BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Şükredici kul olmayayım mı?”

“Şükredici kul olmayayım mı?”

Peygamber efendimiz, teheccüd, gece namazı yalnız kendisine mahsûs farz olduğundan, her gece kalkıp, çok rek’at kılmaktansa, namazı uzatmak efdaldir diye, gece nâfilesini vitriyle onüç rek’attan fazla kılmazdı. Lâkin kıyâm, rükû’ ve sücûdün her birinde gayet çok eğlenirdi.



Peygamber efendimiz, teheccüd, gece namazı yalnız kendisine mahsûs farz olduğundan, her gece kalkıp, çok rek’at kılmaktansa, namazı uzatmak efdaldir diye, gece nâfilesini vitriyle onüç rek’attan fazla kılmazdı. Lâkin kıyâm, rükû’ ve sücûdün her birinde gayet çok eğlenirdi. Kıyâmda uzun sûreler okuyup, gece ve gündüz namazlarında, bilhassa ekseri gecelerde ayakta çok durmaktan ayakları şişerdi. Bazan kendisine: “Yâ Resûlallah, Allahü teâlâ senin ettiğin ve edeceğin, sizce kusur sayılan herşeyini bağışlamıştır. Niçin kendinize bu kadar zahmet veriyorsunuz?” dediklerinde: “Ben şükredici kul olmayayım mı?” buyurur, vaz geçmezdi. Nihâyet Tâhâ sûresinin birinci: “Biz sana Kur’ân’ı zahmet çekmen için göndermedik” âyetiyle Cebrâil aleyhisselâm gelince, teheccüd namazında evvelki kadar çok durmayı azalttı, hafîfletti. Receb, Şabân ve Ramazan aylarında, Zilhicce’nin ilk dokuz günü ve Aşûra gününde, bilhassa Ramazan’da ibâdet gayret ve azimleri, diğer zamanlardan çok olurdu. Ramazan gelince, bütün esîrleri serbest bırakır, fakîrlere daha çok sadaka verir, Allah korkusundan ve Allahü teâlâya ta’zîmden mübârek yüzlerinin rengi değişirdi. Ramazanın son on gününde, bir rivâyette bütün Ramazan’da, bayrama kadar yatakta yatmaz, namaz ve münâcâta âdetlerinden çok gayret ederdi. İtikâfı Siyer kitablarında geniş olarak anlatılmaktadır. “Ramazanda yatsı namazını cemâatle kılan, Kadir gecesine kavuşmuş olur” buyurmuştur. Nâfile oruçlarında belli bir âdetleri yoktu. Bildirilen rivâyetler bazı vakitlere âid olduğu zan olunur. Zirâ Siyer kitaplarında yazar ki, arada bir sabah namazından sonra saâdetlü hânelerine (evine) girip, hanımlarına: “Yiyecek bir şeyiniz var mı?” diye sorar, yoktur derlerse, “Ben orucum” buyururdu. Bazan birkaç gün ve gece devamlı kasden yemez ve içmez, sırf sevâb almak için Savm-i visâl (birbiri ardından oruç) ederdi. Bazı Sahâbe, kendisini taklîd etmek istediklerinde: “Ben sizin gibi değilim. Muhakkak ki Rabbim beni yedirir ve içirir”, ya’nî Allahü teâlâ benim karnımı kudretten tok eder, siz benim hâlime mâlik değilsiniz, nefsinize cebr ve zorluk etmeyiniz. Zekât vermek peygamberlere lâzım değildi. Zirâ onlar bütün mallarını Allah yoluna vermek için tahsîs etmişlerdi. Ayrıca zekât, temizliğe, temizlemeye derler. Onların kendileri ve malları tayyib ve tâhir (temiz) olduğu âşikâr olduğundan, temizlemeye ihtiyaç olmadığı şübhesizdir. Zekâtın farz olduğunu isbat eden: “Onların mallarından bir zekât al ki, onunla onları temizlemiş ve mallarına bereket vermiş olasın” âyeti bu ma’nâyı îmâ eder. Peygamberlerin sadaka alması da câiz değildir. Hediye almaları câiz idi. Yarın: “Dağıt Bilâl korkma!”
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT