BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Semih Günver!..

Semih Günver!..

Bir güzel adamdı, Büyükelçi Semih Günver! Seveni çok, sevmeyeni hemen hiç yok gibi idi.



Bir güzel adamdı, Büyükelçi Semih Günver! Seveni çok, sevmeyeni hemen hiç yok gibi idi. Bir yere, bir meclise gitti mi, sözü, sohbeti ile gündemdeki konular, olaylar üzerinde ilginç detaylara kadar uzanan, geniş bilgisi ve renkli, biraz da alaycı ve daima esprili üslubu ile bütün dikkatleri, ilgileri üzerine toplardı. Espri, nükte yapmadan duramazdı. Zaten muhataplarında beklediği ilgiyi bulamazsa kendisi de oralarda pek durmaz, oyalanmaz, küçük fakat hızlı adımlarla başka bir yerlere yönelir söylemek istediklerini mutlaka bir başkalarına anlatırdı. Başta rahmetli Hasan Işık, üçümüz Fatin Rüştü Zorlu’nun favori takımından sayılıyorduk! 27 Mayıs’ta başımıza gelenler de zaten bundan kaynaklanıyordu... Fatin bey hemen hepimize kendine göre bir isim takmıştı, bana eşkıya derdi. Semih’i çok sever ona “Alyanak” diye hitap ederdi. Kanlı canlı hareketli çocuktu Semih! Hele kızdığı yahut sinirlendiği zaman yanakları büsbütün kızarıverirdi. Ne ben ne de Semih, Fatin beyin bu sevgi dolu hitaplarından hiç de alınganlık göstermez şikayetçi olmazdık. Hatırlanması bile şimdilerde insana ürküntü veren bir yanlışın kaynağı da zaten Fatin beyle olan bu yakınlığımızdı... Ne ise bu kasvetli ve üzüntülü havada bir başka kasvetli konuyu tazelemenin şimdi hiç sırası değil. Zaten her şey artık geçmişte kaldı! Semih Strazburg’ta ben Brüksel’de iken birlikte kararlaştırmış, yaz tatilimizi ilk defa çocuklarımızla birlikte İstanbul’da geçirmiştik. Ne kadar da güzel günlerdi... Sözüm ona ilk gün yeni Tarabya otelinde buluşacak, sonra da rahatça araştıracağımız münasip bir motele yerleşecektik... Tarabya Otelini o zamanlar bir İtalyan şirketi işletiyordu. Arkasında siyah bir cüce kaniş köpeği ile dolaşan İtalyan müdür bizleri her gördüğünde “Excelleces!” diye selamlıyor, bu ise Semih ile bizleri memnun etmekten çok endişelendiriyor, çıkacak faturayı düşünerek bir tatil geçirmek istemiyorduk. Sonunda cin gibi adam aklımızdakini anlamış gibi gitmeyi tasarladığımız Pendik’deki motelin tarifesini uygulayacağını söyledi ve öyle yaptı. Yıllardan beri ilk defa rahat bir tatil yapıyorduk... Doğrusu bu ya bunu çoktan hak etmiştik!.. Semih ile dış ve merkez görevlerimiz tarih ve süre itibarı ile hemen hemen aynı dönemlere rastlardı. Bu yüzden ailece yakınlığımız daha da pekişmiş, perçinleşmişti. Birbirimizi hiç kırmamıştık. Semih’in kimse ile dargın kalmaya zaten tabiatı müsait değildi. Sana darıldım derdi darılamazdı!.. Ama Allah kusurumu affetsin bundan birkaç ay önceleri Amerika’da ağır bir kalp ameliyatı geçirmiştim... Bütün yakın dost ve arkadaşlarım aramış, Semih’in haberi olmadığı için beni arayamamıştı. Çok üzülmüş, darılmış, kırılmış, bir süre onunla hiç konuşmamıştım. Uzun süren narkozlu ameliyatlardan sonra insanlar bir süre çok alıngan olurlarmış... Bende de öyle oldu. Hastahaneden çıkıp kızım Gülperi ve damadım Volkan Vural’ın evine yerleştikten sonra Türkiye’den gelen mesajlar arasında her gün Semih ve Azize’nin ismini boş yere aramış durmuştum!.. Türkiye’ye döndüğümde Semih bir iki defa telefon etti. Ben konuşamadım Huriye ile konuştular.. Bayramda ben arayacaktım ilk iki gün çok telaşlı geçti. Üçüncü günü artık çok geçti! Semih ile konuşabilmek kısmet değilmiş. Ruhunu Cenab-ı Hakk’a teslim etmesinden ikibuçuk saat sonra Azize ile telefonda konuşabildik. Perişandı. Bana ilk sözü “Konuşmadın konuşmadın! İşte şimdi içeride yatağında uyur gibi yatıyor!.. Artık istesen de konuşamazsın” demek oldu. Haklı idi, yapılacak hiçbir şey yoktu, hep birlikte ağlaştık! Aklıma günlerdir ünlü bir Fransız sanatkar ve edibinin, hastalığı sırasında kendisini aramamış olanları yeren bir cümlesi takılmıştı. Onu zihnimden belleğimden hırsla kovaladım... Bizimki tamamen başka idi... Semih beni arasa da aramasa da yine en sevgili, en yakın dostum, kardeşim, arkadaşımdı!.. Ona küsemez darılamazdım!.. Gece evde karı koca bir saniye bile gözlerimizi kırpmadan Semihler’i düşündük... Çoğu beraber geçmiş uzun bir hayat hikayesinin filmini seyreder gibi idik. Azize’nin anlattıkları kulaklarımızda uğulduyordu. Azize, Semih’i yatağında uyur gibi bıraktığını söylüyordu. Çocuklarının gelip onu görmelerini bekliyordu. Gül, şimdi yolda, geliyor diyordu... Kocası İlter Turan, Semih’in en çok sevdiği tek torunu Belkıs’ı almaya gitmiş, artık onlar gece gelirler diyordu. Haydar ise İskenderiye’de Başkonsolos, ona da Bakanlık haber vermiş o da yetişecek diye avunuyordu!.. Semih’in Ankara’da cenazesine katılmama yazık ki sağlığım nedeni ile hiç ama hiç imkanımız yoktu. TV’de izledim. Bakanlık artık gerçekten uyanıyor! Teferruat gibi görünse de, eski ve emekli mensuplarına karşı diğer Bakanlık ve kuruluşların sosyal ilişkiler alanlarında gösteregeldikleri ilgi ve saygının nihayet bizde de başlatıldığını görmekten sevindim. Bu devlete hizmet etmiş, yine en azından yirmi küsur yıl Türkiye’yi Büyükelçi olarak onurla temsil etmiş olan Semih Günver’e bu Devlet’in göstermesi gereken bir ilgi ve nihayet bir vefa ve saygı borcu vardı. Bunu Sayın Bakan İsmail Cem yerine getirdi. Eski, yeni bütün Hariciyeciler kendisine teşekkür borçludur. Semih Günver’in özenilecek ve şimdilerde anlatılması gereken pek çok özelikleri daha vardı. Bunlardan biri, kırk iki yıl süren bir diplomatik kariyerin sonunda bir kenara çekilmeyip bilgi, görgü ve deneyimlerini sonraki kuşaklara aktarabilmek kuvvet ve cesaretini gösterebilmiş olmasıdır. Ankara’dan bir türlü kopamamıştı. Sık sık bakanlığa gider, Bakandan aday memura kadar herkesle senli benli görüşür, öğrenir öğretirdi. Eski odacılara varıncaya kadar kimseden iltifatını esirgemezdi. Hem sever, hem sevilirdi. Ufku, görüş ve vizyonu çok genişti. Her yere koşar, Güncel olanın gerisinde kalmak istemezdi. Gazete ve dergilere sürekli makaleler yazmış ve en azından beş dolu dolu kitap yazarak diplomatik kariyerinin üzerine bir de Carriere Litteraire, edebi kimliğini bina edebilmişti. Semih hayatında herşeyi gönlünce ve istediği gibi ve rahatça yaptı. Ufku, hayali gerçek ölçülerin çok üzerinde idi. Ölümü bile istediği gibi oldu. Meyveli bir kiraz ağacı gibi evinde ayakta öldü. Meyveli ağaçlar zaten ayakta ölürlermiş!.. Sevgili kardeşim Semih’e Allah’tan rahmet diliyorum. Eşi sevgili, vefakar ve cefakar Azize’ye ve sevgili evlatlarına ve kendimiz dahil, bütün sevenlerine başsağlığı diliyorum...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT