BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Siz inanın ki, biz inanalım...

Siz inanın ki, biz inanalım...

Kendine yontan oyuncular ile kendine yontan hocalar nedeniyle, küçüklerin büyük düşünemediği bir haftayı geride bıraktık. Büyüklerle oynarken büyük düşünüyorlar ve ardından emsalleriyle ciddi olamıyorlar. Sonra da “bizi desteklemiyorsunuz, hep büyükleri yazıyor ve konuşuyorsunuz, hakkımızı korumuyorsunuz, önümüzü kesiyorlar” edebiyatı yapıyorlar. Siz inanmıyorsunuz ki, bizler inanalım...



Kendine yontan oyuncular ile kendine yontan hocalar nedeniyle, küçüklerin büyük düşünemediği bir haftayı geride bıraktık. Büyüklerle oynarken büyük düşünüyorlar ve ardından emsalleriyle ciddi olamıyorlar. Sonra da “bizi desteklemiyorsunuz, hep büyükleri yazıyor ve konuşuyorsunuz, hakkımızı korumuyorsunuz, önümüzü kesiyorlar” edebiyatı yapıyorlar. Siz inanmıyorsunuz ki, bizler inanalım... “Büyük” takım büyük düşünür. Her zaman, kaybederken bile büyük düşünür... “Küçük” takım ise sadece büyük takımla oynarken “büyük” düşünür... Şimdi bu denklemin kısır döngüsünden çıkmaya çalışalım. “Büyük” bir takımla oynayan oyuncu, maçı naklen yayınlandığı ve kendi ülkesinde bile seyredildiği için, primi yüksek olduğu için, malını vitrine koyma imkanı bulduğu için, gece oynadığı ve tribünler dolu olduğu için “farklı” oynar. Yani kendine oynar... Hocası da farklı düşünmez. Düşünemez... Ertesi gün gazetelerde işgal edeceği alanları ve sütunları düşünür, televizyonların uzatacağı mikrofonları düşünür ve farklı hazırlanıp farklı hazırlar... Ortaya da “büyük” kadar büyük ama bir hafta sonrasında “küçük” bir takım kadar küçük oyunlar ortaya çıkar. Büyük takım hep, küçük takım ise ara sıra büyük düşünür çünkü... Hacettepe, F.Bahçe’yi yener, ardından yerle bir olur. 4 haftada ancak toparlar kendini. Bursaspor, G.Saray’ı yener, iyi de oynar, ardından lider olup o meşhur kelimeyi kullanır ve sonra da Eskişehirspor’a kendi evinde dağılır... Bursa’da şampiyonluk kelimesinin kullanılması için G.Saray’ı değil, Eskişehirspor’u yenmesi gerekmektedir. Antalyaspor ve Jarabinski, G.Saray ve Trabzonspor maçlarını final gibi oynar ama sonrasında içerde-dışarıda önüne gelen çakar onlara... Çünkü kendilerine yontmuşlardır. Büyük maçların yıldızları olanlar nerede.. Nerede F.Bahçe’yi dağıtan Tabata, Konyaspor maçını alması gerekirken... Nerede Kadıköy’de üç gol atan Aghahowa, içerde Ankaraspor’u yenmesi gerekirken... Nerede Yusuf G.Saray maçı sonrasında.. Nerede F.Bahçe’nin altından girip üstünden çıkan Sivassporlular, hemen ardından oynadıkları Ankaraspor maçında. Ayrıca Ankaraspor, bütün F.Bahçe kahramanlarını bir sonraki hafta yerle bir eden takım oldu. Ama daha büyük maç oynamadı... 3 dakikalık özet görüntüler için ve üzerine edilecek üç-beş kelime için oynamak gelmiyor içlerinden. Sonra da ağlaşıyorlar... “Bizi desteklemiyorsunuz, bizi ezdiriyorsunuz, 5. takımın şampiyon olmasını engelliyorsunuz, hep ‘büyük’ takımları yazıyorsunuz” diye... Yahu, ben sizin neyinizi destekleyeyim... Lig Radyo nedeniyle sürekli Anadolu’da her hafta canlı canlı maç anlatıyorum. “Büyük” maçın büyük oynayan takımının maçına bir sonraki hafta “büyük” hayallerle gidiyorum ve fark ediyorum ki, o takım aslında “küçükmüş...” Siz maç seçmeyin ki, biz de sizi seçelim... Bıktım sizin geçici liderliklerinizden ve ağlaşmanızdan... Bıktım sizin “büyük” takımla bir maçı “büyük” oynayıp, ardından küçülüvermenizden... >> UEFA ve vefa G.Saray’ın iç işidir hocanın “altının” oyulup oyulmadığı, altındaki isimleri oyarken. Benim teşhisim farklıdır oysa...G.Saray’ın UEFA Kupası kazanan isimlerinin arasından faal olan kimse kalmadı ortada. Bülent Ünder başta olmak üzere, Bülent Korkmaz, Hakan Ünsal, Hakan Şükür, Arif Erdem, Müfit Erkasap, Taffarel filan... Ve sonunda Ümit Davala... Hiç biri kalmadı ortalıkta... Hepsi uzağında camiasının... Bunu yapan kimler.. UEFA sırasında hiçbir faal görevi olmayanlar... Yani Adnan Polat, Adnan Sezgin ve Haldun Üstünel... Bu üçlünün hiçbir emeği yok kazanılan UEFA Kupası’nda... Ve onlar emeği olanları bir şekilde dışarıda bırakıyorlar yani... UEFA Kupası’nı aldılar ama VEFA turnuvasında sonuncu oldular... >> Terim’in maaşı Terim’in ücret ayarı meselesi, siyaset yazarlarının bile klavyelerini yıpratıyor... Bir de şuradan bakalım ki, “buradan çıkış olmasın...” Bir çivi çakmadan, Türk futbolunun tabutuna çiviler çakıp giden adamların aldıklarını biliyor musunuz.. Vermeden aldıklarını hatırlayın... 6 ay için sözleşme imzalayan Mustafa Denizli’den azdır Terim’in maaşı. 6 ay için 1,5 milyon euroyu bölün aylara. Eder 250 bin euro... Gözlere batan ise Terim’in euro değil, YTL olarak aldığı ve çok geride kalan ücreti... Terim, Aragones’in 5’te birine çalışıyor biliyor musunuz.. Riski çok, tazminatı da yok... Terim, Skibbe kadar alıyor ve gitmesi gerektiğinde de para almadan gider... Terim, Ersun’dan az alıyor aylık ücretini beyler... Terim, iri bir kanalın televizyon yorumcusunun sıcacık ortamlarda kazandığı kadar kazanıyor ve gözünüze batıyor. Toroğlu’ndan az, Çakar kadar kazanıyor... Bana göre hak ettiğinden azına çalışıyor Terim... >> S-ÖZ “Eğitim; bize öğretilen şeylerin hepsini unuttuğumuzda, geriye kalan şeydir...” (Lord Halifax) >> POST-İT Siz hiç sakat kalmış bir PKK’lı duydunuz mu.. Duyamazsınız... Onlar kendilerini bile vururlar, “bizi acımasızca öldürüyorlar” diyebilmek için... >> Benim en merakla beklediğim maça 5 ay kaldı. Bir kalede Volkan ve ona gol atmaya çalışacak Güiza ile, Casillas’a saldıracak bir Semih...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT