BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > ONBİR AYIN SULTANI Ramazan

ONBİR AYIN SULTANI Ramazan

“Mevlânâ Hâlid hazretleri zaten yaratılıştan pek üstün olan bu cevheri, nefse muhalefet, evliyaya muhabbet ve esrar ilimleriyle öyle işler ki, Hazreti Seyyid Taha kelimelerin ifade etmekten aciz kaldığı yüksekliklere ve ilimlere kavuşur. Ve bir çok velinin yıllar sonrasında alabildiği icazeti, 40 günde alır ki, misline az rastlanır.”



Hazırlayan: M. Emin Arvas emin.arvas@tgrt.com.tr 26 Ramazan 1429 NEHRİ’DEN DOĞAN GÜNEŞ SEYYİD TAHA-YI HAKKARİ “Mevlânâ Hâlid hazretleri zaten yaratılıştan pek üstün olan bu cevheri, nefse muhalefet, evliyaya muhabbet ve esrar ilimleriyle öyle işler ki, Hazreti Seyyid Taha kelimelerin ifade etmekten aciz kaldığı yüksekliklere ve ilimlere kavuşur. Ve bir çok velinin yıllar sonrasında alabildiği icazeti, 40 günde alır ki, misline az rastlanır.” SEYYİD TAHA-YI HAKKARİ BUYURDU Kİ: “Amellerinizi ucb, yani kendini beğenmek, ibadeti kendinden bilmek ile örtüp yok etmeyiniz.” Son asırların bir tanesini, gelmiş geçmiş en büyük evliyalardan birini, Resulullahın “sallahü aleyhi ve sellem” soyundan ve Seyyid Abdülkadir-i Geylani hazretlerinin onbirinci torunu olan bir büyüğü anlatacağız. Ve gönüllerimizi, evliyaların; vefada ve sadakatte hazreti Ebu Bekir, şecaat ve adalette Hazreti Ömer, hayâ ve hilimde Hazreti Osman, vilayet-i Kübrada hazreti Ali’ye “radiyallahü anhüm ecmain” benzediğini ve adeta Eshab-ı Kiramdan biri gibi olduğunu bildirdikleri, eshabı kiramın yolu olan Silsile-i aliyyenin 31 halkasını, Seyyid Taha’yı anlatarak bereketlendireceğiz. 1700’lü yılların sonlarına doğru, teşrif eder dünyaya Seyyid Taha... O, asaletin, marifetin ve nice üstün vasıfların miras olarak geldiği, bir büyük aileye mensuptur. Bunun yanında, Onun muazzam zekası, istidadı ve vakarı ile, hayran bırakan edebi, göreni mesteder. Gönül ehilleri, onun gelecekte büyük bir veli olacağını, hemen anlarlar. Küçük yaşta Kur’an-ı Kerimi ezberleyen bir azim ve hafıza, Süleymaniye, Kerkük, Erbil, Bağdat demeden birçok coğrafyayı dolaşan bir ilim aşkı vardır Onda. O, tahsiline devam ederken, Bağdad’ta bir sohbette, onun istikbaldeki büyüklüğünü şekillendiren bir konuşma geçmektedir. Şöyle ki; zamanın büyüğü Mevlânâ Hâlid hazretleri, arkadaşı ve aynı zamanda Seyyid Taha’nın amcası olan Seyyid Abdullah’la sohbettedir. Bir ara büyük veli, Seyyid Abdullah’a şu soruyu sorar: “Senin ailende istidadı yüksek bir genç var mıdır?” Seyyid Abdullah, belki de manevi alemde Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin bildiği ve beklediği cevabı verir: “Taha diye bir yeğenim var. “Hâlid hazretleri: “onu bana getir” diye rica ederler seyyid Abdullah’tan... GİT CEDDİNİ ZİYARET ET Seyyid Abdullah, Bağdat’a gittiğinde yanında Seyyid Taha da vardır. Mevlânâ hazretleri muhabbet nazarlarıyla süzer onu ve: “Var, ceddin Abdülkadir Geylani hazretlerinin kabrini ziyaret et. Sonra da bir istihare yap” diye emreder. Bunun üzerine Seyyid Taha hazretleri, hemen Abdülkadir Geylani Hazretlerinin kabr-i şerifine gider. Ancak yaşayanların hakkıyla anlayabileceği bir şekilde Abdülkadir Geylani hazretleri tecessüm ederler ve torununa şu emri verirler: “Bizim yolumuz büyük ise de, sen kalk ve Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî’ye git, bu zamanda ondan büyük bir alim ve evliya yoktur yeryüzünde...” Bu cevapla Seyyid Taha, hemen Mevlânâ Hâlid hazretlerinin huzuruna gider. Onun Mevlânâ Hâlid hazretlerine gelişi öyle bir aşk, muhabbet ve tereddütsüz bir teslimiyetle olur ki, pek az görülmüştür emsali... Mevlânâ Hâlid hazretleri zaten yaratılıştan pek üstün olan bu cevheri, nefse muhalefet, evliyaya muhabbet ve esrar ilimleriyle öyle işler ki, hazreti Seyyid Taha kelimelerin ifade etmekten aciz kaldığı yüksekliklere ve ilimlere kavuşur. Ve bir çok velinin yıllar sonrasında alabildiği icazeti, 40 günde alır ki, misline az rastlanır. Bundan sonra Mevlânâ Hâlid hazretleri onu Berdesur denilen yere, irşad için gönderir. Ve başta hocası olmak üzere, binlerce alim, geleceğin en büyük evliyasını yolcu ederler ki, pek hisli anlar yaşanır. O Berdesur’a doğru yola çıkar. FAKİRLERİN EVİ OLUR Fakat bu, ilim ehlinin hayretle karşıladığı bir durumdur. Çünkü Mevlânâ Hâlid hazretleri, Seyyid Abdullah’ı da yakın bir yer olan Nehri’ye göndermiştir ki, aynı yöreye iki halifenin gönderilmesi hikmetini, kimseler anlayamaz. Fakat aslında bu Mevlânâ Hâlid hazretlerinin bir kerametinden başka bir şey değildir. Çünkü kısa bir zaman sonra, Seyyid Abdullah hazretleri vefat eder. Ve Nehri kısa süre sonra dünyanın manevi merkezi olur ki, orası Allahü teâlâya kavuşmak isteyenlerin kalplerinin sığınağı, fakirlerin evi, hastaların ebedi dertlerine derman bulduğu bir nur menbaı olur. Bu bölümümüzü hazreti Seyyid Taha’nın bir menkıbesiyle noktalıyoruz: “Musul’da şeyhlik iddiasında bulunan birisi vardır. Bu şahıs talebelerinden birini Nehri’ye gönderirken: “Nehri’ye git ve Seyyid Taha’nın sünnete uymayan bir hareketini görmedikçe buraya gelme” diye emreder. Cümle, evliyayı denemenin tehlikelerine aldırmayan birinin, pervasız bir isteğinden başka bir şey değildir. Talebe Nehri’ye gider. Bir iki gün değil, tam iki ay boyunca dikkatle gözlediği halde, hazreti Seyyid Taha’nın sünnete uymayan bir hareketini bile göremez. Bir gün, büyük veli camide iken, onun sol ayakkabısını kapının uzağına koyar. Maksadı hazreti Seyyid Taha’nın sağ ayakla mescidden çıkmasını sağlamaktır. Çünkü sünnete göre mescidden sol ayakla çıkmak lazımdır. Hazret-i Seyyid Taha, mescidin kapısına gelip duraklar. Ve kalabalık içinde olan ve sol ayakkabısını kasten uzağa koyan talebeye seslenirler: “Ayakkabımızı buraya getiriniz, sizin aradığınız şey bu kapıda yoktur.” Buyurarak, hem bir keramet gösterir, hem de sünneti seniyyeye ittibalarının tam ve kamil olduğunu bir defa daha ifade etmiş olurlar. ESKİ RAMAZANLAR Sultan-ı selâtin-i zaman! > M.Kurtbay Önür kurtbay.onur@tg.com.tr Kanuni Sultan Süleyman, Atlas okyanusundan Umman denizine, Macaristan, Kırım ve Kazan’dan Habeşistan’a kadar uzunan büyük imparatorluğu, Allahü teâlânın dini ve adalet ile idare etti. Mertliği, şecaati, nezaketiyle bilinen Sultan Süleyman aynı zamanda edip idi. “Sakın aldanma cihâna olmasun sende gurûr, Ne kadar devlet bulursan kendi özüni eyle mûr” mısraları gibi fermanlarına; “Ben ki; Sultan-ı selâtin-i zaman burhân-i havâkin-ı avân tâc-bahs-i husrevân-i cihan, zillullâhi’l-meliki’l-mennân Akdeniz’in, Karadeniz’in, Rumeli’nin, Anadolu’nun, Şam, Halep, Karaman, Rûm’un, vilâyet-i Dulkadriye’nin, Diyârbekir’in, Azerbaycan, Van’ın, Budin, Tamisvar vilâyetlerinin; Mısır’ın, Mekke ve Medine’nin, Kudüs’ün ve Halilu’r-Rahmânın. Külliyen diyâr-i Arab’ın, Yemen’in, Bağdad, Basra, Cezayir vilâyetlerinin; ve dahi nice memleketlerin ki âbâ-i kiram ve ecdâd-i izamımın (enârallâhü kabrûhü) kuvvet-i kâhire ile fetheyledikleri ve cenab-ı celalet-meâbım, dahi tig-i âteş-bâr şimşîr-i zafernigârım ile fetheylediğim nice diyârın sultanı ve pâdişâhı; hazret-i Sultan Bâyezıd oğlu Sultan Selim Han oğlu Sultan Süleyman Şah Hân’ım...” diye başlayıp İslâm devleti olan Osmanlı’nın haşmetini ilân ederdi. İşte bu muhteşem sultanın kız kardeşi, Hatice Sultan ile Sadrazam Makbul İbrahim Paşa’nın düğünleri çok güzel olmuştu. Bundan altı yıl sonra şehzadelere yapılan sünnet düğünü de Hatice Sultan ile Sadrazam Makbul İbrahim Paşa’nın düğünleri gibi oldu. Padişah: Lala, hangi düğün daha güzel? İbrahim Paşa: Benim düğünüm gibi bir düğün yeryüzünde yapılmadı ve yapılmaz da devletlüm. Padişah: Bre nasıl sözdür bu? İbrahim Paşa: Şöyledir ki; bu acizin düğününde sizin gibi mübârek bir sultan; şehzadelerin düğününde ise benim gibi bir vezir olduğundan. Âlemlerin Efendisi’nden MÜBAREK AY Ramazan ayında ailenizin nafakasını geniş tutunuz! Bu ayda yapılan harcama, Allah yolunda yapılan harcama gibi sevaptır. Hadîs-i şerîf SEADET-İ EBEDİYYE’DEN İslamiyet son din Hz. Muhammed ise son peygamberdir Peygamberler “aleyhimüsselavatü vetteslimat” Allahü teâlâ tarafından kullarına gönderilmiş insanlardır. Ümmetlerini Allahü teâlâ’ya çağırmak, azgın ve yanlış yoldan, doğru, seadet yoluna çekmek için gönderilmişlerdir. Davetlerini kabul edenlere, Cenneti müjdelemişler, inanmayanları cehennem azabı ile korkutmuşlardır. Onların Allahü teâlâdan getirdikleri her haber doğrudur, yanlışlık yoktur. Peygamberlerin sonuncusu, Muhammed Aleyhisselamdır “sallallahü aleyhi ve sellem”. Onun dini bütün dinleri nesh etmiş, yürürlükten kaldırmıştır. Onun kitabı, (ona gönderilen kitap), geçmiş kitapların en iyisidir. Onun dini kıyamete kadar bâkidir. Kimse tarafından değiştirilemeyecektir. İsa “aleyhisselam” gökten inecek, onun dini ile amel edecek, yani onun ümmeti olacaktır. KELÂM-I KİBAR En küçük bid’atten bile kaçınmayandan, zararı dokunmasın diye siz ondan kaçın. Adiyy Bin Müsafir hazretleri ‘Rahmetullahi aleyh’ BEBEK CAMİİ Bebek İskelesi’nin yanındadır. 1912 yılında Mimar Kemalettin yaptırmıştır. Neo-klasik akımın içinde değerlendirilen yapı, 8 köşeli kasnağa oturan büyük kubbe ile örtülüdür. Kubbe yanlarda 4 yarım kubbeyle desteklenmiştir. Tuğla yapının son cemaat yeri, 4 kalın sütuna oturan 3 kubbeyle örtülüdür. Mihrap yazısı, Hattat Hüseyin Macit Ayral’a aittir. BİR YUDUM TAT Tavuklu Kadayıf Dolması Süre: 40 dk - 8 Kişilik *ALZE*ELER: * 300 gr Tel Kadayıf * Yarı* tavuk göğsü * 4 Ye*ek kaşığı ir*ik * 3 ye*ek kaşığı toz şeker * 1 su bardağı ceviz * 2 su bardağı süt ŞERBET İÇİN: * 3 su bardağı toz şeker * 3 bardak su * 1 çay kaşığı li*on suyu HAZIRLANIŞI: * Tavuk göğsünü tuzsuz, sade haşlayın. Haşlanan tavuğu süzün ve tel tel didin. İr*ik, süt, ve şekeri birlikte pişirip soğuyunca dövül*üş cevizi ve tavuk etlerini ekleyin. Kadayıftan bir *iktar kopararak tabağa yayın. Uç kıs*ına yeteri kadar harçtan yerleştirerek dol*a sarar gibi sarın. Tel kadayıf bitinceye kadar bu işle*i uygulayın. Yağlan*ış tepsiye yerIeştirerek üzerine kızdırıl*ış *argarini eşit *iktarda gezdirin. Önceden ısıtıl*ış fırında kızartın. Su ve şekeri birlikte kaynatın ve şerbeti li*onla kestirip, soğu*ası için bırakın. Kadayıflar sıcak, şerbet soğuk ol*ak üzere kepçeyle üzerine gezdirip çek*esini bekleyin. Servis tabağına alarak servis yapın.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 104123
    % 0.12
  • 3.4906
    % -0.5
  • 4.1771
    % -0.29
  • 4.7234
    % -0.71
  • 145.551
    % 0.08
 
 
 
 
 
KAPAT