BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Adalet Bakanı’nı dinlerken

Adalet Bakanı’nı dinlerken

Cumartesi akşamı İstanbul Hakimevi’nde bir grup meslektaşla beraber Adalet Bakanı’nın misafiri idik.



Cumartesi akşamı İstanbul Hakimevi’nde bir grup meslektaşla beraber Adalet Bakanı’nın misafiri idik. Oktay Ekşi gibi duayenlerin akademisyenliğinden dolayı ‘sayın Hocam’ diye hitab ettikleri Hikmet Sami Türk, üç saat boyunca anlattı. Bir sohbet toplantısı olduğu halde Bakan, Adalet Bakanlığı Müsteşarı’ndan, Milletlerarası Hukuk Genel Müdürü’ne, Cezaevleri Genel Müdürü’ne, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısına kadar bütün üst düzey bürokratlarını da hazır etmişti. 15 kadar yazarın iştirak ettiği toplantıda Bakanın teklifi üzerine herkes, bir taraftan yemeğini yiyip bir taraftan kendisini dinlerken O, konuşmasının ilk iki buçuk saatinde yalnızca düşünce ve icraatlarını ortaya koydu. Bakan iyi hazırlanmıştı. Tabiatı gibi yumuşaktı. Ders verme tekniğine vukufiyeti itibariyle mes’eleler arasında düzenli mantık bağları kurabiliyordu. Ama; serzenişini de nazikçe ihsas ediyordu. Bunu anlayan anlamıştır. Üstelik anlamayan kimse de kalmadı. Adalet Bakanı, kendisi ve hanımı hakkında yapılan yayınlardan şikâyetçi idi. Bu konuda her soruyu cevaplandırmaya hazır olduğunu birkaç kere tekrarladı. Kimse şahsî alana girmedi. Zaten Bakan da bizleri münhasıran bu maksatla davet etmemişti. Bir parantez açma gereği duymuştu, öylece kaldı. Konu Adalet Bakanlığı idi... Devletin olmazsa olmaz teşkilatlarından biri. “Adalet, mülkün temelidir sözü hoşça bir laf edilsin diye söylenmemiştir; adalet gerçekten mülkün temelidir.” Bakan, bu vurguyu yapma gereği duydu. Temas ettiği mevzular, kişi bazında da insan bazında da, adalet mensupları bazında da hayatî değerde idi. Gece 24.00’e gelirken Hakimevi’nden ayrılıyorduk. Kendimize sorduğumuzu “Allah’a ısmarladık” derken bazı bürokratlarla da paylaştık ‘acaba kabinenin ömrü, bunları gerçekleştirmeye yetecek mi?’ Adalet Bakanı sayın Türk, Medenî Kanunun, Ceza Kanununun, usul kanunlarının yenilenmesinden cezaevlerinin ıslahına, Türk Adalet Akademisi’ne, İstinaf Mahkemeleri’ne, Basın Kanununun 30. Maddesine, yargısız infaza, ombusmana, bakanlığın bütçesine kadar onlarca bahse girdi. Bu sahalardaki çalışmaları önümüze serdi. Uğur Dündar’ın temas etmesi ile savcıların medyaya karşı ketumluğu, savcı-polis ilişkileri tartışıldı. Bakan, basın mensuplarını dinlemek istediğini bilhassa belirtti. Ne var ki bir-iki küçük fikir alış-verişi dışında buna fazlaca fırsat ve vakit kalmadı. Zaten Bakanın kendisi gecenin ilerlemiş olmasına rağmen nakletmek istediklerinin tamamını bitirememişti. Bundan dolayı hayati değerdeki bu işler için ayrıca zihnî mesaî sarf etmek lazım. Tarabya sırtlarında kışın soğuğunu yararak arabaya doğru ilerlerken duyduğumuz endişeye yine kendimiz cevap veriyorduk. ‘İktidarlar, devlette devamlılık fikrini ihmal etmemeliler.’ Adalette yeniden yapılanma fikrine eğilmek 2000 Türkiye’sinde bir ihtiyaç. Adalet varsa devlet vardır. ‘Adalet mülkün temelidir’ o demek...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT