BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > ERKEKLİK SULTANLIK!..

ERKEKLİK SULTANLIK!..

Hindistan’da bekârlar değil evli erkekler sultan. Kızlar önce “koca alacağım” diye uğraşıyor, evlenince de saçlarını süpürge yapıyorlar.



Hindistan’da gelin arabası diye bir mefhum yok. Damatlar iki beyaz atın çektiği bir “tonga” ile merasim alanına getiriliyor, erkek evi sultanlar gibi ağırlanıyor. Hindularda damatlar âdeta kutsal. Alıştığımızın aksine kız tarafı erkeğe talip oluyor, kapıyı kibarca çalıp “oğlunuzu verir misiniz” diyor. Oğlan evi naz evi. Kapıyı kapatmıyor lakin aşikare yokuş yapıyor, mızıldanıp duruyor. “Ama”lı parantezler peşpeşe açılıyor. “Ama o, daha çok ufak” “Ama o, okuycak...” Neticede yelkenler suya indiriliyor “eh, olsun bakalım” cümlesi kerpetenle çıkıyor. Sonrası bildiğiniz muhabbetler “Efendim elâlem şunu da alıyor, bunu da takıyor. Aslında ne doktorlar mühendisler istedi de vermedik, benim oğlumun nesi eksik de filan... Bizde gelin arabası olur, onlarda damat arabası... Düğün günü damat iki cins atın (bunlar mutlaka beyaz olacak) çektiği muhteşem bir Tonga (fayton gibi bir şey) tören alanına getiriliyor. Sanırsınız ki Raca! Etrafında bando takımı, ziller, zurnalar, davullar... Kızların işi zor. Önce drohama ve çeyiz için didiniyor, sonra çocuklarını yetiştirmek için uğraşıyorlar. Hindu adetlerine göre adam ölürse, karısının da paketlenip yakılması gerekiyor, yoksa hanfendinin sadakati hakkında şüpheler beliriyor. Bu işi yapan adamlara Sadhu deniyor, bunlar saçı sakalına karışmış adamlar. İnadına kirli, bakımsız ve çırıl çıplaklar. Uzatmayalım uyuşturuyor, tutuşturuyorlar. Vaka, kayıtlara “intihar” olarak geçiyor. OĞLAN BİZİM KIZ BİZİM Zenginleri iyi zengin. Düğünlere devlet bütçesi gerek, inanın su gibi para akıyor. Gelinle damadın boynu bükülüyor. Hüzünden değil efendim takılar yüzünden. Altın, altın, altın gençler Sultanhamam’daki hamallara dönüyor! Adetleri az çok Anadolu’ya benziyor, misal onlarda da kadın kısmı kına yakıyor. Ama öyle avuçlarına pilaki gibi lap lap koymuyor, ince ince işliyor, adeta tablo çıkarıyorlar. Düğün salonları kır gazinosunu andırıyor. Ortalığı sese ve ışığa boyuyorlar, müziği duyan piste fırlıyor. Genç yaşlı iki kıvırıp kurdunu döküyor. Kurt dedik de aklıma geldi, herhalde bunların bağırsaklarında kıl kurdu, solucan, tenya ney yaşayamıyor. Zira yemekleri zehir zakkum, ihtimal parazitleri yakıp kül ediyor. Hindistan’da çocukları “bak şimdi diline biber sürücem” diye korkutamazsınız. Bal pekmez fark etmez, ha biber, ha reçel. Ağızları kalaylı sanki, taamlarına en yeşilinden, kor kızılına her türlü acıyı katıyor, bir barut serpmedikleri, kezzap atmadıkları kalıyor. Resmi evraklarda birkaç çeşit kaşe var, biri “Republic of İndia” diğeri “Bharat!” Evet, evet bildiğiniz baharat. Ülke adını baharattan alıyor. BAHARİSTAN Çarşılar tam curcuna, yüklü merkepler, sürüklenen oğlaklar, kafeslerden sarkan tavuklar... Ortalık yemek kokusundan geçilmiyor, adım başı seyyar aşçı. Yellenen mangallar, tıkırdıyan kazanlar. Kokularına bakılırsa lezzetli olmalılar. Bence yanınızda plastik tabak ve kaşık bulundurun, tadına bakın en azından. Ancak onların kaşıkları (yalanı yok ya) donuk donuk duruyor. Hamur işi yapan seyyarın biri eldiven takmış, elinde beyaz bir bez. Demek ki titiz biri derken eğiliyor o bezle arabasını siliyor. Eldiven ne işe yarıyor peki? Kimbilir adam belki de ellerini koruyor. Yemekler soğanlı sarımsaklı, peki ağız kokusu filan? Yapar ihtimal. Bu yüzden olacak çıkarken rezene ve şeker ikram ediyorlar. Hindistan’da “acaba ne eti” gibi bir tereddüt yaşamanıza mahal yok, zira yemekler ekseri sebze ağırlıklı. Et yiyenler zaten Müslüman. Yine burada bol bol meyve deneme şansınız oluyor. Türkiye’de vitrin süsleyen tropikal nimetler kuruşlu paralara. Hindistan cevizi, papai, muz, mango, ananas... Dilerseniz doğrayıp kokteyl de yapıyorlar. Ancak dikkatli olun baharat maharat atmasınlar. Zira damak tadları çok değişik, sokaklarda satılan limonatalardan aldığınız ilk yudumda gözleriniz dışına çıkıyor. Niye? Çünkü onlar ayranı şekerle, limonotayı “tuzla” içiyor. Garibime giden bir başka şey bütün dünyaya çay satıyor ama şu mübareği demlemesini beceremiyorlar. Çaydan anladıkları sallama poşet, dem demlik semaver bilmiyor, süt katmadan edemiyorlar. Ne yazık ki bu alan da İngiliz hegemonyası altında... ARI KOVANI... 1.3 milyar nüfus dile kolay, bu kalabalıkla nasıl baş edilebilir ki? Belediyeler gayretli de olsalar hizmetler aksıyor. Çöpler dağ gibi ama bizar olmuyorlar. Doğmuş bunu görmüş, başka türlüsünü düşünemiyorlar. Hayvanların da kimyası bozulmuş, ineklere parklardaki körpe filizler de serbest ama gidip köpekler gibi çöpleri didikliyorlar. Meğer inekler ömür boyu süt verdiği için kutsal sayılıyormuş. “İnsana anası bile bir yıl süt verir” diyorlarmış, “bunlar ölene kadar veriyor!” Ancak öküzlere hiç acımıyorlar. İnsanı anası bile 9 ay taşıyor, bunlar ömür boyu taşıyor ama yine de yaranamıyorlar. Evet evsizler mekansızlar var. Ama yokluktan değil, bir kısım insanlar bundan hoşlanıyor. Özellikle kast sisteminin dibinde olanlar yaşama arzularını kaybediyor, postu kaldırımlara serip hayata küsüyorlar. Evet sıcak memleket ama yağmurun ne zaman bastıracağı belli olmuyor. Bir insan beton üzerinde nasıl sabahlar? Bunun tek yolu var uyuşturucu almak. Bu yüzden sadece geceleri değil, gündüzleri de sızıyorlar. Bir de şu var, amele yevmiyesi 70 - 80 rupi, halbuki dilenerek sırnaşarak 300 - 500 kazanıyorlar. Eteklerinize yapışıyor, arabanıza musallat oluyor, “baba baba” diyerek el açıyorlar. Dilencilik kolay terk edilen bir alışkanlık değil, bir süre sonra iş yapmayı “enayilik” sayıyorlar. MAKAS-JİLET YASAK Hindistan’da 18 milyon civarında Sih var. Alametleri 5 K başlığı altında toplanıyor. Kesha (uzun saç), kangha (fildişi tarak), kaccha (kısa pantolon), kara (çelik bilezik) ve kirtipan (kılıç kama). Sihlik, 1469 tarihinde Guru Nanak tarafından kurulmuş, Gurdvara denilen tapınaklarda toplanıp Granth Sahib okuyorlar. Aralarında ciddi bir yardımlaşma var, bu yüzden hayat standartları yükseliyor. Pencab eyaletini kısa sürede sanayi bölgesine çevirmiş, baya baya yükü tutmuşlar. Hatırlarsınız 1982 yılında Akali Dal Partisi Pencab eyaleti için daha fazla özerklik talebinde bulunmuş, Khalistan Özgürlük Cephesi isimli örgüt silah luşanmıştı. Eylemler, eylemler, eylemler... Başbakan İndira Gandi’yi bile öldürmüşlerdi hatta... TEŞKİLATLI VE ZENGİNLER Sihler makas ve jilet kullanmıyor, sakallarını örüyor, saçlarını dolayıp dolayıp türbanın içine tıkıyorlar. Kaşındıkca şiş gibi bir şey sokuyor, ileri geri oynatıyorlar. Hindulardan farklı olarak resim ve heykellere itibar etmiyor, kast sistemine karşı çıkıyorlar. İslamdan etkilendikleri vakıa, hoş bunu saklamıyorlar da. Sih tapınakları aynen Taç Mahal müsveddesi. Uzaktan bakan camiye benzetiyor. Hindistan’la Pakistan’ın ayrılması esnasında milyonlarca Müslüman Pakistan tarafına geçiyor, milyonlarca Hindu ve Sih ise Hindistan’a... Sihlerin Pencab civarında yoğunlaşıyorlar, bu eyalet diğerlerinden daha zengin. Nüfusun 1/40’ini teşkil ediyorlar, ancak buğdayın yüzde 60’ını, pirincin yarısını üretiyorlar. Süt deseniz ona keza... Merkezleri altın tapınak, Mihrace Ranjit Singh o kubbeyi kaplatabilmek için 100 kilo altın harcıyor zamanında. HEDEF SOSYETE Gelelim Budizm’e. Bu bir din değil, felsefe. M.Ö. 500 yıllarında Siddharta Gautama adlı bir ölümlü tarafından kurulduğu biliniyor. Peki yazılı bir kaynak filan? Yok öyle bi şey! Kurallar muğlak sonra gelenler ekliyorlar da ekliyorlar. Budistlere göre hayât ıstırap ile dolu, zevk, safâ bunlar aldatıcı bir rüyâ. Yaşama hevesi sönen “Nirvana”ya ulaşıyor. Peki sonra? Sonrası muamma. Ahirete cennete, cehenneme inanmıyorlar zira... Hatta Allahü teâlâ’ya da... Efendim babam fukaraydı ama ben çalışıp sınıf atlayayım... Yok ya!.. Haddini bilecek ve yerini kabulleneceksin! Azıcık işimi geliştireyim, rakiplerimin önüne geçeyim. Olmaz hemşerim yassah! Ancak son yıllarda alttakiler de çemberi zorlamaya başladılar. Artık ciddi bir sanayi ülkesi oldular, ticareti de öğreniyorlar. Düşünebiliyor musunuz, sadece yazılımdan 40 milyar dolar kaldırıyorlar. Hindistan öyle es geçilecek bir ülke değil, önümüzdeki yıllarda dünya siyasetine ağırlığını koyarsa şaşmayın. Ancak münasebetlerimiz hâlâ zayıf Hintliler Türkleri yeteri kadar tanımıyorlar. Ülkedeki bütün Türk İslam eserlerini hatta Taç Mahali “Made-in Moğol” diye sunuyorlar. Halbuki Cengiz’in yıkamadıkları bunlar, gözden kaçırdıkları, elinden kurtulanlar... Birileri n’olur anlatsın onlara, Kutup Minar, Kırmızı Saray, Hümayun Han Türbesi hep Türklerden miras. SEYYARLAR İŞ BAŞINDA Çarşılarda adım başı seyyar aşçı. Mangal yelleyenler, hamur açanlar, soğan soyanlar... Titizlenir misiniz bilmem ama nefis kokuyorlar. Korkunun ecele faydası yok denemekte yarar var. LİMONATAYA DİKKAT! Sokakları parsalleyen limonatacılardan biri. Unutmayın onlar limonu tuzlu içiyorlar. Aslında fena bir lezzet değil ama tatlı bir şey bekleyenlerin içleri bir hoş oluyor. Şehir kalabalık, hayat hızlı, hava bayıltacak kadar sıcak... Molaları şekerleme ile değerlendiriyorlar. Sihler topuklarına ulaşan saçlarını sarıp türban altında saklıyor. > YARIN: MANEVİ COĞRAFYA
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT