BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretlerinin hayatı -1-

Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretlerinin hayatı -1-

...Genç adam artık ömrünün sonuna geldiğini düşünür. Son olarak, her şeyin sahibi olan Cenab-ı Hakka, o zor durumda şöyle yalvarır: “Ya Rabbi! Bu zamanın en büyük evliyası, kutbu kim ise onu imdadıma gönder!..”



HASTA RUHLARA DERMAN BÜYÜK VELİ ...Genç adam artık ömrünün sonuna geldiğini düşünür. Son olarak, her şeyin sahibi olan Cenab-ı Hakka, o zor durumda şöyle yalvarır: “Ya Rabbi! Bu zamanın en büyük evliyası, kutbu kim ise onu imdadıma gönder!..” “Senenin bereketi baharından belli olur” güzel sözünün tecelli ettiği bir büyüğü anlatacağız bugün... Vekili olduğu büyük yolun bütün nurlarının toplandığı hazineden, ölü kalpleri dirilten bir gönül mütehassısından, bir nazarıyla nicelerini ebedi seadete kavuşturan, Resulullahın soyundan, silsile-i aliyyenin 34 halkasından, Abdülhakim Arvasi hazretlerinden söz edeceğiz... Dünyanın karışık olduğu ve dinin çeşitli saldırılar altında olduğu bir zamanda 1865’te gelir dünyaya Abdülhakim Arvasi. Dedeleri hep âlim ve evliya olan bir neslin çocuğudur o. Küçük yaşında bile sergilediği vakarı, edebi ve zekâsı herkesi hayran bırakır kendine... İlk ilim tahsili babasının yanında olur. Ondan sonra ibtidai ve rüştiye mekteplerini bitirir. Daha sonra düşer yollara. Irak’ın çeşitli şehirlerinde ve Van’ın Bahçesaray ilçesinde (Müküs) din ve fen ilimleri üzerine zamanının önde gelen hocalarından dersler alır. İlim pek büyük bir şereftir elbet fakat bu ilmin vicdani bir hâl alması için bir büyük mürşid gerektir diye yanar durur Abdülhakim Efendi... İhlasla ve gönülden yaptığı bu duasının ilk meyvesini rüyada Resulullahı görmekle alır. Daha sonra babasına sorduğu rüyanın tabiri, müjdelerin ilkidir. Babası: “Müjdeler olsun ey oğul! İnşallah büyük bir âlim olursun.” Artık başka bir bakar kitaplara... Bütün zamanların en büyüklerinden biri olacak olan Abdülhakim Efendi, o günlere hazırlanırcasına, insanüstü bir gayretle gece gündüz demeden ders çalışır. Uykusu gelince oturduğu minder yatağı, kitapları yastığı olur, oluşan manevi bereketi yorgan yapar kendine... Zaman Seyyid Fehim hazretlerinin dünyaya nur saldığı zamanlardır. Büyük veli bir gece rüyasında Resulullahı “sallallahü aleyhi ve sellem” görür. Efendimiz aleyhisselam ona şöyle emir buyururlar: “Abdülhakim’in terbiyesini sana ısmarladım.” Artık Allahü tealanın insanlara merhamet ederek yarattığı büyüklerden birinin de istikbaldeki mukaddes görev için hazırlanmasının kilometre taşları döşenmeğe başlanmıştır. Bir mürşid-i kâmile kavuşmak için yanan Abdülhakim Efendi ile, Resulullahın emri üzerine onu yetiştirmek üzere yolunu gözleyen Seyyid Fehim hazretlerinin vuslatı gerçekleşmek üzeredir. 1878 yılında bekleyen ve beklenen, emanet edilen, emanet olunana kavuşur. Abdülhakim Efendi, artık o pek özlediği hikmetler deryası merhamet dolu mübarek kalbin sahibinin, hem dergahına, hem gönlüne kabul olunmuştur ki, bütün saadetlerin kapısıdır burası. Mürşidini gördüğü anda Abdulhakim Efendi, unutur kendini... Geceler karışır gündüzlere... Sürekli ilim tahsil ettiği hocasına olan aşkı ile, uzar geceler, sabaha varmaz zaman. Öyle bir aşk vardır ki hocası ile Seyyid Abdülhakim arasında âdeta gözler konuşur, gönüller çeşit lisanlarla muhabbetler yapar bir nice. İlim hikmet esrar denizleri devşirilir kalbine Abdülhakim’in böylece... Hocasına kavuştuktan sadece 4 yıl sonra Allahü teâlâya kavuşturan birçok yolda icazet yani diploma almakla şereflenir... Seyyid Fehim hazretleri ona icazeti verirken şöyle buyurur tebessümle: “İşte bana bu” der. Büyük velinin bu latifesi, yıllar öncesinde yaşanmış bir muhabbetli olaya dayanır ki, Abdülhakim efendi daha beş yaşında iken Seyyid Fehim hazretleri ona “İsmin ne diye sormuştur.” O zaman Seyyid Fehim hazretlerini tebessüm ettiren ve kendisini çok sevdiren beş yaşındaki Abdülhakim Efendinin cevabı ise şöyle olmuştur: “Sana ne?..” İcazeti alan Abdülhakim Efendi hazretlerine, pek zor gelse de ayrılık, aldığı emir üzerine doğmuş olduğu Başkale’ye gider ve arsalarını satıp yaptırdığı medresede, bütün masraflarını karşıladığı, talebeleri yetiştirmeğe başlar. Ne var ki bu hayal âleminin takvim yaprakları birer birer düştüğü gibi, geçen zamanla birlikte Abdulhakim Efendi bir büyük kayıp yaşar ki, o kayıp, bütün bir ömür hatırlanan, firakı ilikleri yakan mürşidi Seyyid Fehim hazretlerinin vefatıdır. Ve büyük veli vefat etmeden önce “Abdülhakim benim mutlak vekilimdir. Hepiniz Ona itaat edin” buyurmuştur. Büyük yolun vekili olan Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri, tam 29 yıl boyunca nice âlimler yetiştirir bu medreselerden. Ne var ki savaşlarla karışmaya başlayan dünya, büsbütün beter olacaktır.. Rusya’nın kışkırttığı Ermenilerin doğuda başlattıkları katliam, yağma ve tarihte görülmemiş vahşetler, Seyyid Abdülhakim Efendi hazretlerinin olduğu Başkale’ye ulaşmak üzeredir... Büyük veli ve ailesinin de olduğu, nice binlerle insan dağlara kaçmak zorunda kalır ki, büyük çilelerin yaşandığı bir hicrettir bu... Yarın devam etmek üzere bir kerametiyle noktalıyoruz bugünkü yazımızı: Kışın bütün şiddetiyle yaşandığı doğuda, Bitlisli bir genç müthiş bir tipiye tutulur ve yolunu kaybeder. Genç adam artık ömrünün sonuna geldiğini düşünür. Son olarak, her şeyin sahibi olan cenab-ı Hakka, o zor durumda şöyle yalvarır: “Ya Rabbi bu zamanın en büyük evliyası, kutbu kim ise o nu imdadıma gönder.” Duası yeni bitmiştir ki, genç gözlerine inanamaz. Hemen kaşısında sakallı, nur yüzlü bir zat görür. O zat, gencin atının dizginlerini tutup ona istikamet göstererek “Şu istikamette git inşallah kurtulursun” der. Genç, hayretler içinde, bir o kadar sevinçlidir. Nihayet o şahsın gösterdiği istikamette yol alıp köyüne varır. Aradan tam otuz yıl geçmiştir ki, bu adamın yolu İstanbul’a düşer. Namaz kılmak için Bayezid Camiine giren adam, bir anda kürsüde vaaz veren âlime bakınca hayretle “Ben bu zatı tanıyorum. Ama kim?!.” deyip büyük bir meraka düşer; fakat bir türlü bu zatı nerede gördüğünü hatırlayamaz... Bu zat Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretlerinden başkası değildir. Vaaz bittikten sonra büyük veli, o adamın yanına gelir ve zamanının en büyüğü olduğunu bir kez daha gösteren kerametlerini, şu sözleriyle izhar ederler: “Hatırlamaya çalıştığın şey Bitlis’te tutulduğun tipi mi?..” Otuz yıl önce tipiye tutulan adam, büyük kurtarıcısının önündedir ve o ellerine sarılırken büyük velinin, gözlerinden yaşlar akmaktadır şimdi... SEYYİD ABDÜLHAKÎM ARVASİ BUYURDU Kİ: Temiz ve yeni elbise giyiniz. Gittiğiniz yerlerde, ahlâkınızla, sözlerinizle, giyinişinizle İslamın vakarını, kıymetini gösteriniz.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT