BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Temel’in yeri

Temel’in yeri

Kabadayı Temel, kahvehanede ahkam keserken birinin hapşırdığını duymuş... “Kim hapşırdı” diye sormuş...



Kabadayı Temel, kahvehanede ahkam keserken birinin hapşırdığını duymuş... “Kim hapşırdı” diye sormuş... Cevap alamayınca, “Ön sıra” demiş ve adamlarına emir vermiş: Temel’in adamları ilk sıradakileri yaylım ateşine tutmuşlar... Temel yine sormuş: “-Kim hapşırdı?...” Yine cevap yok... Yine ateş emri... Kahvehanenin neredeyse tamamını halletmiş... Sonlara doğru arka sıralardan çelimsiz bir adam yerinden kalkıp korka korka: “-Ben hapşırdım Baba Temel... Çok üzgünüm...” Kabadayı Temel, aradığını bulmanın rahatlığı içinde: “Çok yaşa” demiş; “-Ben de ‘çok yaşa’ demek için arıyordum zaten...” bizimkiler Sadettin Çal İzmir Ofis’ten bildiriyor; Mehmet Ali Öztürk’ün yeni buluşu; “-Zımba teli yerine ataç takmak...” hayata dair Sarı sis sürterken sırtını pencerelere Sarı duman sürterken burnunu pencerelere Yaladı diliyle köşelerini akşamın, Lağımlarda biriken sularda oyalandı Bıraktı yağsın sırtına bacalardan yağan kurum, Saçaktan kaydı, ansızın atladı, Ve yumuşak bir ekim gecesi olduğunu görünce, Kıvrıldı evin çevresine, uyuya kaldı. (...Eliot) tebeşir tozu “-Ruhun güzelliği, bedenin güzelliği kadar kolaylıkla görülmez...” (...Aristoteles) kritik “-Darbe istemediğimi net olarak anlatıyorum, ‘Darbe özlüyor canım’ diye başlık atıyorlar... Kimse darbe istemiyor, ordu dahi darbe istemiyor... Ben niye isteyim, deli miyim ben...” (...Ferhan Şensoy) S.Ö.Z. der ki; “-Delilik; bizim aklımızdan geçeni başkasının yapmasıdır...” (...İlla da bir şey için söylemek zorunda olmadığını anlatırken ettiği müthiş S.Ö.Z.leri) tuzaktan kumanda (...CNN TÜRK-Nası Yani) Beyazıt Öztürk ile Meral Okay’ın sunduğu programının konuğu, “Boşanma Tazminat ve Nafaka Hukuku” kitabının yazarı ve Yargıtay Üyesi Ömer Uğur Gençcan... Gençcan, boşanma konusunu naklederken bir de hatırasını anlatıyor; “-Sene 1988... Adamın biri, ‘Kafamdaki ideal kadınla evlenemedim’ diye boşanma davası açmış... Mahkeme heyeti tarafları boşamış... Hakim kararı onarken bir yandan da kendi kendine söyleniyormuş, “-Yahu hangimiz ideal kadınla evlendik ki...” SÖZ’ün gelimi 80’ine merdiven dayamış yaşlı baba ile onu ziyarete gelen -45 yaşında ve saygın bir işi olan- oğlu salonda oturuyorlardı. Hal-hatırdan, çoluk-çocuktan, havadan-sudan sahbet ettikten sonra oğlu susmuş, ayrılmanın sinyalini vermişti. O anda üzerinde oturdukları sedirin yanındaki pencerenin pervazına bir karga kondu... Yaşlı baba kargaya gülümserek biraz baktıktan sonra oğluna sordu: “Bu ne oğlum?...” Oğlu şaşkın, cevapladı: “O bir karga baba...” Yaşlı baba kargaya biraz daha baktıktan sonra yine sordu: “Bu ne oğlum?...” Oğlu daha da şaşkın, yine cevapladı: “Baba, o bir karga...” Karga hâlâ pervazda, komik hareketlerle başını sağa sola çeviriyor, başını yan yatırıyor, havaya bakıyor, sonra başını yine onlara çeviriyordu... Yaşlı baba üçüncü defa sordu: “Bu ne?...” Oğlunun şaşkınlığı sabırsızlığa dönmüştü: “O bir karga baba, üç oldu soruyorsun... Beni işitmiyor musun?...” Yaşlı baba dördüncü defa da sorunca oğlunun sabrı taştı ve sesini yükseltti: “-Baba bunu neden yapıyorsun?... Tam dört defadır onun ne olduğunu soruyorsun, sana cevap veriyorum ve sen hâlâ sormaya devam ediyorsun. Sabrımı mı deniyorsun?...” Babası -yüzünde hâlâ bir gülümseme- yerinden kalktı, içeri odaya gitti ve elinde bir defterle döndü... Bu bir hâtıra defteriydi... Oturdu, sayfalarını karıştırdı ve aradığını buldu. Sevgiyle gülümsemeye devam ederek sayfası açık bir vaziyette defteri oğluna uzattı ve o sayfayı okumasını söyledi. “-Bugün 3 yaşındaki minik yavrumla salondaki sedirde otururken yanıbaşımızdaki pencerenin pervazına bir karga kondu... Oğlum tam 23 defa onun ne olduğunu sordu... 23 soruşunda da ona sevgiyle sarılarak, onun bir karga olduğunu söyledim... Rahatsız olmak mı?... Hayır!... Onun sorusunu masumca tekrar edişi içimi sevgiyle doldurdu...” (...Hafta sonu hikâyesi Hatice Koçak’tan)_ Hoca Nasreddin bir gün! Sen mi satacaksın, ben mi? Hoca merhum, bir zaman, Para kazanayım, der, Ona, turşu satmayı, Çok tavsiye ederler. ... Gerçekten o devirde, Bu, kazançlı bir iştir. Niceleri vardır ki, Sırf bu işle geçinir. ... Nasreddin Hocanın da, Aklı yatar bu işe. Fıçılarla turşuyu, Alır yükler eşeğe. ... Bunlar, nefis lahana, Biber turşularıdır. İsteyenler acılı, İsteyen, tatlı alır. ... Velhasıl eşeğini, Alır o gün yanına. Dalar mahallesinin, Sokak aralarına. ... Tam bağıracaktır ki, Lakin o “Turşuuu!” diye, Eşek önce davranıp, Anırır birdenbire. ... Tabii bu durumda, Vazgeçer bağırmaktan. Zira kendi eşeği, Anırmaktadır o an. ... Her neyse Hoca merhum, Az gider ileriye. Yeltenir ki bir daha, Bağırsın “Turşu” diye. ... Ama o, bu iş için, Ağzını açtığı an, Eşek yine keyifle, Anırır tam o zaman. ... Bu üçüncü defa da, Aynen böyle olunca, Bu sefer eşeğine, Dönerek birden Hoca, ... (Yahu!) der, (Ne anırıp, Duruyorsun durmadan. Hem sen mi satacaksın, Yoksa ben mi, be hayvan? (...Serdar Uyan)
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT