BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İzinsiz nikâh yok!

İzinsiz nikâh yok!

“Os­man­lı­lar­da ne ni­kâ­hın, ne de bo­şan­ma­nın kay­dı tu­tu­lur­du. Her şey er­ke­ğin iki du­da­ğı ara­sın­da idi. Ka­dın­lar mağ­dur olu­yor­du...” gi­bi söz­ler çok işi­ti­li­yor. Ha­ki­kat aca­ba böy­le mi­dir? Kos­ko­ca bir im­pa­ra­tor­luk­ta ev­li­lik­le­rin, bo­şan­ma­la­rın kay­de­dil­me­di­ği­ne inan­mak müm­kün mü?



“Os­man­lı­lar­da ne ni­kâ­hın, ne de bo­şan­ma­nın kay­dı tu­tu­lur­du. Her şey er­ke­ğin iki du­da­ğı ara­sın­da idi. Ka­dın­lar mağ­dur olu­yor­du...” gi­bi söz­ler çok işi­ti­li­yor. Ha­ki­kat aca­ba böy­le mi­dir? Kos­ko­ca bir im­pa­ra­tor­luk­ta ev­li­lik­le­rin, bo­şan­ma­la­rın kay­de­dil­me­di­ği­ne inan­mak müm­kün mü? İZ­MİR KÂDISI Nİ­KÂH­LA­RI­NI KIY­DI La­ti­fe Ha­nım ile M. Ke­mal Pa­şa­’nın ni­kâ­hı­nı 1923’te İz­mir kâ­dı­sı kıy­dı. Mut­lu­luk ge­tir­me­yen bu ev­lilik, iki yıl son­ra M. Ke­mal Pa­şa­’nın Lâ­ti­fe Ha­nı­m’­a gön­der­di­ği bir ta­lâk kâ­ğı­dı ile son bul­du. AN­LAŞ­MA­LI EV­Lİ­LİK YAP­MIŞ­LAR­DI Bir za­man­la­rın po­pü­ler çif­ti: Na­ci­ye Sul­tan-En­ver Pa­şa. Sul­tan­lar, di­le­di­ği za­man ken­di­le­ri­ni bo­şa­ya­bil­mek üze­re ev­le­nir­di. Şe­r’­î hu­kuk ka­dın­la­ra bu hak­kı ver­miş­tir. Ni­kâh ak­di, ta­raf­la­rın iki şa­hit hu­zu­run­da bir­bi­ri­ne uy­gun icap ve ka­bu­lüy­le ku­ru­lur. An­cak ni­kâh ay­nı za­man­da bir ibâ­det sa­yıl­dı­ğı için ol­sa ge­rek, Haz­ret-i Pey­gam­ber za­ma­nın­dan be­ri ni­kâh­la­rı hep üçün­cü bir şa­hıs kıy­mış­tır. Ni­kâh ak­di bir kud­sî se­re­mo­ni şek­lin­de ic­râ olun­muş­tur. 25 AKÇE LÂZIM Os­man­lı­lar­da ni­kâ­hı ya biz­zat kâ­dı­lar kı­yar ve­ya ni­kâ­hın kı­yıl­ma­sı için kâ­dı­dan izin alı­nır­dı. İzin için de 25 ak­çe resm-i ni­kâh (ni­kâh har­cı) öde­nir­di. Bu har­cın 20 ak­çe­si kâ­dı­ya, ge­ri ka­la­nı da mah­ke­me kâ­tip­le­ri­ne ait­ti. Ev­le­nen­ler ay­rı­ca, tı­mar­lı si­pâ­hi­ye resm-i arus (ger­dek har­cı) öder­di. Bu ver­gi, ev­le­nen ka­dı­nın bâ­ki­re ve­ya dul, zen­gin, fa­kir ve­ya or­ta hal­li, Müs­lü­man ve­ya gay­ri­müs­lim ol­ma­sı­na gö­re de­ği­şir­di. Her vi­lâ­yet­te de ay­nı de­ğil­di. Ni­kâh için kâ­dı­dan izin al­mak yet­mez­di. Şey­hü­lis­lâm Ebus­su­ud Efen­di, za­ma­nın bo­zul­ma­sı ve kız ka­çır­ma­la­rın art­ma­sı ge­rek­çe­siy­le, ni­kâh­ta mut­la­ka kı­zın ve­lî­si­nin iz­ni­ni ara­yan İmam Mu­ham­me­d’­in gö­rü­şüy­le fet­vâ ver­di. “Zeyd, Hind-i bâ­li­ğa­yı, ba­ba­sı Amr’dan izin­siz ni­kâh ey­le­se, Amr râ­zı ol­ma­sa, ni­kâ­hı fes­he kâ­dir olur mu? El-Ce­vâb: Olu­r”. Bu fet­vâ za­ma­nın pa­di­şa­hı Ka­nu­nî Sul­tan Sü­ley­man ta­ra­fın­dan ka­nun hâ­li­ne ge­ti­ril­di. Böy­le­ce 1544 ta­ri­hin­den iti­ba­ren kâ­dı­lar, ve­lî­nin iz­ni bu­lun­ma­yan ni­kâh­la­rı ka­bul et­mek­ten men olun­du. Me­cel­le­’de geç­ti­ği üze­re, “Müc­te­hid­ler ara­sın­da ih­ti­laf­lı me­se­le­ler­de ima­mü­’l-müs­li­mîn haz­ret­le­ri her­han­gi ka­vil­le amel olun­mak üze­re em­re­der­se ge­re­ğiy­le amel olun­mak vâ­cib­dir.” Ni­kâ­hın ne­sep, na­fa­ka, me­hir, id­det, ve­râ­set gi­bi çok sa­yı­da hu­ku­kî ne­ti­ce­si ol­du­ğu için, res­mî ma­kam­lar­ca kı­yıl­ma­sı ve tes­ci­li is­ten­miş­tir. Böy­le­ce hem ale­ni­ye­ti te­min et­mek; hem de kö­tü ni­yet­le­rin önü­ne geç­mek dü­şü­nül­müş­tür. Ni­te­kim hü­küm­dar, umu­mun men­fa­ati için bir­ta­kım emir ve ya­sak­lar ge­ti­re­bi­lir. BEN DAHİ AKD-İ NİKÂH EYLEDİM Ni­kâh­la­rı ya biz­zat kâ­dı kı­yar­dı, ya­hud ta­raf­la­rın ev­len­me­si­ne bir mâ­ni olup ol­ma­dı­ğı hu­su­sun­da kâ­dı­dan izin­nâ­me alın­dık­tan son­ra, ma­hal­le ve­ya köy ima­mı kı­yar­dı. Gay­ri­müs­lim­le­rin ni­kâ­hı­nı da kâ­dı­dan izin alın­dık­tan son­ra pat­rik ve­ya ha­ham kı­yar­dı. Ama bun­lar za­man za­man da­ha ucuz ol­du­ğu için ni­kâh­la­rı­nı pat­rik ve­ya ha­ha­ma de­ğil, kâ­dı ve­ya imam­la­ra kıy­dı­rır­dı. Hat­ta ru­hâ­nî­ler bu­na hü­kû­met nez­din­de iti­raz eder­di. Os­man­lı kâ­dı­la­rı, ta­lep edil­me­dik­çe zim­mî­le­rin ni­kâh­la­rı­na ka­rış­ma­mak­la em­ro­lun­muş­tur. İzin alı­na­cak kâ­dı, ta­raf­lar­dan bi­ri­nin ikâ­met­gâ­hı kâ­dı­sı­dır. Kâ­dı efen­di bir Münâkehât İzin­nâ­me­si tan­zim eder. Bu ve­si­ka­da, imam efen­di­ye ve­ya ru­hâ­nî rei­se hi­tâ­ben, ta­raf­la­rın isim­le­ri bil­di­ril­dik­ten son­ra, “ten­kî­he mâ­ni­’-i şe­r’­îsi yo­ği­se, ve­lî­si iz­ni ve ta­ra­feyn rı­zâ­la­rı ve tes­mi­ye-i mehr­le le­de­’ş-şu­hûd akd-i ni­kâh ey­le­ye­si­z” di­ye ya­zar­dı. Kâ­dı­la­rın ver­di­ği her tür­lü ve­si­ka si­ci­le kay­do­lu­nur­du. İzin­nâ­me imam efen­di­ye ve­ri­lir­di. Ta­raf­la­rın ni­kâh es­nâ­sın­da bu­lun­ma­la­rı âdet de­ğil­di. Her iki ta­ra­fı da ve­lî ve­ya ve­kil­le­ri tem­sil eder­di. Dü­ğün gü­nü imam efen­di, iki şa­hit hu­zu­run­da, bir hut­be irâd edip, okun­ma­sı be­re­ket sa­yı­lan âyet ve ha­dîs­le­ri oku­duk­tan son­ra, ön­ce kız ta­ra­fı­na “Tâ­li­bi bu­lu­nan fe­lan­ca oğ­lu fe­lan­ca­yı şu mik­dar mehr ile ko­ca­lı­ğa ka­bul et­tin mi?” di­ye so­rar­dı. “Ka­bul et­ti­m” ce­va­bı­nı al­dık­tan son­ra er­kek ta­ra­fı­na “Tâ­li­bi bu­lun­du­ğu­nuz fe­lan­ca oğ­lu fe­lan­ca kı­zı fe­lan­ca­yı şu ka­dar mehr ile zev­ce­li­ğe al­dın mı?” di­ye so­rar­dı. “Al­dı­m” ce­va­bı­nı mü­te­akip bu su­al­le­ri her iki ta­ra­fa da iki de­fa tek­rar­la­dık­tan son­ra “Ben da­hi akd-i ni­kâh ey­le­di­m” der ve sün­net­te bil­di­ri­len dua­yı eder­di. Böy­le­ce ni­kâh kı­yıl­mış olur­du. “İMAM NİKAHI” MI? İs­lâm ta­ri­hin­de Müs­lü­man­lar ehem­mi­ye­tin­den ötü­rü ni­kâ­hın, di­nî ve hu­ku­kî hü­küm­le­ri iyi bi­len ve ce­mi­yet­te iti­bar­lı bi­ri­si ta­ra­fın­dan ak­de­dil­me­si­ni ar­zu et­miş­tir. Bu se­bep­le ni­kâh­la­rı umu­mi­yet­le imam­lar kı­ya­gel­miş­tir. Ül­ke­miz­de di­nî ni­kâ­ha imam ni­kâ­hı de­nil­me­si de bu ge­le­ne­ğe da­ya­nır. Hal­bu­ki ni­kâ­hı il­lâ ima­mın kıy­ma­sı şart de­ğil­dir. Hat­ta hiç kim­se­nin ni­kâh kıy­ma­sı­na ge­rek yok­tur. Er­kek ve ka­dın iki şa­hit hu­zu­run­da “al­dım-var­dı­m” de­se, ni­kâh ku­rul­muş olur. Halk ara­sın­da hâ­lâ de­vam eden bir âdet var­dır. Ni­kâ­hın ta­raf­la­rı­nın, ve­kil ve ve­lî­le­rin, ay­rı­ca şa­hit­le­rin isim­le­ri ve im­zâ­la­rı­nın bu­lun­du­ğu bir kâ­ğı­da, kı­za öde­nen ve öde­ne­cek me­hir mik­ta­rı ile ge­re­kir­se ba­ba evin­den kı­za ve­ri­len eş­yâ da ya­zı­la­rak kız ta­ra­fı­na tes­lim edi­lir­di. İle­ri­de bir ni­zâ çı­kar­sa, me­hir kâ­ğı­dı adı ve­ri­len bu ve­si­ka de­lil olur­du. Kız meh­ri­ni ve çe­yi­zi­ni ge­ri ala­bi­lir­di. BİLDİRMEYENE CEZ Tan­zi­ma­t’­tan son­ra ni­kâ­hı kı­yan ima­ma ve­ya ru­hâ­nî re­is­le­re bir Mü­nâ­ke­hât İl­mü­ha­be­ri tan­zim edip, bir­kaç gün için­de nü­fus ida­re­si­ne bil­dir­me mec­bu­ri­ye­ti ge­ti­ril­di. 1914’ten son­ra bu va­zi­fe ko­ca­ya yük­len­di. İmam ve­ya ru­hâ­nî re­is­ten al­dı­ğı il­mü­ha­be­ri nü­fus da­ire­si­ne bil­dir­me­yen­le­re pa­ra ve ha­pis ce­zâ­sı ge­ti­ril­di. İzin­nâ­me­siz ni­kâh kı­yan­la­ra za­ten öte­den be­ri ce­zâ var­dı. Bu ce­zâ ön­ce­le­ri 2 çey­rek me­ci­di­ye idi. O de­vir­de bir me­ci­di­ye, 7.2 gram­lık Os­man­lı al­tı­nı­nın beş­te bi­ri­ne te­kâ­bül eden ve için­de 20 gram hâ­lis gü­müş bu­lu­nan 24 gram­lık pa­ra idi. 1913 ta­ri­hin­de izin­nâ­me­siz ni­kâh kı­yan­la­ra üç ay­dan iki se­ne­ye ka­dar ha­pis ce­zâ­sı ge­ti­ril­di. Gö­rü­lü­yor ki zan­ne­dil­di­ği gi­bi Os­man­lı­lar­da ni­kâh ve ta­lâk­lar ka­yıt al­tı­na alın­ma­mış de­ğil­dir. Dev­let bu işi çok sı­kı ta­kip et­miş­tir. 1926 yı­lın­da İs­viç­re Me­de­nî Ka­nu­nu­‘nun ik­ti­ba­sıy­la ev­li­lik için be­le­di­ye kay­dı esas alın­dı. Şe­r’­î hu­kuk da, dî­nî ni­kâ­hın res­mî hü­vi­ye­ti de ta­ri­he ka­rış­tı. Res­mî ka­yıt­tan ön­ce dî­nî ni­kâh kı­yan ve kıy­dı­ran­la­ra ce­zâ ge­ti­ril­di. Kam­ber­siz dü­ğün... Haz­ret-i Pey­gam­ber, es­hâ­bı­nın ni­kâ­hı­nı hut­be oku­yup kı­yar­dı. Bu hut­be Al­la­h’­a hamd, Pey­gam­be­ri­ne sa­lât ve dua­dan iba­ret­tir. Ni­kâh­tan son­ra da eş­ler hak­kın­da du­a eder­di. Şu ka­dar ki hut­be ve du­a oku­mak ni­kâ­hın şar­tı de­ğil­dir. Ha­lî­fe Haz­ret-i Ali’­nin, iş­le­ri­nin çok­lu­ğu se­be­biy­le azat­lı kö­le­si ve hâ­ci­bi (ka­lem-i mah­sus mü­dü­rü) Kam­be­r’­i ni­kâh kıy­ma işiy­le va­zi­fe­len­dir­di. Hat­ta “Kam­ber­siz dü­ğün ol­maz!” sö­zü bu­ra­dan kal­mış­tır. Dört ha­lî­fe dev­rin­den be­ri İs­lâm dev­let­le­rin­de do­ğum­lar, ölüm­ler ve ni­kâh­lar tes­cil olu­nur­du. Bu si­cil­ler ha­zi­ne har­ca­ma­la­rı­na esas tu­tu­lur­du. Sel­çuk­lu­lar­dan iti­ba­ren ni­kâh­la­rı ya kâ­dı­lar kı­yar; ya­hud ni­kâh için kâ­dı­dan izin alı­nır­dı. Mı­sı­r’­da­ki Mem­lûk­ler za­ma­nın­da kâ­dı­la­rın ne­zâ­re­ti al­tın­da ak­kâd de­ni­len ni­kâh kıy­ma me­mur­la­rı var­dı. Za­man­la halk ara­sın­da kâ­dı ve­ya res­mî me­mur hu­zu­run­da ni­kâh kıy­ma âde­ti ya­yıl­dı. Osmanlıca yazılmış resimli bir evlenme cüzdanı... İs­tan­bul kâ­dı­sı. Kâ­dı­dan i­zin al­ma­dık­ça nikâh kı­yı­la­maz­dı. SİZ DE ŞA­HİT OLUN! Kâ­dı iz­ni ol­mak­sı­zın kı­yı­lan ni­kâh sa­hih­tir. An­cak böy­le bir ni­kâ­ha da­ir ni­zâ vu­ku­un­da kâ­dı­lar bu­na ba­ka­maz­dı. Emr-i pa­di­şâ­hî­ye ay­kı­rı ha­re­ket et­mek suç­tur, ce­zâ­yı ge­rek­ti­rir... Ada­mın bi­ri ni­şan­lı­sı ile be­ra­ber ni­kâh kıy­mak üze­re mah­ke­me­ye gi­der. An­cak elin­de ni­kâh har­cı­nın ya­rı­sı ka­dar pa­ra­sı var­dır. Bu pa­ra­nın ni­kâh har­cı­na yet­me­ye­ce­ği­ni öğ­re­nin­ce ten­zi­lat ya­pıl­ma­sı­nı is­ter. Kâ­dı efen­di ka­bul et­me­yin­ce, ni­şan­lı­sı­na dö­ne­rek “Ben se­ni al­dım. Sen ba­na var­dın mı?” der. “Var­dı­m” ce­va­bı­nı alın­ca bu se­fer kâ­dı ve kâ­ti­be dö­ne­rek “Siz­ler de şa­hit olun a efen­di­ler!” di­ye­rek çı­kıp gi­der. Ni­kâh İl­mü­ha­be­ri Ni­kâ­hı kı­yan imam ta­ra­fın­dan dol­du­ru­lan bu il­mü­ha­ber­ler, bâ­ki­re, sey­yi­be (dul) ve tec­did-i ni­kâh (ni­kâh ye­ni­le­me) için ol­mak üze­re üç ne­vi idi. Bi­rin­ci­sin­den 5, ikin­ci­sin­den 3 ve üçün­cü­sün­den de 1 ku­ruş harç alı­nır­dı. Bu harç­la­rın ya­rı­sı imam ve­ya ru­hâ­nî rei­se; di­ğer ya­rı­sı da nü­fus ida­re­si­ne ait­ti. İl­mü­ha­ber­de me­hir mik­ta­rı da kay­de­di­lir­di. Ni­kâ­hı kı­yan imam, tan­zim et­ti­ği il­mü­ha­be­ri, ta­raf­la­ra ya­hut ve­lî ve­ya ve­kil­le­ri­ne, ay­rı­ca şa­hit­le­re im­zâ­lat­tık­tan son­ra tas­dik ede­rek 8 gün için­de bel­de­nin nü­fus me­mur­lu­ğu ka­le­mi­ne gön­der­mek; nü­fus me­mû­ru da ve­sî­ka­da­ki bil­gi­le­ri nü­fus si­cil def­te­ri­ne ve alâ­ka­dar­la­rın nü­fus tez­ke­re­si­ne (kâ­ğı­dı­na) kay­det­tik­ten son­ra ev­rak­la­rı imam efen­di vâ­sı­ta­sıy­la ta­raf­la­ra tev­di et­me­ye mec­bur idi. Böy­le­ce ni­kâh işi tes­cil edil­miş olur­du. As­ker­de ni­şan­lı­sı yok ise 1907 ta­rih­li bu izin­nâ­me, “as­ker­de ni­şan­lı­sı yok ise­” şar­tıy­la ve­ril­miş­tir. De­mek ki bir dev­re imam­lar, as­ker­de ni­şan­lı­sı bu­lu­nan kız­la­rın ni­kâ­hı­nı kıy­mak­tan men edil­miş­ler­di. Ma­ma­fih ni­şan­lan­mak hu­ku­kî bir ne­ti­ce do­ğur­maz. An­cak harb­le­rin hü­küm sür­dü­ğü de­vir­ler­de, as­ke­re gi­den­le­rin hu­ku­ku­nu ko­ru­mak mak­sa­dıy­la böy­le bir hü­küm ge­ti­ril­miş­tir.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 105324
    % 0.39
  • 3.472
    % -0.6
  • 4.1656
    % -0.39
  • 4.7068
    % -0.13
  • 146.472
    % -0.39
 
 
 
 
 
KAPAT