BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İnsanlar lisanlar...

İnsanlar lisanlar...

Hindistan’da 1650 dil var bunların 15’i resmi lisan. Ancak alayı can çekişiyor. Kendi aralarında da İngilizce konuşuyorlar, el kadar bebekler “mami mami” diye ağlıyor.



Şehirlerin silüetine mabedler hakim, camiler zaten belli, Hindu, Budist ve Sih tapınakları da farklı mimari özellikler sergiliyor. Hindistan’da 1650 dil var bunların 15’i resmi lisan. Ancak alayı can çekişiyor. Kendi aralarında da İngilizce konuşuyorlar, el kadar bebekler “mami mami” diye ağlıyor. Hindistan çok büyük bir ülke, tamamını gezmeniz için aylar yıllar gerekiyor. Yeni Delhi’den 300 km şimale Serhend’e çıkıyoruz, 230 km cenuba Agra’ya iniyoruz. Tek bir tepeye rast gelmiyoruz. Zemin kadife gibi, el kadar taş yok, hani ite atmaya, tekere koymaya... Bu yüzden dolgu tuğla üretiyor, evlerini de ondan yapıyorlar. Su bol, nehirler kıvrıla kıvrıla akıyor, kanallar araziyi dilimliyor... İnanın sadece bu ova Hindistan’ı beslemeye yeter de artar. Bazı temel çukurlarına bakıyorum 10 metre derinden bile helva gibi toprak çıkıyor. Hintlilerin bir sözü var. “Hindistan gibi toprağı, Osmanlı gibi Devleti, İngiliz gibi siyaseti olan yıkılmaz!” SINIFLAR, SINIFTA KALANLAR Hindistan demokratik bir ülke. Elbette köylünün oyu da bir, mebusun oyu da. Oylar bir olmaya bir de insanlar farklı. Bin parya bir Brahman etmiyor. Tuhaflığa bakın ki alttakiler de diğerleriyle aynı haklara sahip olmak için çabalamıyor, hadlerini biliyor, yerlerine oturuyorlar. Kast sistemine kafa yoran uzmanlar “aynı sosyal sınıfın mensuplarında aynı genetik yapıları” bulmuşlar. Demek ki bir kavim, diğerlerinin iliğini emiyor. Parsadan pay alamayan paryaya “sus sesini çıkarma” deniyor, “uslu dur öbür hayatında kral ol! İtiraz edersen sen bilirsin! Bu defa insan geldin, bi dahakine akrep solucan gelirsin!” Bu tenasüh (hülul, reenkarnasyon) inancı olduğu müddetçe sömürü sürer, zira ezilenlerde mücadele azmi kalmıyor. İŞÇİSİN SEN İŞÇİ KAL İşin aslı şu: MÖ 1600’lerde kuzeyden gelen savaşçılar (Aryalar) Hindistan’ı ele geçiriyorlar. Bu geniş ve kalabalık ülkeyi silah zoruyla tutamayacakları vakıa, halkın arasına karışıp erimeye de yanaşmıyorlar. Egemen azınlık “ayrıcalıklı kalabilmek için” şeytani bir tezgâh düşünüyor ve kast sistemini kuruyor. Hindlilerin masallara destanlara olan merakını kullanıyor, hadiseyi efsanelerle süslüyorlar. Bu sistemde neyin doğru ve neyin yanlış olduğuna ancak Brahman karar veriyor. Onların altında, Ksatriya’lar var, bunlar asker ve idareci oluyor. Vaisya’lar sanat ve ticaretle uğraşıyorlar. Shudra’lar ekiyor biçiyor. Paryalara ise vebalı muamelesi yapılıyor. Gölgesine bile temas eden kirlendiğini sanıyor, arınmak için Brahmanlara müracaat ediliyor ve ritüeller başlıyor. Şaka değil her altı Hintli’den biri parya ve doğduğu an “mundar” damgası yiyor. Hayatı boyunca sürünüyor, sefelati kabulleniyor. Hindistan’da devlet inanç ve ideoloji dayatmıyor Sih’ler türbanlarıyla askerlik yapabiliyor, Müslümanlar diledikleri kıyafeti giyebiliyor. EFSANELER İÇ İÇE Hindu Kutsal metinlerinin (Veda’ların) M.Ö. 1000 yıllarında yazıldığı sanılıyor. Bhagavad Giita, Mahabharata ve Ramayana destanları ile örgü tamamlanıyor. Brahma’nın dört kafası dört yana bakıyor. Vişnu, yılanla sarmaş dolaş; elinde salyangozdan bir düdük, altında yarı insan yarı kartal (Garuda) bir kuş. Karısı Laksmi para işlerine bakıyor. Şiva (dansçı Nataraja) ise Himalaya’larda yaşıyor ve maalesef esrar cekiyor. İki kaşının arasında üçüncü bir göz taşıyor, eşi Parvati kaplana biniyor ve on koluyla on ayrı silah kullanıyor. Fil başlı Ganeş onların oğlu oluyor. Nasıl karışık değil mi? İzaha da çalışmıyorlar zaten. Zira Hinduizmin yayılmak gibi bir amacı yok. Hindu olabilmek için Hindu ana babadan doğmak gerekiyor. Gelgelelim dinden ziyade bir felsefe olan Budizm yayılmak için her yolu deniyor. Bunlar Tibet’ten organize oluyor bütün dünyaya “guru” ihraç ediyorlar. Profesyonelce yapılan seanslarla “aydınlanma” pazarlıyor, daha ziyade sosyete arasında kol salıyorlar. Delhi’deki onlarca İngiliz okulundan biri... Tabelada St Antony’s Kız Lisesi yazıyor, derslere rahibeler girip çıkıyor. Ah o İngilizler Anlamadığım şey şu, İngilizler yaptıkları bunca zulme rağmen çok seviliyor. Cinayetleri hırsızlıkları ortada ama el üstünde tutuluyorlar. Her gördükleri sarışına “Hello sör” diyor, hürmetle eğiliyorlar. Eh ben de sarı sayılırım ya, sör demeleri canımı sıkıyor. Üzerinde iri iri Kâbe tasvirleri olan bir takke takıyor da töhmetten kurtuluyorum. Ve aleykümselaaam muhterem... Oh be! İtibarımız kurtuluyor. Kendini bildi bileli Türklerle dövüşen İngiliz ilk kez Kırım Harbinde Osmanlıya omuz çıkıyor. Bizi Ruslarla tokuşturuyor, o hengâmede Ortadoğu ve Hindistan’a el atıyor. Ve soygun sömürü başlıyor. Düşünebiliyor musunuz Babür sarayındaki tavan süslemelerini bile koparıyor ele geçirdikleri altını cevahiri gemilere yükleyip Britanya’ya taşıyorlar. Tonlarca altını koyacak yer bulamadıkları, Thames nehrinin yatağına gömdükleri rivayet ediliyor. Hindistan’da 1650 dil var bunların 15’i resmi lisan. Ancak alayı can çekişiyor. Kendi aralarında bile İngilizce konuşuyorlar, el kadar bebeler “mami mami” diye zırlıyor. Sağda solda oturaklı İngiliz kolejleri görüyoruz. Hani Britanyadakiler gibi cepheleri tuğla olanlardan. Etrafları yemyeşil çim, çocukları katanalara (iri atlara) bindiriyorlar. İcabında burs ayarlıyor yardım yapıyor ve en zekileri seçip peşlerine takıyorlar. YARIN Pembe şehir “JAIPUR”
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 108953
    % 0.33
  • 3.482
    % -0.35
  • 4.1105
    % 0.01
  • 4.4532
    % -0.62
  • 144.153
    % -0.16
 
 
 
 
 
KAPAT