BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > ONBİR AYIN SULTANI Ramazan

ONBİR AYIN SULTANI Ramazan

“...Bütün müminlerin okuması gereken ve İtikatname adlı eseri, İhlas Holding tarafından “Herkese Lazım Olan İman” adıyla çeşitli dillere çevrilir ve bütün dünyaya dağıtılır.. Bunun yanında, bu kitaba internette de ulaşabilmek mümkündür ki, bu hizmetin kıymeti ölçülemez. “



Hazırlayan: M. Emin Arvas emin.arvas@tgrt.com.tr 25 Ramazan 1429 MEVLÂN HÂLİD-İ BAĞDÂDî HAZRETLERİ HALİD BÜRD -2- “HÂLİD her şeyi aldı götürdü” “...Bütün müminlerin okuması gereken ve İtikatname adlı eseri, İhlas Holding tarafından “Herkese Lazım Olan İman” adıyla çeşitli dillere çevrilir ve bütün dünyaya dağıtılır.. Bunun yanında, bu kitaba internette de ulaşabilmek mümkündür ki, bu hizmetin kıymeti ölçülemez. “ Hocasının, onun yüksekliğiyle ilgili “Hâlid bürd” yani “Hâlid her şeyi aldı götürdü” manasına gelen, kavuşulabilecek bütün manevi makamlara ulaştığını haber verdiği Mevlânâ Hâlid hazretleri, yine üstadının emriyle önce Süleymaniye’ye gider ve taliplilere ilim öğretir. Daha sonra, Bağdat’a giden büyük velinin önünde, değil talebeler, zamanın büyük alimleri de elpençe divandırlar ve dizüstü edeple oturmağı büyük kazanç bilirler. SUİKAST TEŞEBBÜSÜ Bir zaman sonra, tekrar döndüğü Süleymaniye’de ise durum karışıktır. Kendisinin büyüklüğünü kabul etmeyen bir aşiretin, 200 kişiden oluşturduğu silahlı bir grup, Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerini cuma namazı çıkışı öldürmek için, mescidin dışında beklerler. İkiyüz kişinin öldürmek için beklediği asrın müceddidi, cami kapısından görünür. Ve büyük veli o anda, evliyalık basiretiyle, onların kendisini öldürmek istediklerini anladıktan sonra, heybetli nazarlarıyla onlara öyle bir bakar ki, kimisi nara atıp kaçışmağa başlar, kimisi yere kapaklanır, perişan olur. Bu elbette büyük bir keramettir ki daha sonra bu silahlı kişiler” büyük veli, mescidden dışarı çıkınca onun omuzları üzerinde bir aslan gördük ki üzerimize atlamak üzereydi, dehşete kapılıp kaçtık” itirafında bulunurlar. BÜYÜK KERAMET O, tesirli nasihatlariyle nice yüzbinleri seadete kavuştururken, kendisini çekemeyen pek çok alimi de, güzel ahlakı ve ilmi derinliği ile ikna eder. Bir gün yöredeki, büyük bir alim, hakikaten ilmi derinliği çok fazla olan birinin hazırlayabileceği sorularıyla, büyük veliyi güya imtihan etmek için, yanına gelir. Mevlânâ Hâlid hazretleri onu güler yüzle kabul ettikten sonra, daha o bir şey demeden: “Din ilimlerinde çok ince meseleler vardır. Mesela bir soru şudur, cevabı da şöyledir. Diğer bir meseledeki müşkil şudur, cevabı da böyledir.” Diyerek o alimin hayret ve hayranlık dolu bakışları arasında onun bütün sorularını, daha o sormadan cevaplar ki, bu keramet karşısında o alim ve talebeleri, her şeylerini bırakıp Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin talebelerinden olurlar. Değil zamanının, bulunduğu asrın müceddidi olan büyük veli aldığı, manevi işaret üzerine Şam’a gider ve bir konak satın alarak buraya yerleşir. Elbet kısa zaman sonra, bu ilim vilayet ve marifet güneşinin huzmeleri binleri kapısına toplar. O, dünyanın karışmağa başladığı, sapıklıkların çoğaldığı bir zamanda Mekke, Medine, Kudüs, Şam, Halep, Irak ve Hakkari başta olmak üzere bütün İslam dünyasını ve ehli sünneti ayakta tutmuştur ki, bu büyük hizmetin önemi anlatılamaz. Talebeleri arasında, medrese arkadaşı Abdullah-ı Şemdini hazretleri, Seyyid Tahayı Nehri hazretleri ve büyük fıkıh alimi İbni Abidin hazretleri gibi çok yüksek evliyaların bulunması, “Talebe hocasıyla ölçülür” kıstasına göre de, Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin büyüklüğünün en büyük delillerindendir. Müminlerin gözbebeği, Resulullahın vârisi büyük veli, ömrünün sonlarına doğru rahatsızlanır. Bir müddet hasta yattıktan sonra 1826 yılının şevval ayında Fecr suresinin son ayetlerini okuyarak vefat eder. Gidişiyle İslam dünyasını hüzne boğan büyük veli, emsali az görülen bir kalabalığın katıldığı ve talebelerinden İbni Abidin hazretlerinin kıldırdığı cenaze namazından sonra, bir çok peygamberin ve evliyanın kabrinin bulunduğu Kasiyun dağı eteğindeki, kıyamete kadar ziyaret edilecek kabrine defnolunur. HERKESE LAZIM OLAN İMAN Fakat o yapmış olduğu hizmetle bir nevi yaşamağa devam eder. Çünkü çeşitli coğrafyalara yayılan talebeleri yanında, onun eserleri yine dünyanın dört bir tarafında hüccet olarak kabul edilen müthiş kitaplardır. Bunlar arasında bulunan ve İslamın ve imanın şartlarını pek güzel bir şekilde açıklayan itikatname adlı eseri, Kemahlı Feyzullah efendi tarafından Türkçeye tercüme edilir. İhlas Holding yayınları arasında bulunan ve bütün müminlerin okuması gereken bu kitap “Herkese Lazım Olan İman “ adıyla çeşitli dillere çevrilir ve bütün dünyaya dağıtılır... Bunun yanında bu kitaba internette de ulaşabilmek mümkündür ki, bu hizmetin kıymeti ölçülemez.. MEVLÂN HÂLİD-İ BAĞDÂDî BUYURDU Kİ: En mühim vasiyetim şudur ki: Ölümü, ahiret hallerini ve nimetlerin hakiki sahibini unutmayınız. Elden geldiği kadar peygamberlerin efendisinin “sallallahü aleyhi ve sellem” sünnetine uymada ileri gitmeye çalışınız. ESKİ RAMAZANLAR Elhamdülillah hata itmedük! > M.Kurtbay Önür kurtbay.onur@tg.com.tr Sultan İkinci Mahmud, bir yaz gününde tebdil-i kıyafet iki mabeyncisini yanına alarak Sirkeci’ye gider. Beylerbeyi’ne geçeceklerdir. İhtiyar bir kayıkçıya düşerler. Amma ne kayıkçı! Bu zatta bir hâl vardır. Zira herkesi ‘gözünden’ tanır. Yeni yolcularını görünce ses çıkarmaz ve işini yapar. Beşiktaş önlerine yaklaşırlar. Sultan: Baba, 32 ile nasılsın? İhtiyar: 32’yi 30’a vurdum mu, 15 çıkıyor. Sultan Mahmud: İşitiliyor ki şehirde hırsızlar ziyadeleşmiş; senin evine de giren oldu mu? İhtiyar: İki ay evvel, biri girdi. Son günlerde birisi daha bizim eve dadandı. Bakalım işin sonu ne olacak? Padişah sükut eder. Kayıkçı işine devamdadır. Velakin; mabeynciler bir mâna çıkarmak için kıvranırlar. Kayık, Beylerbeyi iskelesine yanaşır. Sultan Mahmud: Babalık, sana iki besili kaz göndersem, yolar mısın? İhtiyar: Hay hay efendim yolarım! Padişah sandala akçesini bırakıp, karaya çıkar. Mabeyinciler meraktadır. Ertesi gün, hünkâr ile kayıkçı arasında geçen konuşmayı anlamak için ihtiyarı, kayıkçılar kahvesinde bulup, bir kenarda çaylı suale tutarlar: Mabeynci: Baba dün Beylerbeyi’ne üç yolcu götürmedin mi? İhtiyar: Evet. Mabeynci: Onlardan ikisi biz idik; seninle konuşan da hünkârımız hazretleriydi. İhtiyar: Elhamdülillah hata itmedük. Mabeynci: Meraktayız, ne konuştunuz? (Bir anda ihtiyarın avuçlarına iki kese altın sıkışıverir.) İhtiyar: Devletlüm buyurdular ki; “32 ile nicesin, yani geçimin nasıldır?” Dedim ki; Ağzımda 32 dişim var; onu 30 güne ayarlıyorum. Ben ise 15 gün ancak iş bulabiliyorum!” dedim. Mabeynci: Eeee? (der ve ihtiyara iki kese altın daha verir) İhtiyar: Sultanımız: “Son aylarda hırsızlar çoğaldı, sana da gelen oldu mu?” buyurdu. Hünkârın hırsızdan kastı, zannımca ‘kaşık hırsızı’, yani ‘gelin’ idi. “Son günlerde evlenmeler arttı. Senin çocuklarından da evlenen oldu mu?” demek istedi. Bir hırsız girdi, oğlumun biri evlendi; diğeri için de hazırlıklar var, Allah Kerim” dedim. Mabeynci: Üçüncü sual nedür? İhtiyar: Bre kahveci! Bana kahve, ağalara iki çay daha gönder! Kurdela Tatlısı Süre: 40 dk - 8 Kişilik >> MALZEMELER: > 2 adet yumurta > 1 çay fincanı süt > 1 çay fincanı nişasta > 5 çay fincanı un > 1 çorba kaşığı sıvıyağ > 1 çorba kaşığı sirke > 100 gr çekilmiş antepfıstığı > 1 tutam tuz >> ŞERBET İÇİN: > 2.5 su bardağı toz şeker > 2 bardak su > 2 damla limon suyu >> HAZIRLANIŞI: > Unun ortasını havuz gibi açarak süt, yumurta, yağ, tuz ve sirkeyi ekleyip sert olmayan bir hamur yoğurun. Hazırladığınız hamuru 10 dakika dinlendirdikten sonra beş parçaya bölün. Her parçayı hafifçe yassıltarak üzerine nişasta serpin. Yufka inceliğinde açın. Hamura kare şekli vermek için çevresindeki fazlalıkları kesin. Kare şeklindeki hamuru büzün. Eşit aralıklarla, istediğiniz büyüklükte, fiyonk şekline gelecek biçimde ortalarından sıkın ve kesin. Fiyonk şeklindeki hamurları kızgın yağda kızartın. Peçete serilmiş tabağa alın. Diğer tarafta şeker ve su ile şerbeti kaynatın. Limon suyunu ilave edin. Soğuduktan sonra kızaran hamurları şerbete batırın. Antepfıstığına bulayıp servis yapın. HER GÜNE BİR DUA Vesveseden korunmak için “Yâ Allah-ür-rakîb-ül-hafîz-ür-rahîm. Yâ Allah-ül-hayy-ül-halîm-ül’azîm-ür-raûf-ül-kerîm. Yâ Allah-ül-hayy-ül-kayyüm-ül-kâimü alâ külli nefsin bimâ kesebet, hul beynî ve beyne adüvvî! E’ûzü bi-kelimâtillâhittâmmati min şerri külli şeytânin ve hâmmatin ve min şerri külli aynin lâmmetin.” Bu duâ her sabâh ve akşam üç def’a okunup kendi üzerine veyâ yanındakilerin üzerine üflenirse, göz değmesinden ve şeytânların ve hayvanların zararından korur. Bir kimseye okurken, E’ûzü yerine (ܒîzüke) denir. İki kişiye okurken (ܒîzü-kümâ) denir. İkiden fazla kimseye okurken, (ܒîzü-küm) demelidir. EBEDİ SAADET İÇİN Bir kimse binlerce sene ibadet etse ve ömrünü, nefsini temizlemekle geçirse ve güzel huyları ile yanındakilere ve keşif ettiği aletler ile, bütün insanlara faideli olsa, Muhammed aleyhisselama tâbi olmadıkça ebedi seadete kavuşamaz. BÜYÜK ACI ÇEKECEKLER Nisa suresi, onüçüncü âyet-i kerîmesinde mealen: “Allahü teâlânın ve Peygamberi Muhammet aleyhisselamın emrlerine aldırış etmeyenler, beğenmeyenler, asra, fenne uygun değildir, modern ihtiyaçlara kafi değildir diyenler, kıyamette cehennem ateşinden kurtulamayacaklardır. Bunlara, cehennemde çok acı azap vardır” buyuruldu. KELÂM-I KİBAR Vakit çok kıymetlidir. Kıymetli şeyler için kullanmak lazımdır. İşlerin en kıymetlisi sahibine hizmet etmektir. Yani Allahü teâlâya ibadet ve taat etmektir. İmam-ı Rabbânî hazretleri “Kuddise sirruh” YILANLI SÜTUN İstanbul’un en eski eserlerinden birisidir. Birbirine dolanmış 3 yılanın kafaları altın bir kazanın 3 ayağı biçimini alıyordu. M.Ö. 5. yüzyılda Persler’i yenen 31 Yunan, şehri elde ettikleri bronz ganimetleri eriterek bu eşsiz kalitedeki eseri yaptırtmıştı. 8 metre boyundaki Yılanlı Sütun aslında Delfi’deki Apollo mabedine dikilmişti. 324 YILINDA GETİRİLDİ İmparator Konstantin tarafından 324 yılında getirtilerek, Sultanahmet’te bulunan Hipodromun ortasına diktirilmiştir. 17 yüzyılda yılanların kafaları yerlerinde duruyordu. Daha sonra bilinmeyen bir sebeple kaybolan Yılanlı Sütunun kafalarının bir parçası bulunarak İstanbul Arkeoloji müzesine konulmuştur. Âlemlerin Efendisi’nden MÜBAREK AY Ramazan orucu, gökle yer arasında durur. Sadaka-i fıtr verilince yükselir. Hadîs-i Şerîf
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT