BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bozkırın sesi

Bozkırın sesi

Türküleriyle milletimizin gönlünde taht kuran Neşet Ertaş, uzun süre sevenlerinden ayrı kalmıştı. Sanatçı, bugünlerde Türkiye’de yeniden fırtına gibi esmeye başladı.



Türkülerin yaşayan en önemli ustası Neşet Ertaş, bir kaç günlüğüne geldiği İstanbul’da büyük bir sevgi rüzgârı estirdi. Çıktığı televizyonlarda büyük seyirci toplayan, hakkında övücü yazılar yazılan sanatçıya gösterilen bu vefa duygusu, sevenlerini duygulandırdı. Yüreğiyle söylediği yanık türkülerle milletimizin gönlünde taht kuran sanatçı, tevazuun zirvesinde dolaştığı için bugüne kadar ön plâna geçmedi. Bu toprağın sesi, nefesi olan Ertaş, 23 yıldır Almanya’da yaşıyor. Muharrem Ertaş, Hacı Taşan ve Çekiç Ali... Türkülerin ve bozlakların güçlü nefesleriydi onlar. Bugün de Neşet Ertaş, bu geleneğin bayrağını dalgalandırıyor. Kırşehir’den çıkan bu yanık ses, önce mahalli ozan, sonra millî sanatkâr oldu. Şimdi evrensel bir değer olarak bizi Avrupa’da temsil ediyor. “Türkülerin Babası ben değilim, babam Muharrem Ertaş’tır. O gerçi vefat etti ama türküleriyle yaşıyor” diyor. Sanatçı, türküleri söyleyiş tavrı ve ağırbaşlı duruşu ile kendi sanat kozasını coşkuyla örmeye devam ediyor. Bir ses, söz ve saz ustası o. Hasret yüklü, sevgi dolu türküleri dillendiriyor. Neşet Ertaş bir ‘bozlak’ üstadı olarak bilinse de, onun halk müziğinin türkü, deyiş, oyun havası, semah türlerinden repertuvarımıza kazandırdıkları azımsanamaz. Karacaoğlan, Agâhî, Aşık Arap Mustafa, Toklumenli Aşık Sait, Ali İzzet Özkan, Nesimî gibi âşıkların şiirleri onun zengin melodileriyle buluşunca çok güzel eserler meydana geldi. Anadolu kır müziğinin en güçlü mızrabı, Horasan kökenli bu dev ozan, halk edebiyatımızın pınarından beslendiği duygularını sevenleriyle paylaşıyor. Orta Anadolu’nun Abdal kültüründe çalgıcılık/müzisyenlik geleneğinin çağdaş temsilcilerinden ve sayısını kendisinin de bilmediği türkünün sahibi olan Neşet Ertaş, kalabalıklardan kaçmış hep. Kenarda kalmayı yeğlemiş ömür boyu. O kadar ki bulunduğu Almanya’dan Türkiye’ye iki yılda bir ‘ölüm haberi’ gelir. Bu haberlerin yayılmasından sonra, ‘dostları üzülmesin’ diye yurduna gelip ‘yaşadığını’ ispat ediyor. HAYAT VE SAZ Kendisiyle görüştüğümüz Neşet Ertaş, yarım asırdır elinde sazı, düğünlerde, topluluklarda çalıp söylüyor. Sazla birlikteliği eskilere dayanan sanatçı, “Hayatım saz çalmakla geçti. Bana ‘efsane’ diyorlar, efsane nedir bilmem. Halkıma, ulaştığım türkülerle gidiyorum. Ürettiğim parçalardan halkımın sevdiklerine sahip çıkıyorum. Diğerlerini, halkımın benimsemediğini terkediyorum” diyor. Ertaş’ın türküleri insanı anlatıyor. “Gönül”, “Gurbet”, “Hasret” ve “Leyla” türkülerinde en çok geçen kelimeler. Tabii bu kelimeler, yüklendikleri anlamlarda büyüyor. Hikmet burcundan