BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Yapma etme, evlen benimle

Yapma etme, evlen benimle

Ünal kapıdan içeri girer girmez, günlerdir aç kalmış bir insanın sofraya oturması gibi koştura koştura bilgisayarın başına oturdu. Annesi biraz öfke, biraz sitemle kafasını iki yana salladı, kapıyı kapatırken... Evet gelmişti! Evlilik teklifinin cevabı olan mail gelmişti Zühal’den:



Ünal kapıdan içeri girer girmez, günlerdir aç kalmış bir insanın sofraya oturması gibi koştura koştura bilgisayarın başına oturdu. Annesi biraz öfke, biraz sitemle kafasını iki yana salladı, kapıyı kapatırken... Evet gelmişti! Evlilik teklifinin cevabı olan mail gelmişti Zühal’den: *** “Geçen yıl tam da bu günlerde başlayan büyük, kocaman, içime sığmayan sevgi, aşk, mutluluk, çok sevilmenin verdiği gurur, ‘acaba hangimiz daha çok seviyoruz’ diye hınzırca düşünceler, havadan sudan konuşurken de mutlu olduğumuzu bilmenin huzuru... Yarına dair hiçbir şey konuşmadan, sadece büyük olduğuna inandığım sevgimizin varlığı... ‘Gülüm’ dediğinde taaa yüreğimde hissettiğim sevgin, ‘Canım’ dediğinde bana ilettiğin sahiplenme duygun... ‘Bitanem’ dediğinde kendimi gerçekten tek sevilen gibi hissetmem... Saçımı gözümün önünden çekerken bir ipeğe dokunurmuşçasına zarif, yumuşacık olman... Her arayışında sesindeki heyecan, kalbimin sesini senin duyacağını zannetmem... Gözümdeki mutluluk ışıltılarını görüp de nazar değdirmesinler diye insanların yüzüne bakmamaya gayret etmem... Tabii hayallerimiz... Denizin üzerinde saate bakmadan geçireceğimiz günün bitiminde, güneşin batışını izledikten sonra, mecburen ama mutlu ayrılacağımız bir gün... Birlikte seyahatler... Hayatımda ilk defa, karşı cinse karşı savunma kalkanımı attım senin yanında. Dedim ki, o benden önce hiç kimseyi bu kadar sevmedi. Ben ondan önce hiç kimseyi bu kadar sevmedim. Elimin telefonun tuşlarında gezinmesini sevdim. O telefona gelen mesajları kalp çarpıntısıyla bekledim hep... Bak bir hafta gibi geçti bir sene... Bir deniz kenarına gidip, bağırmak istiyorum zaman zaman... Avazımın çıktığı kadar bağırmak... Şarkının birisinde diyor ya, ‘Bana her şey seni hatırlatıyor.’ Aynen öyle işte... Günümüzün gel-geç ilişkilerinden değil bizimki. Ama hayatım, Ünalım, biz evlenemeyiz! Özür dilerim. Yani nasıl olacak ki? İkimizin yaşam tarzı farklı, ailelerimizin dünya görüşü birbirine zıt... Bırak böyle gitsin ha? SENİ GERÇEKTEN SEVİYORUM.” *** Onca güzel satıra rağmen, mail bittiğinde çok bozulmuştu Ünal... Yatağına sırtüstü uzandı. Evlilik teklifinin kabul edilmemesine inat, süslenmiş bir otomobilin arka camındaki iki harfi düşündü; Zühal ile Ünal’ın baş harflerini; Z&Ü. Düğün salonunda, iki düşman kuvvetinin iki siper arkasında konuşlanması gibi, iki ailenin uzaktan birbirini kin dolu bakışlarla süzmesi geldi gözünün önüne... Karmaşık düşüncelerini dağıtmak için odasındaki küçük televizyonu açtı, rastgele dolaşmaya başladı. Bir haber kanalında güler yüzlü bir hoca, “Bu gece Berat Kandili. Bugün yapılan dualar kabul olur” diyordu. Tam o sırada annesi çekingen bir şekilde odasının kapısını yavaşça açtı, zoraki tebessümle: - Nasılsın oğlum, diye sordu. Ünal kayıtsız bir şekilde omzunu silkti, anne televizyona baktı: - Osman Hocayı mı dinliyorsun, aferin oğlum. - Osman Hoca kim anne? - Bak oradaki Osman Hoca... “Ünlü” bir hocadır. - “Bu gece yapılan dua kabul olur” dedi, doğru mu anne? - Aa, Berat Gecesi’ni bilmiyor musun oğlum? Tabii ki öyledir! Tam o sırada akşam ezanı okunmaya başladı. Ünal alelacele kalkıp abdest aldı. - Camiye gidiyorum anne, deyip çıktı. *** Cemaat daha ilk rekata başlamıştı ki Ünal’ın cep telefonu çalmaya başladı! Hemen elini pantolonunun arka cebine götürüp rastgele bir tuşa bastı. Namaz bitip de camiden çıktığında, kim aramış diye cep telefonunu eline aldı. Telefon açıktı! Kulağına götürdü: - Aloo? Hıçkırık ve burun çekme sesi vardı. Dikkatli baktı; Zühal’in numarasıydı: - Aloo? Yine ağlama sesi... - Hayatım? Olan şuydu: Cep telefonu çaldığında Ünal telefonun tuşuna dokunmuş, telefon açılmış, Zühal tam o sırada namazda Kur’an-ı kerim okuyan Sedat Hocanın yürekleri titreten, gözleri yaşartan yanık sesini duyunca çok etkilenmiş, telefonu kulağına yapıştırarak namaz sonuna kadar, o güne kadar hiç duymadığı bu “şeyi” dinlemişti. Engel olamadığı bir ağlama, adını koyamadığı bir ruh hali içine düşmüştü. - Zühal, hayatım? Hıçkırıklar arasında cevap geldi: - Efendim Ünal? - İyi misin? - İyiyim. Bak ne diyeceğim Ünalcığım. Eğer her gün camiye gidip telefonun açık olarak namaz kılmaya söz verirsen, seninle evlenirim, tamam mı?
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT