BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > ONBİR AYIN SULTANI Ramazan

ONBİR AYIN SULTANI Ramazan

“...Onun en büyük kerameti, sünneti seniyyeden zerrece ayrılmaması, en büyük eseri ise, hikmet ve ilim deryası, ölü kalpler dirilten, büyük veli Seyyid Abdülhakim Efendi hazretleridir.”



Hazırlayan: M. Emin Arvas emin.arvas@tgrt.com.tr 29 Ramazan 1429 SEYYİD FEHİM HAZRETLERİ İlim ve feyz menbaı -2- “...Onun en büyük kerameti, sünneti seniyyeden zerrece ayrılmaması, en büyük eseri ise, hikmet ve ilim deryası, ölü kalpler dirilten, büyük veli Seyyid Abdülhakim Efendi hazretleridir.” Seyyid Fehim hazretleri çok kısa bir zaman içinde icazet alacak duruma gelince, hocası Seyyid Taha hazretleri onu yanına çağırır. Ve ona, insanlara islamiyyeti anlatmak üzere vekalet verdiğini söyler. Seyyid Fehim hazretleri boynunu büker, layık görmez kendini bu büyük göreve, “bu ağır bir yüktür bunu kaldıramam, hem liyakatim de yoktur.” der. Seyyid Taha hazretleri, tevazusunun, üstünlüğünü haber verdiği talebesinin, kendisine yazmış olduğu ve muhabbet deryalarını içinde barındıran mektuplarını gösterir ve: “Ey Fehim bu ihlas ve muhabbetin sahibi sen değil misin?” diye iltifatlarda bulunurlar ona. Ve sonra manevi alemle ilgili bir hususu şu muazzam kelimelerle ifade ederler: “Allahü tealaya yemin ederim ki, sizin hilafetiniz, Resulullah efendimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” ve bütün büyüklerin tasdik ettiği bir görevdir. Ben bu vekaleti, size vermeğe mecburum. Siz de bu görevi kabul etmeğe mahkumsunuz.” Seyyid Fehim hazretleri canından çok sevdiği hocasının bu sözleri üzerine görevi kabul eder ve hocasından ayrılıyor olmanın firak ateşinin yaktığı gönlün sahibi, emrolunduğu yere, Arvas’a döner ve talebelere ders vermeye başlar. Onun yetiştirdiği büyük veliler arasında oğlu Seyyid Muhamed Emin efendi, Halife Derviş, Şeyh Resul ve en büyük halifesi ve mutlak vekili olan büyük veli Seyyid Abdülhakim de vardır. Seyyid Fehim hazretleri, canından aziz bildiği hocası Seyyid Taha-i Hakkari hazretlerini her yıl Arvas’tan Nehri’ye gelerek ziyaret etmeğe devam eder ki, bu vuslat hakikaten görülesidir. Bir zaman sonra Seyyid Taha hazretleri ciğerleri yakan bir ayrılıkla ahirete irtihal ederken, yine üstadının işaretleri üzerine, vekili ve kardeşi Seyyid Salih hazretlerini ziyaret eder. Seyyid Fehim hazretlerindeki ilim marifet ve yüksek vilayetin büyüklüğü zamanla bütün dünyaya yayılır. Öyle ki, Mısır, Irak, Suriye ve bu coğrafyalarda çözülemeyen çok ince meseleler için başvurulan bir deryadır o. Ehl-i sünnetin dünyadaki merkezi konumuna gelen Arvas, Şiiliğin ve mezhepsizliğin yayılmasının önünde adeta bir kale olur. Onun sohbetlerine gelenler, bereketli teveccühleri ile Allahü tealanın razı olduğu yolda kolayca mesafe alır ve vilayetle şereflenirler. Onun en büyük kerameti, sünneti seniyyeden zerrece ayrılmaması, en büyük eseri ise, hikmet ve ilim deryası, ölü kalpler dirilten, büyük veli Seyyid Abdülhakim efendi hazretleridir. GİT ŞİŞELERİ KIR DA GEL O, pek çok kerameti görülen zamanının en büyük evliyasıdır. Birini bereketlenmek üzere aktarıyoruz. Bir gün Seyyid Fehim hazretlerini ziyarete gelen bir adliye müfettişi, köyün hemen girişinde, heybesindeki iki şişe içkiyi, daha sonra tekrar almak üzere, bir kuytu yere saklar. Büyük velinin huzuruna gelip elini öper ve talebe olmak istediğini arzeder. Seyyid Fehim hazretleri onu şaşkına çeviren şu emri verirler: “Önce git, o sakladığın içki şişelerini kır da öyle gel.” Bu apaçık keramet karşısında afallayan müfettiş gider, sakladığı içki şişelerinden birini kırar. Fakat diğerini kırmadan geri döner. Tekrar huzura gelen müfettiş büyük velinin: “git kırmağa kıyamadığın öbür şişeyi de kır” diye emretmesiyle onun büyüklüğünü kati olarak anlar, bükülür boynu. Ve Seyyid Fehim hazretlerinin teveccühlerinin bereketiyle hem içkiden kurtulur, hem de talebeleri arasına girmekle şereflenir. Nice yüzbinleri iki cihan saadetine kavuşturan, dünyanın zamanındaki ilim marifet feyz menbaı Seyyid Fehim hazretleri bir gün rahatsızlanır. İnsanlar her diyardan oluk oluk Arvas’a akmağa başlarlar. Hazan mevsiminin hüznü, bütün bir İslam coğrafyası üzerine çökmüştür. Gözlerde bir kırıklık, dillerde büyük velinin şifa bulması için dualar vardır. SON NEFESİNİ VERİR O büyük güneş, secdeden başını ancak yardımla kaldırabilecek kadar halsizdir. Gitgide rahatsızlığı artan velinin, son günüdür. Artık Seyyid Fehim hazretlerinin hastalığı iyice ağırlaşmıştır. İşte o anda, Arvas’ta bir anda harikulade olaylar olmağa başlar. Binlerce kişinin şahit olduğu bu olayların ilki şudur ki, çeşit çeşit renkte yüzbinlerce kuş toplanır ki, gökyüzü görülmez olur. Ve o kuşlar, adeta lisan-ı hal ile ağlarlar. Sonra görülmeyen ve herkesi heybetiyle iliklerine kadar ürperten bir güzel ses mealen: “ey mutmainne olmuş nefs...” ayeti kerimesini sonuna kadar okur. Büyük veli secdede olan mübarek başını kaldırır ve peygamberlerin, evliyânın ve şehidlerin rûhlarının bulunduğu makamı istediğini ifade eder: “Er- refikul â’la” dedikten sonra kelime-i şehadet getirerek vefat ederler. Tarih 1895’tir. Tarifsiz bir üzüntü yaşayan, onun vefatıyla yetim kalmış çocuklar gibi ağlayan nice binlerin katıldığı cenaze namazından sonra, günümüzde de ziyaret edilen ve büyük bereketlere kavuşulan kabr-i şeriflerine defnolunurlar. SEYYİD FEHİM HAZRETLERİ BUYURDU Kİ: “Sevmek tâbi olmaktır. Resulullahı, eshabını ve evliyaullahı sevmek, ehl-i sünnet itikadında olup, hayatını buna göre tanzim etmekle mümkündür.” ESKİ RAMAZANLAR Gönül yap ey zahida! > M.Kurtbay Önür kurtbay.onur@tg.com.tr Sultan Gazneli Mahmud, İslâmiyet’in Türk diyârlarında ve Hindistan’da, İrân’da yayılması için mücadele etti. Gazneli Mahmud mücâhid, edib ve derviş idi. Allahü teala’nın sevgili kulları olan İslâm âlimlerine, ariflere, evliyâya çok kıymet verir, hürmet gösterirdi. Onların dualarını ve emirlerini almak için gözlerinin içine bakardı. Silsile-i Aliyye büyüklerinden zamanın incisi, kutb-ı irşadı, mürşid-i kâmili, Hasen-i Harkâni (kuddise sirruh) hazretlerini ziyaret etmiş, teveccühlerine kavuşmuştur. Gönüllerin sultanı, Hasen Harkâni Hazretleri, ‘bir hâdise’nin ardından Gazneli’ye hırka takdim etmiştir. Gazneli hırkadan hasıl olan feyz ve bereketi gördüğünü hep dillendirir. Gazneli Mahmud, “Gönül yap ey zahida beyt-i Hüdâ’dır taât istersen, Muhakkakdır ki, bab-ı cenneti hatr-ı şiken açmaz” der. (Ey zâhid! Eğer Allah’ın rızasını kazanmak istersen, herkesin gönlünü hoş tut. Zirâ kâlb Allah aşkının bulunduğu bir evdir. Unutma ki; cennet kapılarını açmak şerefi, her halde kâlb kıranlara ait değildir.) Sultanın Ayaz denilen zata çok yakın olması, saray tebasını rahatsız etmektedir. Sultan Gazneli bir savaş sonunda çok kıymetli bir yakut taşını ganimet olarak ele geçirir. Taş kendisine arz edildiğinde herkesi şaşıtan bir olay yaşandı. Gazneli: Al bu taşı kır, paramparça et!.. Başvezir: Aman sultanım çok kıymetli bunu kıramam! Sonra yanındaki diğer vekil vezire aynı şeyi söyler. Vekil vezir: Ama sultanım, paha biçilmez, kırılmaz bu!.. Gazneli’nin vüzerâ ve tebası taşı kırmaya yanaşmaz. Sultan, sırdaşı, ahbâbı Ayaz’ı çağırtıp: Gazneli: Ayaz al bu taşı kır! Ayaz taşı yere çalıp, paramparça eder! Gazneli: Bre Ayaz ne yaptın? Herkes paha biçilmez, kıymetli olduğunu söyledi. Nasıl kırdın? Ayaz: Sultanım, ne taştan ne elmastan, bizim için kıymetli olan sizin emriniz, kalbinizdir. Kalbiniz kırılacağına varsın taş kırılsın. Gazneli bi’l cümle azâya dönüp: Ayaz’ı niçin severim anladınız mı? Beni ‘kıytırık’ bir taşa değişmedi. Âlemlerin Efendisi’nden MÜBAREK AY Ramazan ve Kurban bayramının gecelerini ihya eden kimsenin kalbi, kalblerin öldüğü gün ölmez. Hâdis-i şerif SEADET-İ EBEDİYYE’DEN Bayramda neler yapmak gerekir Bayram günleri şunları yapmak sünnetdir: Erken kalkmak, gusl abdesti almak, misvak ile dişleri temizlemek, güzel koku sürünmek, yeni ve temiz elbise giymek, sevindiğini belli etmek, fıtr (ramazan) bayramı namazından önce tatlı yemek, hurma yemek. Tek adette yemek. Sabah namazını mahalle mescidinde kılıp, bayram namazı için, büyük camiye gitmek. O gün yüzük takmak, câmiye erken ve yürüyerek gitmek. Bayram tekbirlerini, fıtr (ramazan) bayramında sessiz söylemek. Dönüşte, başka yoldan gelmek. Çünkü, ibadet yapılan yerler ve ibadet için gidip gelinen yollar, kıyamet günü şehadet edeceklerdir. Müminleri güler yüzle ve (Selâmün aleyküm) diyerek karşılamak. Fakirlere çok sadaka, [İslamiyyeti doğru olarak yaymak için çalışanlara yardım] yapmak. Sadaka-i fıtrı, bayram namazından önce vermek). Dargın olanları barıştırmak, akrabayı ve din kardeşlerini ziyaret etmek, onlara hediyye götürmek de sünnettir. Erkeklerin kabirleri ziyaret etmeleri de sünnettir. KELÂM-I KİBARKELÂM-I KİBAR Hak’tan ve Hak yolundan başka her ne düşünülürse, hepsi ayrılık ve perişanlık yoludur. Abdülhakim Arvasi hazretleri “kudise sirruh” Mihrimah Sultan Camii Üsküdar Meydanı’nda, iskelenin karşısında yer almaktadır. Kanuni Sultan Süleyman’ın kızı Mihrimah Sultan tarafından 1548’de yaptırılmıştır. Külliye Mimar Sinan’ın eseridir. Külliye bir cami, medrese, türbe, sıbyan mektebi, han, imarethane ve tabhaneden oluşmaktaydı. Bunların ancak bir kısmı günümüze kadar ulaş- mıştır. Mimar Sinan bu külliyenin camisinde Ayasofya Camii’nin daha çağdaş bir modelini uygulamıştır. Genellikle cami girişlerinin üzerinde bulunan yarım kubbe kullanılmamıştır; bu yüzden camiye girildikten itibaren ana kubbenin altına ulaşılmaktadır. Caminin girişinde bulunan şadırvan dikkat çekici güzelliktedir. Pencere kapakları ve kürsüde kullanılan ahşap üzerine kakma bezemelerle mermerden yapılan mihrap ve minber ince bir işçilik ürünüdür. Medrese caminin kuzeyinde bulunmaktadır. 100 yıl önce çevresinde nadir şekilde tarihî binaların bulunduğu Mihrimah Sultan Camii’nin şimdilerde ise etrafı betonarme binalar ve otobüs duraklarıyla çevrili. RAMAZAN MANİLERİ İşte geldi gidiyor, Mutlu günler bitiyor, Onbir ayın sultanı, Bize vedâ ediyor. BİR YUDUM TAT Gelin Bohçası Süre:120 dk - 10 Kişilik MALZEMELER: * 1 kg baklavalık un * 3 adet yumurta * Yarım çorba kaşığı tuz * 2 bardak su * Yarım kg nişasta * 400 gr tereyağı * 2.5 su bardağı antep fıstığı * Kaymak ŞERBETİ İÇİN: * 1 kg şeker * 3.5 bardak su HAZIRLANIŞI: * Geniş bir kaba unu eleyin yumurtaları kırın. Tuzu ve suyu ekleyin. Hamur sertleşene kadar yoğurun ve üzerine nemli bez örtüp 20 dakika bekletin. Hamuru 12 eşit parçaya bölün. Üzerine nişasta serpin. Oklava ile çok ince açın. Yufkaların oklavaya yapışmaması için nişasta serpin. Açtığınız 12 yufkanın dördünün düz bir zemine, aralarına eritilmiş tereyağı sürerek, üst üste dizin. Karelere bir çay kaşığı dolusu kaymak ve yarım tatlı kaşığı dolusu dövülmüş fıstık koyun. Karenin dört ucunu üstte birleştirerek, sıkıştırın. Yağlanmış tepsiye dizin. Eritmiş olduğunuz tereyağını tepsiye dökün. Fazla yağı boşaltın. Orta ısılı fırında üzeri kızarana dek pişirin.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 105324
    % 0.39
  • 3.472
    % -0.6
  • 4.1656
    % -0.39
  • 4.7068
    % -0.13
  • 146.472
    % -0.39
 
 
 
 
 
KAPAT