konuşuyor Neşet usta. “İçime ne doğarsa onu okurum” diyor ve ekliyor: DUYGUYA SAYGI “Ozanların duygularına saygı duyulmalı. Ozanların getirdiği sevgi yolunun açılması lâzım. Onlara imkan ve fırsat tanınırsa toplumda bir birlik rüzgârı eser. Çünkü onlar gönülden gönüle akan türküleri seslendiriyorlar...” Türkülerinin başkaları tarafından okunmasına karşı değil, bu konuda oldukça verimkâr. Lâkin parçalarındaki sözlerin değiştirilmesine, müziğinin farklı şekilde çalınmasına ve eserlerine sahip çıkılmasına içerliyor. Halen yaşadığı Almanya’da düğünlerde saz çalarak, türkü söylemeye devam ediyor, içi sevgi dolu olarak. 62 yaşındaki delikanlı “Kırşehirli mahalli sanatçı”, bugün sazı ve sesiyle milyonlarca insanı etkileyen sırrı yakalamış. Bu toprağın sahici âşığı ve ‘Garip’ ustasının gözü arkada kalmayacak, “Çünkü” diyor, “Gençlerimiz türküyü seviyor, bozlaklarımızı türkülerimizi milyonlarca insan dinliyor.” Kırtıllar’dan Almanya’ya Neşet Ertaş’ın biyografsini yazan Bayram Bilge Tokel, sanatçının hayatını ve sanatını şöyle anlatıyor: “Onun 1938 yılında Kırtıllar Köyü’nde Döne’den doğma Muharrem Ertaş’ın oğlu olduğunu; Kırşehir, Yozgat ve Keskin’in çeşitli köylerinde geçen çocukluk ve ilk gençlik yıllarının ardından, 15 yaşında çıktığı gurbet hayatının hâlâ devam etmekte olduğunu bilmenin fazla bir anlamı olmayabilir. Neşet Ertaş, babası Muharrem Usta ile adeta Anadolu’daki en olgun seviyesine erişen Türkmen/Abdal müzik birikiminin yeni bir yorumcusudur. O aslında bir anlamda tam bir yöre sanatçısı olmasına rağmen yaygın şöhreti ve söylediği türkülerin popülaritesi ile ülke genelinde tanınan biri olarak, hem babası Muharrem Ertaş’tan, hem de bu geleneğin diğer usta isimleri olan Hacı Taşan ve Çekiç Ali’den de ayrılır. Bir başka söyleyişle onun sanatı için, başta Muharrem Usta olmak üzere, Hacı Taşan, Çekiç Ali ve Abdal/Türkmen Müziği geleneğinin çeşitli yörelerde farklı tavır ve üsluplarda karşımıza çıkan diğer ustaları da dahil olmak üzere hepsinin üst seviyede bir sentezi ve esrarlı bir bileşkesi denilebilir.” Neşet Ertaş için hazırlanan belgesel yakında TRT’de izlenebilecek. Ertaş için yeni CD ve kasetler yapılırken Bayram Bilge Tokel’in eseri “Neşet Ertaş Kitabı” büyük yankı uyandırdı. Şimdi de Kültür Bakanlığı ve Anadolu Folklor Kurumu tarafından Neşet Ertaş hakkında iki ayrı kitap hazırlanıyor. Derdimin Dermanı Nedir bu başımda bu sevda nedir Yandım ataşına ben kaç senedir Sevdiğim derdime derman sendedir Derdimin dermanı ver de öyle git Gönül mecnun olmuş çölde geziyor Talih kalem olmuş kara yazıyor Gün geçtikçe yarelerim azıyor Mevlayı seversen sor da öyle git Bülbül gibi ahım kaldı güllerde Baykuş gibi öttüm viran yerlerde Bir Garibim kaldım gurbet ellerde Perişan halimi sor da öyle git Neşet Ertaş
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT