BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Hz. Mevlana ve hümanizm

Hz. Mevlana ve hümanizm

Başta, Hz. Mevlana olmak üzere, Yunus Emre, Hacı Bektaş-ı Veli gibi İslam büyüklerinin hümanist oldukları bazı kesimlerce yıllardır yazılır çizilir...



Başta, Hz. Mevlana olmak üzere, Yunus Emre, Hacı Bektaş-ı Veli gibi İslam büyüklerinin hümanist oldukları bazı kesimlerce yıllardır yazılır çizilir... Geçen ay, “Mevlana’yı Anma Haftası” dolayısıyla aynı şeyler yine tekrarlandı. Gerçekte bu büyükler hümanist miydi ? Bu sorunun cevabını doğru olarak bulabilmek için, önce Hümanizmi bilmek lazım. Bunun için, Hümanizmi anlatıp sorunun cevabını sizlere bırakmak istiyorum. Hümanizm, Ortaçağ’da, kilisenin halka zulüm ve baskısına karşı tepki olarak doğdu. Avrupa’da halk, baskıdan, zulümden kurtulmak için, kiliseye bağlılığı bulunmayan serbest bir hayata kaçmak istedi. Bu sebeple Avrupa’da Hıristiyanlığa ve onun şahsında haksız olarak diğer dinlere karşı özellikle İslamiyete düşmanlık meydana geldi. Buna, her türlü kayıttan ve bağdan kurtulup, hürriyete kavuşma adını verdiler. İnsanı yaratılış gayesinden uzaklaştıran bu düşünce tarzı daha sonra insanı tanrı ilan etmeye kadar ileri gitti. Nitekim batıda hümanizm akımının önde gelenlerinden kabul edilen Auguste Comte, insanlığı tapılması gereken ebedi ve sonsuz varlık olarak gördü. “İnsanlık dini” diye bir din kurarak kendine göre bu bozuk dinin esaslarını tespit etti. A. Comte’un açtığı çığırda yürüyen Emile Durkheim ise, bunu daha ileri götürerek insanlığın yerine cemiyeti tanrı ilan etti. Daha sonra bu fikirleri alıp geliştiren Marx ve taraftarları doğrudan doğruya insanı tanrı ilan ettiler. Filozof Niçe ise, öldü dediği Hıristiyanlığın tanrısı yerine bütün değerleri kendisi ortaya koyan ve her türlü merhameti kaldıran bir “üst insan” kavramını ortaya attı. On dokuzuncu asırdan itibaren bir sürü üst insan taslağı, cemiyetleri, devletleri ve dünyayı alt üst ederek, milletleri ve insanları merhametsizce kırdırdılar. Alman filozofu Fichte ve Goethe, hümanist anlayışları sebebiyle Almanya’ya giren Napolyon ordularını insanlığın kurtarıcısı olarak karşıladılar. Fakat çok geçmeden Alman halkının Fransız çizmeleri altında ezildiğini görünce, ayılarak, hümanist düşüncedeki kardeşliğin boş olduğunu anladılar. Aslında insana değer vermek ideali ile ortaya çıkan, hümanizmin gerçekte insan sevgisi ve ona değer vermekle bir ilgisi görülmez. Çünkü, Hümanizmi savunanlar, ne zaman ellerine fırsat geçerse, menfaatleri uğruna insanları öldürmekten hiç çekinmemişlerdir... Yine Avrupa’nın önde gelen devletlerinden İngilizler, kendi insanlarını ve vatanlarını ne kadar yükseltip korurlarsa, diğer insanları ve memleketleri de o derece aşağı görüp sömürürler. Bu millet gerçekten müstemlekelerdeki yerli halkla beraber bir arada bulunmaz, yanlarına yerli halkı sokmazdı. Bilhassa Hindistan’da halka pek çok zulüm yaptılar. İngiliz istihbarat subayı meşhur Hudson, bir zarar görmeyecekleri hususunda teminat vermesine rağmen, Bahadır Şah’ın iki oğlu ve bir torununu bizzat kurşun sıkarak öldürdü ve kanlarını içti. Sonra onların etinden çorba yaparak Şaha ve hanımına gönderdi. Yiyemediklerini görünce; “Çok güzel çorbadır. Oğullarınızın etinden yaptırdım!” dedi. Demokrasinin timsali gibi görünen İngiliz Lordlar Kamarası, bu yapılanları alkış ve övgü ile karşıladı. Avrupalı devletlerin ve Amerika’nın; “İnsanlık, insan severlik, insanlara yardım.” sözleri, bugün ancak reklam seviyesindedir. “Sizi seviyoruz.” yaldızlı sözlerinin arkasında aslında bir menfaat ve sömürü yatmaktadır. Menfaatleri yoksa, Bosna’da, Çeçenistan’da olduğu gibi binlerce insanın öldürülmesine, zulme uğramalarına seyirci kalabiliyorlar. İslamiyet ise bir menfaat düşünmeyip, sadece onun dünyasını ve ahıretini kurtarmayı hedeflemiş; isanlar arasında bir fark gözetmemiştir. Menfaati olsun veya olmasın hep mazlumdan yana olmuş, zulme karşı durmuş... Nitekim, Peygamber efendimiz; “Kim zımmiye (gayri müslim vatandaşa) zulmeder veya taşıyamayacağı yükü yüklerse, o kimsenin hasmıyım” buyurur. Buyurmakla kalmıyor, Müslüman olmayanların kitaplarında bile geçen sayısız örnekleri ile tatbik de ediyor. İşte İslâmın insana yaklaşma şekli bu. Kimin insana değer verdiği kimin vermediği ortada!.. (Bu konuya yarın da devam edelim...)
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT