BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bir yastıkta 70 sene

Bir yastıkta 70 sene

Haldun Nasuhi Öğüt ile Nermin Öğüt çifti 70 yıla yakın bir süredir evliler. Aslında onların tanışmaları daha da eskiye dayanıyor



ONLARIN HAYAT HİKAYESİ HERKESE ÖRNEK OLMALI Haldun Nasuhi Öğüt ile Nermin Öğüt çifti 70 yıla yakın bir süredir evliler. Aslında onların tanışmaları daha da eskiye dayanıyor Sunuş Pazar Kahvesinde bu haftaki misafirlerim hayatın içinden... Haldun Nasuhi Öğüt Bey ile Nermin Öğüt Hanım... Onlar çok sık şahit olamayacağımız bir hikâyenin kahramanları. Aslında bu bir aşk masalı. Kahramanlarının artık çok sayıda kalmadığı bir hayat hikâyesi. Alışık olmadığımız, duyunca hayretler içinde kaldığımız, mahallemizde yaşayan ama “modern” hayatın içinde unutulan ve unuttuğumuz insanlara ait, gerçek olabileceği ihtimalini bilmediğimiz için masal ama masal olamayacak kadar gerçek bir hikaye. Bu hikâyenin temasından bazı kavramlar artık sözlüklerde kaldı. Bir kısmını da kaybediyoruz diye o kadar hayıflanıyoruz ki. Yarından sonra bayram. Bu da bir bayram hikayesi olsun. Aşkın, saygının, sevginin, şefkatin, hoşgörünün, sabrın, iyiliğin, iyi huyun, vefanın, fedakarlığın hikayesi. Bir Erenköy Masalı. >> Eşimle birlikte erkenden işe gitmek için sizin evinizin önünden geçerken her sabah balkondaki o gıpta edilecek haliniz: birbirinize olan muhabbetiniz ve şefkatiniz dikkatimizi çekerdi. Çok erken kalkardınız sanırım? Evet, sabah altıda kalkar, kahvaltımızı yapar, havanın müsaade ettiği müddetçe de sizin de gördüğünüz gibi balkona çıkar sohbet ederdik. Ama o sabah.... >> Ne oldu? Her zaman olduğu gibi yine kahvaltımızı yaptık. Balkonda oturduk. Derken içeriye girmek üzere teyzen ayağa kalktı ve ne olduysa o an oldu. Bir anda yere yığıldı. Nasıl oldu anlamadım. Bugün bu haldeyiz. Felç geçirdi. Çok üzgünüm çok. Ah canım ya, bak güzelime benim birden bire ne hale geldi. O benim her şeyim. 70 yıllık evli çift, hâlâ ilk günkü gibi birbirlerine sıkı sıkı sarılıyor... CANIM BENİM O... >> Bunca yıl sevgiyi aynı derecede korumak nasıl bir şey? Çok ama çok sevdim ben onu. Canım benim o. Tanısaydınız siz de çok severdiniz. Ne iyi insandır o. Güzel huydan bıkılır mı? >> Sizden dinlemek, öğrenmek istediğim çok şey var ama önce sizi tanısak. Mesela evleneli kaç yıl oldu? Kaç yaşındasınız? Ben 1916 doğumluyum. Hanımım da 1917 doğumlu. 68 yıllık evliyiz biz. >> Şaşkınlık içerisindeyim. Dile kolay sizinki neredeyse 70 yıllık evliliğin hikâyesi. Evliliğinize gelmeden biraz kendinizden, gençlik yıllarınızdan bahsedin lütfen bize. Enerji bakanlığında muhasebe müdürlüğü, müşavirlik ardından baş müşavirlik yaptım. Sayın Süleyman Demirel, rahmetli Turgut Özal çalışma arkadaşlarımdı. Fenerbahçe’de futbol oynadım. >> Bence sizden dinleyeceğimiz çok şey var. Şu Canım Kadının hastalığı var ya kızım her türlü şevkimi, her türlü isteğimi yok etti, azalttı. Gözlerimi bile yarı yarıya kaybettim. Çok üzülüyorum onun bu haline. Ne güzel yemekler yapardı. Otururduk, sohbetler ederdik. Ben de yiyemiyorum. Ahh canım benim, o kendini iyi hissettiği yemek yediği zaman, benim içimden de bir şeyler yemek geliyor. Dışarıya çıkasım yok. Bir parçam eksik benim. Ne anlatayım. >> Önce sizi ve futbolu konuşalım Sadece futbol değil aynı zamanda iyi de bir yüzücüydüm ben. Yüzmede şampiyonluğum var. 100 metrede kurbağalama dalında Balkanlar yüzme şampiyonu ve rekortmeniyim. Heybeliada’da yapılmıştı. Ne heyecanlıydı. Futbolu da 1934’den 1940’a kadar oynadım. 16 yaşında genç takımdaydım. Ben liseyi Kadıköy Lisesi’nde okudum. Biz Dereağzı’ndaki sahada sınıf maçları yapardık. Fenerbahçeli yöneticiler de bizi izlerlermiş. O dönem 4 arkadaş bizi takıma aldılar. A takımında kısa süreli oynadım. İki antrenörümüz vardı. Birisi İngiliz, diğeri Macardı. Macar antrenörümüz 2. dünya harbine gitti ve orada öldü . Ayrıca şunu da söyleyeyim: Babam Beşiktaş Akaretli’ydi. Babam o zamanın gençleri ile birlikte Beşiktaş’ın kurulmasında rol almış. Haldun Nasuhi Öğüt, bir zamanlar Fenerbahçe’de top koşturmuş... >> Ama sanırım siz Fenerbahçelisiniz Demeyeyim öyle. Bütün takımları takdir ediyor ve başarılı buluyorum. Bakın Anadolu takımları nasıl da güçlendi. Hele son zamanlarda futbol çok değer kazandı. Ailede herkes Fenerli ama ben bütün takımları destekliyorum. Bilir misiniz? Biz Fenerbahçe -Galatasaray Taksimde maç yapar; maç bittikten sonra da kol kola girer, tünele gider, yüksek kaldırımdan yayan iner, oradan vapura biner karşıya geçerdik. Maçtan sonra dosttuk, kardeştik. BABASI GAZETECİYDİ >> Evlilikle birlikte mi bıraktınız futbolu? O zamanlar bu kadar profesyonel değildi futbol. O arada okulum da bitti ve iş hayatına atılarak maliyeci oldum. Babam demiryolları erkânındandı. İmtihanla Devlet Demir Yollarında işe girdim ve Sirkeci’de çalışmaya başladım. Daha sonra babam Ankara’ya alındı. Ben İstanbul’da kaldım. Hanımımın ailesi de Ankara’ya taşınmıştı >> Ankara’da mı tanıştınız? Hayır, hayır. İstanbul’dan tanışıyoruz. Kadıköylüyüz biz. Ben Kadıköy Lisesi’ne giderdim. Hanım da Erenköy Kız Lisesi’ne. Evlerimiz de yakındı. Aynı mahalledeydik. >> Yani mahalle aşkıydı sizin aşkınız Hayır, aşk değil; o vakitler arkadaştık biz. Gayet temiz arkadaşlık efendim. Ailelerimiz de tanışırdı. Hanımın babası gazeteciydi. Anadolu Ajansında İstanbul şube müdürü idi. Sonra babasını Ankara’ya aldılar ve o da mecburi ailesiyle gitti. Babam da babası da Fransa’da eğitim almışlar. Babası çok değerli gazeteciydi. Gazeteci Sedat Rıza İstek. Daha sonra benim babam da gitti. Ben İstanbul’da kaldım; çalıştım. >> Sizin Ankara’ya gidişiniz nasıl oldu. Annem ağlayıp duruyor, “ Ben burada yalnız kaldım” diyor. Ben de mecburi Ankara’ya gittim. >> Ankara’da birbirinizi nasıl buldunuz Sokakta karşılaştık. Ben askerliği yapmıştım. O da işe girmiş çalışıyor. Çok kısa bir süre sonra karşılaşmaz mıyız? Görüşmeye başladık tekrar. İyi arkadaştık biz. >> Ankara’da mı evlendiniz? Bir gün İstanbul’da Beyoğlu’nda geziyoruz, evlenmeye karar vermişiz artık. Bir kuyumcunun önünden geçerken çok güzel bir alyans gördük; değişik bir şey çok hoşumuza gitti; hemen aldık, Ankara’ya dönüşte de ailelerimize konuyu açtık. Onların evinde nişanı, bizim evde düğünü yaptık. ALYANS TAKMADIM! >> Duruyor mu alyanslarınız ? Ah onun da bir hikâyesi var. Ben alyanslarımızı çok sevmiştim. Hanım da çok sevmişti. 1960’ta ihtilal oldu. Bilir misiniz ki herkes nesi varsa verdi. Özellikle alyanslar bağışlandı. Ben vermek istemedim. Helali hoş olsun ama üzülerek verdim; o kadar seviyordum ki. Hanıma da söyledim. “Bunları çok seviyorum vermeyelim” dedim. “Olmaz” dedi. “Vermemiz lazım” Verdik. Onun hiçbir isteğini kırmadım ki hayatta. O da hep mantıklıydı. Ne isteyeceğini, ne yapacağını çok iyi bilirdi. Velhasıl alyanslarımızı verdik ve ben bir daha alyans takmadım: “O alyansların üstüne başkasını takamam” dedim ve 1941’de taktığımız alyanslarımızı neredeyse yirmi yıl sonra, hanımın isteği ile memleket için verdik. ATATÜRK’ÜN ELİNİ ÖPTÜM >> Yaşayan tarihsiniz siz. Cumhuriyet kurulduğunda 7 yaşındaymışsınız. Atatürk’ü gördünüz mü? Atatürk’ü hem de kaç defa gördüm. Erenköy’de Caddebostan iskelesinden denize inerdik hep. Bir gün gene arkadaşlarım gittiler. Ben de annemden dalavere yapıp kaçtım. Arkadaşlarımın yanına koştum. Baktım sandal tutmuşlar, açılacaklar. İskelede bir hayli kalabalık vardı. Ben kalabalığa aldırmadım geçerim zannettim. Koşarken adamın birisine çarptım düştüm. 13 yaşındayım kafamı kaldırdım Atatürk. Beni kaldırdı, elini öptüm. Daha sonra Ankara’da balolarda gördüm. Anlatılmaz bir insan. Haldun Bey, her davete eşi Nermin Hanım’la beraber giderdi... >> 1941 yılında evlendiniz, dile kolay neredeyse 70 yıl olacak. Nasıl bir histir bu? Evet, çok sevdim, hanımımı. Cidden söylüyorum çok seviyorum onu. Herkes de çok sever onu. Onu Cumhurbaşkanlığına özel kalem müdürü olarak istediler. O kadar güzel insandı ki, işinde de başarılı idi ki herkes takdir ederdi onu. Ben müsaade etmedim. Aynı kurumda yıllarca uyum içinde çalıştık. Hatta Semra Hanım ile Turgut Özal’ın evlenmesinde etkimiz olmuştur. ÖZALLARI EVLENDİRDİM >> Nasıl yani? Semra Hanım bizim dairede çalışıyordu. Ankara kolejinden Semra Hanım. Benim kardeşler, yeğenler de orada okuyorlardı. Mektepten tanıyoruz. 4- 5 ay sonra yüksek elektrik mühendisi olarak bizim daireye atadılar Turgut Bey’i. Hem de Semra’nın çalıştığı bölüme. Turgut, yakışıklı, öyle şişman falan da değil. Lisan biliyor akıllı. Semra da çok güzel bir hanım, gencecik. Bizim Semra ile yakınlığımızın farkında Turgut bir gün geldi “Ben Semra’ya aşık oldum” dedi. Aradan biraz zaman geçti, “evlenme teklif ettim beni kovdu” diye yine geldi ve “araya girin ne olur” dedi. Hanımda orada çalışıyor ya konuyu ona anlattık. Gittik Semra’ya önce “olmaz niye beni onunla evlendirmek istiyorsun” dedi ama Turgut peşini bırakmadı. Sonunda evlendiler. >> Çocuklarınız? Bir kızımız var, 63 yaşında. İş Bankası imtihan açtı kazandı. Sanat mektebinden mezun oldu. Bankacı oldu. >> 70 yıl nasıl geçti? Zor günleriniz olmadı mı? Bu kadar mesut evliliğin sırrı nedir? Olmaz mı, eskiden maaşlar azdı. Birbirimize destek olduk, çalıştık. Birbirimizi hiç incitmedik. Hiç başka gözlere bakmadım. Evli olduğumu bilip gene de bana bakanlara hiç bakmadım. Hiç tenezzül etmedim.. Sevgi içinde yetiştik. Nişanlanıncaya kadar biz onunla temiz arkadaştık. Bizim gençliğimizde balolar olurdu. Frak, smokin giyerdik. Ankara Gar Gazinosu, Ankara Palas’ta yapılırdı güzel balolar. Dans ederdik. Atatürk de katılırdı balolara. >> Eşinizi anlıyorum da insan dışarıdan hiç mi kırılmaz, hırslanmaz. Kırılır tabii. Ben de kırıldım ama karşı taraf için hep isteyerek yapmamıştır diye düşünmeye çalıştım. Memuriyetimin yüzde 80’inde amirlik yaptım. Ancak kimseyi ezmemeye üzmemeye gayret ettim, niye kötülük edeyim, ne geçer insanın elinde kötülükten, kalp kırmaktan >> Teyzecim, mutlu evliliğin sırrı nedir? Artık hiçbir şey bilmiyorum ben. >> Bir şey söyleyin nasıl mutlu olur insan Mutlu bir evlilikle >> Tek bir cümle söyle teyzecim, evlilikte, mutlu olmakta ne önemlidir? (Gülümsüyor ve zorlanarak) İyi bir eş... İyi bir eş, iyi de bir arkadaştır. “Hiç kavga etmedik...” Hayatımızda hiç kavga etmedik. O bana faraza biraz kızsa hoş görürdüm. Bilirim ben onun kalbini, kızamam ona. >> Mutluluk nedir? Ne diyeyim? Kafamızda hep birbirimizi kırmayalım incitmeyelim vardı. Hürmettir, saygıdır, sevgidir bence mutluluk. Maaşlarımızı alırdık, o bana verirdi ben de ona. Birbirimize önem verdik >> Sizi ben 10 yıldır hep el ele görürdüm, imrenirdim. (Söze yardımcıları giriyor.) Ben 27 yıldır bu evin kapısındayım. Başlangıçta haftanın belli günleri gelirdim yardıma. Sabahları erkenden girerdim içeri onları yan yana el ele otururken bulurdum. Hep mutlu gördüm onları. >> Haldun Bey bunlar ne güzel şeyler Evladım biz iyilikle mutlu olduk. İnsanların mutlu olması Hanımı hep mutlu etti. Gücü yettiğince fakire fukaraya destek oldu. Kızım Yatılı Kız Sanat okulunda okudu ama o gündüzlü giderdi. Hanım onun okul arkadaşlarından gücü az olanları hafta sonları eve getirir, yıkar, onlara iyi bakardı. Ne kadındı. Maçlar olurdu, evde yalnız kalmasın diye onu bırakıp gitmek istemezdim de “sen niye evdesin git, maçını izle” diye teşvik ederdi. Eşim harika bir insan. Fakir fukaraya hep iyilik yaptı. Kapının önünden geçen muhtaçlara bile, yemek verir, yardımcı olurdu. İyilik gördük biz hep...
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109156
    % 1.14
  • 3.8206
    % -0.38
  • 4.5076
    % 0.05
  • 5.1028
    % -0.67
  • 153.399
    % -0.43
 
 
 
 
 
KAPAT