BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bir rüyada gibiydi Cengiz...

Bir rüyada gibiydi Cengiz...

Böyle kalabalık, böyle renkli bir yer hiç görmemişti şimdiye dek.



Böyle kalabalık, böyle renkli bir yer hiç görmemişti şimdiye dek. Heyecandan yüreği fırlayacakmış gibi atıyor, ne kadar isabetli kararlar verdiğini düşünüyordu. Reşat’ın öldürülmesi en çok onun işine yaramıştı. Babasının sağlığında bunların hiç birini yapamaz, o köhne mahallede tıkılır kalırdı. İnsanların kıyafetleri bile farklıydı burada. Taksi verilen adrese göre Bağdat caddesine kıvrıldı. Şimdi çevrede son model arabalar, lüks lokantalar, hayatında hiç görmediği şeylerin satıldığı mağazalar doluydu. Araba durduğu zaman ancak şoförün sesiyle kendine gelebildi: - Geldik aslanım, burası! İrkildi, gülümseyerek ödedi taksinin parasını. Hayranlıkla bakarak indi arabadan. Oldukça kalabalıktı indiği yer. Elindeki kağıdı okudu: Şenyüz apartmanı. Tam karşısındaydı işte. Kolayca bulmuştu. Hemen hareketlendi o tarafa doğru. Bir anda önünde beliriveren patenli genç kızlara çarpmamak için geriye doğru kaçtı. Gülümseyerek baktı arkalarından. - Vay canına, şunlara bak! Apartmana girdi fazla oyalanmadan. Üçüncü kat, on iki numaralı daireydi aradığı yer. Zili çaldı. Çok geçmeden Afyon’da gördüğü adamlardan biri açtı kapıyı. Korkarak gülümsedi: - Ben geldim ağabey, patron gel demişti. Adam geri çekildi. Tedirgin bir şekilde girdi içeri. Büyük bir salona açılıyordu antre. Yerler halı kaplı, pahalı kristal avizelerin süslediği tavanlar yere yakındı. Mobilyalar sade ama güzeldi. Duvarda renkli ama ne olduğunu anlayamadığı tablolar vardı. Şaşkın bir şekilde odanın ortasında dikilirken Hazım’ın sesini duydu: - Demek geldin ha! Hızla döndü. Gülümsemeye çalıştı: - Geldim patron. Kusura bakma, iş açtım başına ama.... - Önemli değil canım, zaten seni buraya alacaktım ben. Ama burada kalamazsın. Sana bir yer bulmalıyız. Tarabya’da bir yazlık var benim, orada kal sen. Lazım olduğun zaman arar bulurum seni telefonla. Orada kalan iki kişi daha vardı, şimdi onlar yurt dışında. Sen kal. Hem de bekçilik edersin yazlığa. Ben bu ara gidemeyeceğim, burası daha iyi benim için. Başını salladı “olur” anlamında. Hazım dikkatle baktı: - Paran var mı? - Var patron, vermiştin ya! - O yetmez. Üzerine başına bir şeyler al. Böyle olmaz. Burası İstanbul, adam gibi giyinmen lazım. İçeriye doğru seslendi: - Celal! Gel buraya. Şunu al, çıkın çarşıya, giyecek bir şeyler alın. Haydi, şimdi... Uzun boylu, köşeli yüzlü bir adam olan Celal eliyle işaret etti Cengiz’e. Delikanlı çekinerek yürüdü ona doğru. Birlikte kapıdan çıktılar. Bağdat Caddesindeki dükkanlardan birine girdiler. İki takım elbise, üç gömlek, üç pantolon, iki de ayakkabı alındı hemen. Kravat, çorap, mendil, çamaşır gibi ufak şeyleri de unutmadılar. Bir rüyada gibiydi Cengiz. Dört ayağının üzerine düştüğünü düşünüyor, Hazım için her şeyi yapacağına inanıyordu. Baba adamdı, elinden tutmuş, gün ışığına çıkarmıştı kendisini. Yoksa karanlığın içinde kokuşacaktı. - Ben de onun gibi patron olacağım ileride... Onun kadar güçlü olacağım... Celal’le birlikte yeniden eve döndüler. Gece yarısı olmadan da Hazım’ın arabasıyla Tarabya’ya gitti. Artık yeni evi burasıydı. * * * Seher yol boyunca düşünmüştü. Oğlunun kendilerini terk edip gitmesiyle sarsılan yüreği bu gerçeği asla kabullenmek istemiyor, bir türlü hazmedemiyordu. Öfke, acı doluydu. Bahçe kapısını sert bir şekilde çaldı. Şehnaz koşarak gelip açtığı zaman bir şey söylemeden, kızını iterek girdi içeriye. Doğruca odasına girdi. Şilteleri kucakladı, indirdi. Peşinden gelen Şehnaz merakla onun ne yaptığını izliyordu. DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT