldı. Ama Sakarya’nın Tarakçı kazasının Tarakçı Lisesi’nden 30 öğrenci ve öğretmenleri, bu yazılanları okuyunca kalkıp; taa Konya/Ereğli’nin Beyören köyüne gittiler, Rahim Hoca’nın mücadelesini yerinde gördüler, Rahim Hoca’yı mutlu ettiler. Tarakçı Lisesi Müdürü Menderes Taşkıran da, bu konu ile ilgili, internet sitesinde şu güzel yazıyı yazmış: Bir Fatih, on bin Şirin bir Ferhat Bekliyor O çağın fatihi, büyük düşlerin adamı... “Bizler bugün atalarımız gibi topraklar fethedemeyiz. Ama mevcut topraklarımızın verimliliğini (tabiata zarar vermeden) 5-10 kat artırabilirsek yeni topraklar fethetmiş gibi oluruz” diyor, Rahim Demirbaş. O, “kıyamet koparken dahi fidan dikiniz” anlayışı üzerine kurulan değerler medeniyetinin değerli bir çocuğu. Çağını çok iyi anlayan bir duyarlılık. Topraklarımızı 10 kat verimli hâle getirme hedefine kilitlenmiş; “ormanlar, kuşlar, kelebekler ve tüm canlılar” diyor. En büyük emanetin bu olduğunu söylüyor. Rahim Demirbaş, doğa emanetine sahip çıkma anlamındaki bu özelliği nedeniyle “emanet fetası” ödülüyle ödüllendirildi. Varını yoğunu seferber etmiş, bizler ve tüm insanlık için, dünyanın dengesini düzeltmek adına binlerce fidan dikmek için çırpınıyor. Bürokratik engelli koşuda Rahim Hoca’yı yorup duruyorlar. Önemli bir konuda basit bir çözüm üretemiyorlar. Rahim Demirbaş Hoca, bir zamanlar bereket membaımız Konya’mızın Ereğli ilçesi, Beyören köyünde dağa taşa 10.000 fidan dikmiş ve hepsini de yetiştirerek bugünlere kadar getirmiş. Bizler oturduğumuz yerde daha on bin rakamını tahayyül edemezken; o, asil bir vatandaşlık bilinci sergilemiş.Ülke topraklarının dağ-taş da olsa nasıl verimli hâle dönüştürülebileceğini en güzel şekliyle ispatlamış. Gençlerimiz için gerçek bir rol model hüviyetiyle “takatim kalmadı, fidanların suya hasret feryatlarını dile getiriyorum; lütfen su ihtiyacı konusunda bana yardımcı olun; 40:000 fidanlık devasa bir orman yapayım” diyor. Tüm istediği ise 2.5 km 125’lik plastik boru. Hepsi bu. Ne para ne pul sadece malzeme alınsın diyor. Ama bürokrasi bu kadarcığı bile yapmamış... Haydi yetkilileri geçtik, ihracatlarıyla övünen fabrikalar ne işe yarar? Özellikle sulama sistemi üzerine çalışan fabrikalar niçin ilgi duymaz? Üstelik kendileri için reklam fırsatı dahi doğacağı halde. Öğretmenler; niçin öğrencilerinize bu destanı anlatmazsınız? Ey anneler! Ey babalar! Niçin çocuğunuz Rahim Hoca gibi olsun diye dua etmezsiniz? Ressamlar, diğer sanatçılar, bu destansı iradenin, on binlerce nazenin ‘Şirin’lerin resmini, şarkısını, türküsünü, tiyatrosunu, sinemasını, belgeselini niçin yapmazsınız? Bizler Taraklı Lisesi olarak diyoruz ki; sevgili devletimiz, yöneticilerimiz, amirlerimiz, bürokratlarımız: Bürokratik işlemlere takılmadan en kısa ve basit şekilde bozkır yiğidi Rahim Demirbaş’ın feryadını duyunuz ve gereğini yapınız. Böyle çalışkan vatandaşlarımızı yüreklendiriniz. Yasama yetkililerimize sesleniyoruz: Üretken, çalışkan, vatandaşlarımıza pratik yoldan imkân oluşturmanın kural ve kanunları niçin yapılmaz? Biz bir okul olarak; öğrencilerimize bir “Fatih” ve on bin “Şirin”i araştırma-ödev konusu verdik. Ve yerinde araştırma yapmak üzere Taraklı’dan Ereğli’ ye gittik. Rahim Hoca’nın “rol model” özelliği çerçevesinde çalışmalarda bulunmak ve 2.5 km sulama borusuna gücümüz yetmese de 2.5 metre sulama borusu alarak; her durumda sulama imkanını sağlamak için gittik. Rahim Demirbaş Hoca’nın feryatlarını duyuyor ve bir şeyler yapmanın arayışı ile yetkililere ve ilgililere sesleniyoruz: 10 bin Şirin’e âşık olacak, aşkını su götürerek ispatlayacak bir Ferhat yok mu? Vapur seferleri 21.00’de biter mi? İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na; İstanbul’da yıllardır Şehir Hatları İşletmesi tarafından sevk ve idare edilen deniz yolculuğu, birkaç yıl evvel İDO’ya geçti. Vapurları yenileyen, tersanelere sipariş veren, yolculara saygıda yeni bir anlayışla hizmet veren bu genç işletme, vatandaşın takdirini topladı. Ama, İstanbul Boğazı’nın belkemiği olan Beşiktaş-Üsküdar hattında ulaşımın saat 21.00’de kesilmesine bir anlam veremiyoruz. Bu saatten sonra, vatandaş, deniz motorlarına kalıyor. Kamuya ait böyle büyük bir işletmenin, daha akşam güneşi batmadan Avrupa ile Asya arasındaki deniz ulaşımını kesmesini anlayamıyoruz. Geçen sene başlayan bu yanlışın, bu Yaz Tarifesi ile tashih edilmesini bekliyoruz. Ayrıca, İETT Özel Halk Otobüsleri’nde geçerli olan serbest ulaşım kartlarının, İDO’ya bağlı olarak halk otobüsü statüsünde çalıştırılan deniz dolmuş motorlarında da tanınmasını bekliyoruz. Bir grup vatandaş
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT