BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > ONBİR AYIN SULTANI Ramazan

ONBİR AYIN SULTANI Ramazan

“...Mevlânâ Hâlid, nefs düşmanına karşı hocasının çizdiği yolda ilerlemeğe başlar. Kendisine ortalığı temizleme görevi verilince “acabasız” kabul eder. Nefsi serkeşlik edecek gibi olur. Fakat Mevlânâ Hâlid hazretlerinin cevabı onu perişan eder.”



Hazırlayan: M. Emin Arvas emin.arvas@tgrt.com.tr 24 Ramazan 1429 EVLİYANIN EN BÜYÜKLERİNDEN Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî -1- “...Mevlânâ Hâlid, nefs düşmanına karşı hocasının çizdiği yolda ilerlemeğe başlar. Kendisine ortalığı temizleme görevi verilince “acabasız” kabul eder. Nefsi serkeşlik edecek gibi olur. Fakat Mevlânâ Hâlid hazretlerinin cevabı onu perişan eder.” Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin Şam’ın Kasiyun Dağı eteklerindeki türbesi. Server-i alem, sana aşık olup da yanarım! Her nerede olsam o güzel cemalin ararım. Her şey cihanda, senin şerefine yaratıldı, Rahmet’in bana da yağsa, o an olur baharım... Resulullaha böylesi yanık bir naatı yazan, eserleri ve yetiştirdiği talebelerle islamiyyete büyük hizmetler yapıp, ilmi, marifeti, ehl-i sünnet itikadını kıtalara yayan büyük evliya Mevlânâ Hâlid hazretlerini anlatacağız. Hazreti Osman’ın soyundan olan ve 1778 yılında Bağdat’ın Şehrezûr kasabasında doğan Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri, Allahü tealanın ona bahşettiği zeka, hafıza ve yüksek istidatla zamanın fen ve din alimlerinden dersler alarak yükselir. Hocası, büyük alim Abdülkerim efendinin vefatıyla onun yerine geçip ders vermeğe başlar ki, daha sonra ders halkasına nice alimler katılırken, yaşı henüz yirmibirdir. Fakat Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerini bekleyen bambaşka bir görev vardır. Devran dönmeğe, Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin asrının büyüğü ve silsile-i aliyyenin halkalarından olacak olmasının sebepler alemindeki hadiseler, tecelli etmeğe başlayacaktır. Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri, Medine-i Münevvere’de Yemenli bir Salih müminden nasihat isteyecek kadar tevazu sahibidir. HİNDİSTAN’I GÖSTERİR O mümin: “Ey Hâlid! Mekke-i Mükerreme’ye gittiğin zaman edebe uymayan bir şey görürsen hemen reddetme” şeklinde beklenmeyen bir nasihat verir ona. Daha sonra Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri, ziyaret ettiği Mekke-i Mükerreme’de, Kâbe-i muazzamaya karşı bir dua kitabı okurken, birinin sırtını Kabe’ye dönmüş olduğunu görünce, pek bir gayrete gelir. Ve kalbinden: “Şu adam Kâbe’ye arkasını çevirmiş bir halde oturmaktan hiç mi utanmıyor. Böyle edep olur mu?” diye geçirir. Tam o anda o sırtını Kâbeye dönmüş olan şahıs, Mevlânâ hazretlerine: “mümine hürmet, Kâbe’ye hürmetten daha öncedir. Bunun için yüzümü sana çevirdim” der ve sonra ekler: “Buraya gelirken nasihat istediğin Yemenli zâtın sözlerini ne çabuk unuttun”. Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri, bu evliya olduğu belli olan zattan af diler, “beni talebeliğe kabul edin” diye arzeder. O şahsın sözleri bütün bir dünyayı nuruyla aydınlatacak olan Mevlânâ Hâlid hazretlerinin kalbine ilk kıvılcımı çakan cinstendir: “Ey Hâlid sen burada olgunlaşamazsın” dedikten sonra parmağını Hindistan tarafına çevirip devam eder: “Senin işin orada tamam olur.” Mevlânâ hazretleri, Süleymaniye’ye dönmüştür dönmesine ama artık o, bambaşka bir alemdedir. Aklında, kendisine işaret edilen Hindistan ve orada kavuşmağı beklediği mürşidi vardır... Onun kalbini oraya doğru muazzam bir kuvvetle çeken Abdullah-ı Dehlevi hazretleri, bir haberci göndererek, onu, kendisine davet eder. NURU ARŞA YÜKSELİR Hindistan’dan gelen bir talebe Ona şöyle der: “Abdullah-ı Dehlevi hazretleri sana selam ediyor ve Hindistan tarafına gelmeni istiyor.” Bu cümle emsalsiz nimetlere kavuşmanın doğum günü olacaktır. Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî, artık ne ders verebilir talebeye, ne çok fazla sohbet yapabilir. Kendini, evinde misafir gibi hissetmeğe başlar. Ve kısa süre sonra Hindistan’a doğru yola çıkar. Talebeleri ve sevenleri bu duruma çok üzülürlerse de, emir büyük yerdendir. Kimseler durduramaz aşkla yanan bu gönlün sahibini. Bir uzun yolculuk başlar. Görenin aşık olduğu Mevlânâ hazretleri, firak ateşinin ve biran önce kavuşma arzusunun yıllara çevirdiği birkaç aylık yolculuktan sonra, hocasının şehri olan Delhi’ye gelmenin sevinciyle, yanındaki herşeyi fakirlere dağıtır. Kalbindeki muhabbetin hakiki sahibine kavuşunca, adeta erir Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretleri. Nefs en büyük düşmandır ve sadece ilimle yenilmez bu güçlü hasım. Elbet bir büyük velinin sohbeti ve yol göstermesi lazımdır. Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî, nefs düşmanına karşı hocasının çizdiği yolda ilerlemeğe başlar. Kendisine ortalığı temizleme görevi verilince “acabasız” kabul eder. Nefsi serkeşlik edecek gibi olur. Fakat Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin cevabı onu perişan eder. Çünkü o nefsine şöyle der: “Eğer ki hocamın verdiği bu işten kaçarsan, sana yerleri sakallarımla temizletirim.” Bu hizmetle geçen günlerin birinde, su taşırken hocası, Hâlid’den arşa kadar yükselen nuru görür ve meleklerin ona gıpta ile baktıklarına şahid olur. Bunun üzerine Hâlid’i bu işten alır ve sürekli yanında bulundurur. Ve hocası, bütün cihan dolaşılsa misli bulunmayan nazarlarıyla ve sohbetleriyle, onu nübüvvet nisbetinin, vilayetin, eşsiz makamlarına yükseltir. MEVLÂN HÂLİD-İ BAĞDÂDî BUYURDU Kİ: Evliyanın kalbleri, ilahi nurların çıkıp geldiği kaynaklardır. Onların hoşnut olduğundan, Hak teâlâ da hoşnuttur. Onların kalblerinde yer eden, büyük devlete kavuşmuştur. Âlemlerin Efendisi’nden MÜBAREK AY Ramazan ayı gelince, “Ey hayır ehli, hayra koş! Şer ehli, sen de kötülüklerden el çek” denir. Hadîs-i Şerîf ESKİ RAMAZANLAR Bir ağadır gidiyor!.. > M.Kurtbay Önür kurtbay.onur@tg.com.tr O smanlı’nın en önemli devlet adamlarından Sadrazam Koca Ragıp Mehmed Paşa’dan çok bahsedildi. Paşa, Devlet-i Osmani’nin neredeyse bütün kademelerinde bulunmuş, Ordu-yu Hümayun Riyaseti, Tebriz Defter Emâneti, Hemedân Riyâset Vekâleti, Revan-Bağdat Defterdarlığı, Reis’ül Küttab’lık, Osmanlı temsilcisi, Cizye muhasebecisi, Halep, Rakka, Mısır Valisi gibi daha sayamadığımız onlarca görevde yer almıştı. Ragıp Paşa, ‘Ağa’lık rütbesinden, Paşa olarak valiliğe atanmıştı. Daha sonraki yıllarda Vezir-i azamlığa kadar yükseldi. Göreve başlamadan önce ihtiyar ve yaşlı devlet azâlarına uğrayıp, onların duasını alıp, vedalaşmak istemişti. Uğradıkları arasında emekli olduktan sonra yalısında istirahata çekilen Sadrazam Çorlulu Köse Bahir Mustafa Paşa da mevcuttu. Mustafa Paşa, nezaket ziyaretine gelen Ragıp Paşa’yı hoş sohbet karşıladı. Velakin; “Hoşgeldin Ragıp Ağa”, “Nasılsın bre ağa”, “Biz de iyiyiz Elhamdülillah ağa” gibi sohbet boyunca devamlı ‘Ragıp Ağa’ diye hitap ettiği için Ragıp Paşa içinden, “Herhalde Mustafa Paşa’ya, Paşa olduğumu anlatamadım!” diyerek kendisinin sadr-ı azam olarak atandığını bir kez de şöyle anlatmayı denemiş: “Paşam, zat-ı şahanemiz Sultan Mustafa Han, bendenizi huzura çağırıp; ‘Sana vezirlik verdim, artık paşa oldun!’ deyince öyle sevindim ve öyle şaştım ki anlatamam...” Lafını esirgemeyen Çorlulu Mustafa Paşa da cevabı yapıştırmış: “Evet, ‘Ragıp Ağa’ oğlum. Size vezirliğin verilmesini işittiğimizde biz de çok şaştık!..” SEADET-İ EBEDİYYE’DEN FARZ BORCU DURURKEN SÜNNET KILMAK Alimler sözbirliği ile bildirdiler ki, farzlar; vaciplerden ve sünnetlerden daha efdaldir ve sevapları daha çoktur. Nafile ibadetler, yapılmamış farzların yerine geçemez. Nafile yapmakla, farz borcu ödenilemez. Cahiller, farzı bırakıp nafile ibadet yapıyorlar. Nafilelerin sevapları çok diyerek, böylece farz borcundan kurtulacaklarını sanıyorlar. Böyle söylemeleri İslamiyyete uygun değildir. Abdülkadir-i Geylani “kaddesallahü sirrehül aziz “ buyuruyor ki: “Kaza borcu olanın sünnet kılması, alacaklıya, borçlunun hediye götürmesine benzer ki, elbette kabul olmaz. Mümin tüccara benzer. Farzlar onun sermayesi, nafileler de kazancıdır. Sermaye kurtarılmadıkça kazanç olamaz.” KELÂM-I KİBAR “Allahü teâlâyı görmekten mahrum kalmak, en şiddetli Cehennem ateşinden daha çok azap verir.” Sırrî-yi Sekati hazretleri rahmetullahi aleyh 100 YIL ÖNCE 100 YIL SONRA Sultanahmet camii Klasik Türk sanatının bir örneği olan Sultanahmet Camii, orijinal olarak 6 minare ile inşa edilen tek camidir. İstanbul şehrinin en güzel manzarası denizden görülür. Bu şahane manzarada caminin silueti yer alır. Şöhreti “Mavi Camii” olarak bilinen eserin asıl adı I. Sultanahmet Camiidir. Esas mesleğine yakışır şekilde, Mimar Mehmet Ağa Cami içerisini kuyumcu titizliği ile dekore etmiştir. 1609-1616 yılları arasında inşa edilen cami büyük bir kompleksin içerisinde bulunurdu. Caminin mimarı klasik Türk sanatının ulu mimarı olan Koca Sinan’ın öğrencisiydi ve caminin yapımında hocasının daha önce denediği bir planı, daha büyük ölçüde uygulamıştı. Sultanahmet Camii’nin esas girişi Roma devrinden kalan hipodrom tarafındadır. Caminin içini 3 taraftan çevreleyen balkonların duvarları, sayıları 20.000’i aşan şahane İznik çinileri ile süslüdür. 260 pencerenin aydınlattığı iç mekânı örten kubbe 23.5 metre çapında ve 43 metre yüksekliğindedir. HER GÜNE BİR DUA Kötülükten kurtulmak için Her türlü kötülükten kurtulmak için şu duâ da okunmalıdır: “E’ûzü bikelimâtillâhit-tâmmâti min şerri külli şeytânin ve hâmmatin. Ve min şerri külli effâkin kâzibetin. Ve min şerri külli gammâzin hâinetin. Ve min şerri külli aynin lâmmetin. Ve min şerri külli bid’atin dâlletin.” Kötülüklerden kurtulmak için “Eûzü bikelimâtillâhit-tâmmâti min şerri mâ haleka” duâsını okuyan, bir yere gelince, o yerden kalkıncaya kadar kötülüklerden kurtulur. BİR YUDUM TAT KAYMAÇİNA Süre: 80 dk - 6 Kişilik MALZEMELER: >> 1 kg süt >> 7 adet yumurta >> 2 su bardağı şeker HAZIRLANIŞI: Yumurtaların hepsini bütün olarak şekerle köpük köpük olana kadar çırpın. Süt ilave edip çırpmaya bir müddet daha devam ederek pişirmek için tercihen cam bir kaba koyup orta hararetli fırına atın. 1 saat kadar -tatlının üzerinde kahverengi gözenekler meydana gelene kadar- pişirdikten sonra soğutup servis yapın.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 107202
    % 0.35
  • 3.5161
    % -0.05
  • 4.128
    % -0.07
  • 4.518
    % -0.41
  • 145.919
    % -0.07
 
 
 
 
 
KAPAT