BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Rüya Ressamı

Rüya Ressamı

Güzel Türkçesi ile gönül ferahlatan muhterem Yüceyılmaz hanımefendinin ilk romanı, Ötüken Neşriyat’tan (Faks 0212 251 00 12) çıktı. 1995’te Türk Edebiyatı Vakfı’mızca düzenlenen “Ömer Seyfettin Hikaye Yarışması”nda “Mangal” adlı hikâyesi ile birincilik alan Yüceyılmaz, geçen yıllarda cazibeli üslubu ve çeşni bolluğu ile dikkatleri çekti.



Güzel Türkçesi ile gönül ferahlatan muhterem Yüceyılmaz hanımefendinin ilk romanı, Ötüken Neşriyat’tan (Faks 0212 251 00 12) çıktı. 1995’te Türk Edebiyatı Vakfı’mızca düzenlenen “Ömer Seyfettin Hikaye Yarışması”nda “Mangal” adlı hikâyesi ile birincilik alan Yüceyılmaz, geçen yıllarda cazibeli üslubu ve çeşni bolluğu ile dikkatleri çekti. Kısa zamanda bol verimli bir hikâyeci olduğunu gösteren değerli yazarın Çeşm-i Bülbül Mevsimi (1996) ve Haliç Hikayeleri (1997, 1998 T.Y.B. Hikâye ödülü aldı.) Uzak Dur Körfezimden 1998 adlı hikâye kitaplarını okuduk. 2000’lerin ilk gününde ise Rüya Ressamı eserini, yine hikâye zannı ile fakat derinleşmiş bir roman biçiminde okuduk. Hele bu son eserinden sonra artık edebiyatımızın, derin tahlillere, ruh hallerine aşina, özellikle kadın ruhu üzerinde araştırmalar yapmış bir roman hikâye-yazarı kazandığını söyleyebiliriz. Yeni romanda artık kavga değil de insan manası arayanlar, Sevinç Çokum, Emine Işınsu, Alev Alatlı ve Muhterem Yüceyılmaz gibi olgun ve seçkin yazarlarımızı (hepsi de hikâyelerle başlayıp çoğunluk romanda karar kılan arkadaşlarımızı) zevkle okuyacaklardır. Muhterem Hanım’ın Rüya Ressamı romanını kısaca özetlersek: Bora: Genç, kültürlü fakat kendini boşlukta hisseden bir arkeologdur. Mehveş: Yaşlı, bir kız ressam. Bir sergide Mehveş’in çizdiği “pinekleyen atlar” adlı bir tabloda buluşuyorlar. O tabloda hayatın bir amacı var. Birkaç karşılıklı konuşmadan sonra Bora ve Mehveş birbirleri için biçilmiş kaftan olduklarını anlıyorlar. Fakat bunu anladıklarında Mehveş kansere tutulmuş bir hastadır. Bunu Bora’dan gizler. Bora zaten durumdan habersizdir, evlenme teklif eder. Mehveş kabul etmez, edemez. Bunun üzerine iyice başıboş kalan Bora’yı Mehveş bir ipek yolu kervanıyla yolculuğa teşvik eder. Bundan amacı ise, elindeki tarihi bir aile yadigârını yerine teslim ettirmektir. Bora görevi üstlenir ve bir kervanla çöllere açılır. İkisi arasındaki aşk, Doğu Türkistan beldesinin tarihi bir şenliğine vesile olur. Görev tamamlanır, fakat kim kavuşmuştur ki onlar kavuşsunlar. Kervanın da kendi iç hikayesi vardır, kervana katılanların da. Hikayeler birbirlerine halka halka eklidir. Severek okuduğum Rüya Ressamı’nı, ne gibi bir amaçla yazdığını sorduğum sayın Yüceyılmaz bana şunları söyledi: “Toplumların da rüyaları olmalı, tek tek her ferdin kendi rüyası, toplumun müşterek rüyası olacak mertebeye eriştiğinde yüce bir şuur olarak (tarihimizde bir zamanlar olduğu gibi) bütün beşeriyetin rakımını yükseğe çeker. Eğitimciler bunu biliyorlar, siyaset adamları, tarihçiler biliyorlar fakat fertler, özellikle toplumumuzun genç kanadı kendi enerjilerini, atılım günlerini, ilgi odaklarını genellikle alâkasız, verimsiz ve geri kazanımı olmayan mecralarda ziyan ediyorlar. Oysa her faaliyetin, beşerî plânda bir kazancı olmalı. Ziyanlarımızın, hatta pişmanlıklarımızın dahi bir geri kazanım hânesi olmalıdır. Rüya Ressamı, enfüsî açıdan hüsranı çağrıştırsa da mensubiyet açısından Türk nüfusun aslî meziyetlerini, tarihe gömülü kalmış büyük düşünme hasletini gündeme getiren bir çalışma. Kişilerin faniliğine karşılık, tarih süreklidir, özü insandır ve aşkla büyür. İşin aslı şu ki dünyamız giderek küçüldükçe rüyalar daha bir anlam kazanıyor.”
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT