BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Renkler ve sesler arasında HİNDİSTAN

Renkler ve sesler arasında HİNDİSTAN

Hindliler ellili yıllardan kalma bir Morris Oxford eskisi olan Ambassadorları halen üretiyorlar. Bu demode araç İngiliz kazıklarından biri ama onda bile sevimli bir yan buluyorlar mesela devlet ricali Amby’lere biniyor. Hindistan yılda 15 bin kadar bu külüstürlerden imal ediyor, çoğuna resmi plaka takıyor. Kalanlar da yıldızlı otellerin önünde taksi olarak çalışıyor.



İrfan Özfatura irfan.ozfatura@tg.com.tr Hindistan tam bir zıtlıklar ülkesi. En sıcak kumsallar da onda, en ulaşılmaz dağlar da... Bir yanda sarp buzullar, bir yanda kavruk sahra... Mermer malikanelerle teneke kulübeler yan yana... Doğuştan asiller, insandan sayılmayanlar... Balta girmez ormanlar, araba yürümez yollar... İnsan sağa sola bakmaktan pinpon maçı izlemişe dönüyor... Avaz do! (Ses Yap ) Sokağa çıkıyorsunuz... İlk fark ettiğiniz şey: Hintlilerin direksiyonu tek elle kullanmaları oluyor. Niye? Çünkü diğer elleriyle sürekli kornaya basıyorlar. Arabaların arkasında “Avaz Do” (Ses Yap) yazıyor, ya da “Blow Horn” (Kornoya bas!) Tekerlek Hindistan’da mı keşfedildi bilinmez ama Hindistan’da dönüyor. Motorlu, motorsuz, itmeli, çekmeli, zincirli, dingilli, zilli, pilli her türlü vasıta yollara dökülüyor. At, deve, öküz, merkep yakaladıkları hayvanatı arabaya koşuyor, battal boy yüklerde fili tercih ediyorlar. Bu sınıfın kadillağı Tonga’lar... Bunlar bizdeki faytonları andırıyor, yalnız atları daha seçme, düğünlerde damat arabası filan yapılıyor. Rikşa denilen üç tekerlekli bisikletler insan taşımak için imal edilmiş ama yük ve eşyaya da hayır demiyorlar. Karınca sürüsü gibiler, ara sokaklar onlardan soruluyor. Rikşacılar kuru sıkı insanlar, eh bu kadar çalışan adamda yağ mı kalır? Yorulmuyorlar da, pedala sıkı basıyorlar. Hindistan’da velespitler de otobüs, kamyon kadar itibarlı, kimse ayak altında dolanma demiyor, “de get” moduna girmiyor. Bisikletleri bizim eski Bisan’lar gibi, çift kadro, çubuk fren. Yeni Delhi tepsi gibi düz ya, vitese ney gerek duyulmuyor. Motosiklet çok yaygın ama öyle model bolluğu yok. Ya Vespa lisansı ile üretilen “Bajaj”, ya da bizim kuryelerinkini andıran “Honda Hero”lar. Kadınlar özellikle Bajaj’a bayılıyor, erkeklerle omuz omuza trafiğe karışıyorlar. TUK TUK İMPARATORLUĞU Tuk tuk denilen üç tekerlekli alametler çok iş görüyor, zıpkın gibi her deliğe dalıp çıkıyor. Çatlak bir sesle yırtınıyor, ortalığı dumana boğuyorlar. Bu külüstürlerin motorları güçsüz ama yeri geliyor 20 kişi taşıyorlar. Zaten teknolojileri 60’lı yıllardan kalma, arızalandıkça tuktukçuya götürüyor, takatukalatmadan getiriyorlar. Her tuktukta bir “tuktukmetre” var ama zorlamazsanız açılmıyor. Pazarlıkta önce fikrinizi alıyor, “sen ne verirsin” diyorlar. Bu sizi sevdiklerinden değil, söyleyeceğiniz rakam onun kafasındakinden daha kabarık oluyor zira. Neyse biz tarifeyi verelim. Yakın mesafe için 20-30 rupi yetiyor. Ha unutmadan söyleyelim 30 Rupi bir yeni lira ediyor. Tuktukçular, emektarlarını mensubu oldukları dine ait resim ve işaretlerle donatıyorlar. Müslümanların sembolü ayyıldız, bazıları dikiz aynasına besmele asıyor. KAMYONLAR KRAL Kamyonlar havalı kornalarını bağırta bağırta asfaltı arşınlıyorlar... Tata olsun taştan olsun, 60 - 70 model, ya da 2008 fark etmiyor. Zaten alayının kupası dört köşe, Hindliler bunlara bayılıyor, allı morlu çıkartmalarla beziyorlar. Özellikle fosforlu ve cart renkleri seçiyorlar. Geceleyin uzunlara bir dokunuyorsunuz, sanki havai fişek patlıyor. Çoğunda cam çerçeve bulunmuyor. Kapıları da pervazından çıkarıyor, rüzgarı içeri alıyorlar. Şoförler kaptan: “Yelkenler fora!” Değerli büyüğümüz Resul İzmirli’nin bir vecizesi var: “Eğer bir ülkenin yollarında kamyonlar dolanıyorsa ekonomi rayında demektir, Hindistan yollarında konvoy konvoy kamyon, demek ki işler tıkırında... “Şaka değil Hindistan Türkiye’nin neredeyse 10 katı. Bir ucundan bir ucuna yük alan haftalarca sürünüyor. Bu yüzden arabada yatıyor, arabada kalkıyorlar. Nakliyeciler değişik insanlar, bu bir meslekten öte hayat tarzı, çileden hoşlanıyorlar. Arabaları eski ve yorgun da olsa dilinden anlıyor, bir şekilde yürütmeyi beceriyorlar. Yol kenarları silme tamirci, zemin yağdan zift kesiyor. Geceleri bir araya geliyor, ateş yakıyorlar. Aralarında güçlü bir dayanışma olmalı, ya da bana öyle geliyor. SİNİRLERİNİ ALDIRMIŞLAR İkliminden midir bilinmez insanları pek mülayim. O kesif trafikte bile asabileşmiyor, bağırıp çağırmıyor, hareket yapmıyorlar. Kırmızı yanan bir trafik lambasının üstünde 175 saniye gördüm, 174, 173 diye geri gidiyor. Belki de 250’den başladı kim bilir? Sabırla bekliyor, kontak bile kapatmıyorlar. Şimdi kan çıkacak dediğiniz hadiselere gülüp geçiyor, canlarını sıkmıyorlar. Ters hareket çok, lakin ters bakan hiç yok. Sinirlerini aldırmış gibiler, bu adamlar zor yaşlanırlar. Peki trafik kaidelerini çiğniyorlar mı? Valla çiğnemek için önce kaidenin olması gerek, olmayan bir şey nasıl çiğnenebilir ki?. “Kırmızı yandı dur ve soldan git”in dışında kural olmadığı için hepsi “iyi vatandaş”. Bir rişkaya on minik öğrenci, bir tuktuka 20 okkalı adam bindirmek garip karşılanmıyor. Kamyonlar salkım saçak insan taşıyor, ufacık motosiklete aile boyu oturuyorlar. Lüks otolar şehir trafiğinde aynalarını katlıyorlar, zira bu izdihamda her çıkıntı düzleniyor. Kopmasına üzüleceğiniz aksesuarı arabanın üstünde tutmamakta yarar var. Evet Hindistan karmaşık, gürültülü hatta kirli bir ülke ama insan alışıyor. İki gün sonra onlardan biri oluveriyorsunuz. Hatta özleniyor. Mezarlık mı o da ne? Eksikliğini farkettiğimiz bir başka şey mezarlıklar, caddeler sokaklar insan dolu ama sanki kabir eksikliği var. Niye acaba derken uyanıyoruz? Öyle ya Hindular ölülerini yakıyorlar. Orta direk, işi belediyenin sağladığı elektrikli ızgaralarla bitiriyormuş, zenginler ise budaksız meşe odunu tedarik edip Ganj kıyılarına uzanıyorlarmış. Fukaraların yakılmak neyine? Bir taş bağlıyorlarmış beline, savuruyorlarmış nehire. Öküzün adı yok Hintliler keçi ve manda beslemekten hoşlanıyorlar. İnekler özgür, kraliçe gibi dolanıyor. Öküzlere ise hayvan muamelesi yapıyor, canını çıkarıyorlar. Bu hiç adil değil ama... Erkekler tufaya mı geliyor acaba? Laik demokratik Hindular, sadece ineğe değil, maymuna ve fareye de tapınıyorlar hatta Pipal adlı ağaca da... Devlet halkın inancına karışmıyor, ideoloji de dayatmıyor. Eğer laiklik her inanca aynı mesafede durmaksa Hindistan bizden daha laik. Müslümanlar için Cuma günü öğle tatili veriyor. Memurların içinde takkeli Müslümanlar da var, türbanlı Sihler de var. Kadınlar diledikleri gibi giyiniyor, çarşaf peçe serbest, kamusal alan diye bir tabirden habersiz yaşıyorlar. Mahalli kıyafet yaygın, alacalı bulacalı renkleri seviyorlar. Avrupai giyinmek gibi bir dertleri yok, hallerinden memnun görünüyorlar. Son model külüstür Hindliler ellili yıllardan kalma bir Morris Oxford eskisi olan Ambassadorları halen üretiyorlar. Bu demode araç İngiliz kazıklarından biri ama onda bile sevimli bir yan buluyorlar mesela devlet ricali Amby’lere biniyor. Hindistan yılda 15 bin kadar bu külüstürlerden imal ediyor, çoğuna resmi plaka takıyor. Kalanlar da yıldızlı otellerin önünde taksi olarak çalışıyor. YARIN İNSANLAR VE LİSANLAR
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 108413
    % 1.13
  • 3.5067
    % -0.27
  • 4.1243
    % -0.17
  • 4.5149
    % -0.19
  • 145.23
    % -0.02
 
 
 
 
 
KAPAT