BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Memleketimiz burası artık”

“Memleketimiz burası artık”

Çok geçmeden tıknaz bir adam gözüktü kapıda.



Çok geçmeden tıknaz bir adam gözüktü kapıda. Merakla bu aniden gelen tanımadığı kadına ve muhtara bakıyordu: - Sen bir ev arıyordun geçende, bu bacı evini satıyor, acilen ihtiyacı varmış, istersen gel bakalım. Adam eliyle beklemelerini işaret edip girdi, çok geçmeden giyinmiş, çıkmıştı. - Nerede ev bacı? Başıyla ileriyi işaret etti Seher. Adam ve muhtar hızlı hızlı yürüyen kadına yetişmekte zorluk çekiyorlardı. Sonunda eve geldiler. Remzi inceledi her yeri. Beğenmişti. Kaşlarını kaldırdı: - Kaç istersin bacı buraya, anlaşırsak hemen peşin vereceğim paranı. - Pazarlık etme benimle, acil gitmem lazım. Ne vereceksen ver. Alıcı adam dudaklarını büktü eve bir kez daha göz gezdirirken. Yan gözle muhtara baktı, ağzını şaplattı: - Beş yüz milyon vereyim. Muhtar inlemeye benzer bir ses çıkardı. Seher güldü: - Ne yaptın efendi, beş yüz milyona nerede ev var. En az bir milyar isterim. Ben de çekip gideceğim, beş yüz milyonla ne yaparım İstanbul’da? İnsaflı ol biraz. Bu kadar da olmaz. Adam yutkundu. Muhtara döndü. - Sen de bir şey söyle Salih efendi, susma. - Ne diyeyim ben yahu, anlamam bu işlerden ben. Hesaplaşın işte kendi aranızda. Seher’in dediği rakam iyidir. Sen de buzdolabı mı alıyorsun yahu? Günahtır. Remzi denilen adam bir kez daha baktı eve. Arsası genişti. Tapusu falan yoktu ama olsun, elbet bir zaman gelir, belediye mülkün tapusunu verirdi. Burayı yıkmazdı, bir şey yapmazdı. Yıkılacak yer değildi. Güldü: - Bak hanım, sadece senin işin görülsün diye yedi yüz elli milyon. Seher başını salladı. İkna olmamıştı. İstanbul’a gitmeye kararlıydı ama orada zorluk çekmek de istemiyordu. Hiç olmazsa cebinde parası olsundu. Arkasını döndü, eliyle havaya doğru bir işaret yaptı: - Olmaz, birden aşağı olmaz, pazarlık etmem demiştim. Ev alıyorsun efendi, muhtarın dediği gibi buzdolabı değil. Alıcı değilsen oyalama gece vakti. İşimiz gücümüz var, biz de gider bir başkasına bakarız, verecek olana satarız. Remzi, kadının kararlı olduğunu anlayınca başını eğdi: - Eh, ne yapalım, inat ettin. Tamam, bir milyar. Zaten o kadar param var. Yarın ne gerekiyorsa yapalım. - Sabahtan ama, uyanır uyanmaz gel. Notere gideriz, satışı yaparız. Bende belediyenin verdiği evraklar var. Anlaşmış olmanın verdiği rahatlıkla vedalaştılar. Seher bahçe kapısını kapatıp yasladı sırtını. Ağlamamak için zor tutuyordu kendisini. Bu evi nasıl yaptıklarını düşündü. Sırtlarında taşımışlardı her bir tuğlasını Reşat’la ikisi. Evlerinde geçirdikleri İlk gecenin sabahında Gülümseyerek bakmıştı etrafına. Gözleri dolu dolu olmuştu sevinçten: - İnsanın kendi evinde uyanması bile bir başka be Seher’im, demişti. Bütün bu hatıralar bir film şeridi gibi geçti gözlerinin önünden. Derin bir soluk aldı. Şehnaz kerevetin üzerinde oturmuş, memnun bir ifadeyle bakıyordu yüzüne. - Anne, bir de ayakkabı alalım bana gitmeden, oraya bu lastiklerle gitmeyeyim. Cevap vermedi Seher, bir işe kalkışmıştı, neresinden başlayacağını bilemiyordu. Eşyasını ne yapacaktı, kabını, kacağını nasıl taşıyacaktı. Sıkıntılı ve şaşkın bir şekilde durdu bir müddet. Sonunda bir yerden başlamaya karar verdi. - Haydi, sallanma bakalım, kalk, eşyaları topla, götürebildiğimizi götürür, götüremediğimizi satarız. O gece yarısına kadar toplandılar. İki şilte ayırdı, iki de battaniye ve yastık. Bir iki tabak, bir tencere, giysiler. Fazla bir şey alamayacaktı yanına. Ertesi gün alırsa parasını, akşamına biner giderdi. Sanki ne kadar çabuk giderse, o kadar çabuk bulacaktı oğlunu. İstanbul’u hiç bilmiyordu. Sadece Reşat’ın anlattığı kadarıyla duymuştu. - Ecnebi memleket değil ya burası, elbet biz de barınırız orada. Cengiz’i bulursam, döner geliriz yine Afyon’a. Memleket burası oldu artık. Reşat da burada yatıyor. Buralıyız biz. DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT