BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Başkası hakkında kötü düşünmek

Başkası hakkında kötü düşünmek

İ­yi, sâ­lih kim­se­le­ri fâ­sık zan­net­mek, sû­-i zan o­lur ki, ha­ram­dır. Gü­na­hı çok o­lan bir kim­se­nin, günâh­la­rı­nın af­fol­ma­ya­ca­ğı­nı zan­net­me­si de, Al­la­hü teâlâ­ya sû­-i zan o­lur...



İyi, sâ­lih in­sân­la­rı, kö­tü, ha­ram iş­le­yi­ci yâ­ni fâ­sık bil­me­ye, böy­le zan­net­me­ye, sû-i zan de­nir. Ha­dîs-i şe­rîf­te bu­yu­rul­du ki: (İn­san, üç şey­den kur­tu­la­maz: Sû-i zan, ta­ye­re, ha­sed. Sû-i zan edin­ce, bu­na uy­gun ha­re­ket­te bu­lun­ma­yı­nız. Uğur­suz zan­net­ti­ği­niz şe­yi, Al­la­ha te­vek­kül ede­rek ya­pı­nız. Ha­sed et­ti­ği­niz kim­se­yi hiç in­cit­me­yi­niz!) Ta­ye­re, uğur­suz­lu­ğa inan­mak­tır. Sû-i zan ise, bir kim­se­yi kö­tü zan­net­mek­tir. İyi, sâ­lih kim­se­le­ri ha­ram iş­le­yi­ci yâ­ni fâ­sık zan­net­mek, sû-i zan olur ki, ha­ram­dır. Gü­na­hı çok olan bir kim­se­nin, gü­nâh­la­rı­nın af­fol­ma­ya­ca­ğı­nı zan­net­me­si de, Al­la­hü te­âlâ­ya sû-i zan olur. Böy­le dü­şün­mek de gü­nah­tır. Bu se­bep­le, sû’i zan et­mek ya­ni iyi, sâ­lih kim­se­le­ri kö­tü bil­mek gi­bi şey­le­rin ha­râm ol­du­ğu­nu, iyi ve kö­tü bü­tün huy­la­rı öğ­ren­mek, her Müs­lü­ma­na farz-ı ayın­dır. Her­han­gi bir kim­se­yi, ha­ram iş­le­di­ği­ni öğ­re­ne­rek, bi­le­rek sev­me­mek, sû-i zan ol­maz, buğd-i fil­lâh olur ki, se­vâb­dır. Kal­bi­miz te­miz­dir di­ye­rek ha­râm­la­rı, çir­kin ve kö­tü şey­le­ri ya­pan­la­rı, açık­ça gü­nâh iş­le­ye­rek Müs­lü­mân­la­rı al­da­tan­la­rı sev­me­mek, bun­la­ra uy­ma­mak lâ­zım­dır. Bun­la­rın fâ­sık ol­duk­la­rı­nı söy­le­mek, sû-i zan ol­maz. Kal­be ge­len hâ­tı­ra, dü­şün­ce, sû-i zan ol­maz. Zan­net­mek, ya­ni kal­bin o ta­ra­fa kay­ma­sı, sû-i zan olur. Hu­cu­rât sû­re­si­nin 12. âyet-i ke­ri­me­sin­de meâ­len; (Ey îmân eden­ler! Sû-i zan et­mek­ten ken­di­ni­zi ko­ru­yu­nuz! Zan et­me­nin ba­zı­sı gü­nâh­tır) bu­yu­rul­mak­ta­dır. Pey­gam­ber efen­di­miz de; (Sû-i zan et­me­yi­niz. Sû-i zan, yan­lış ka­râr ver­me­ye se­bep olur. İn­san­la­rın giz­li şey­le­ri­ni araş­tır­ma­yı­nız, ku­sûr­la­rı­nı gör­me­yi­niz, mü­nâ­ka­şa et­me­yi­niz, ha­sed et­me­yi­niz, bir­bi­ri­ni­ze düş­man­lık et­me­yi­niz, bir­bi­ri­ni­zi çe­kiş­tir­me­yi­niz, kar­deş gi­bi bir­bi­ri­ni­zi se­vi­niz. Müs­lü­mân Müs­lü­mâ­nın kar­de­şi­dir. Ona zul­met­mez, yar­dım eder. Onu, ken­din­den aşa­ğı gör­mez) bu­yur­muş­lar­dır. Müs­lü­mân ol­du­ğu­nu söy­le­yen ve îmâ­nın git­me­si­ne se­bep olan bir söz ve iş­te bu­lun­ma­yan kim­se­nin bir sö­zün­den ve­yâ işin­den hem îmâ­nı ol­du­ğu, hem de îmân­sız ol­du­ğu an­la­şı­lır­sa, îmâ­nı ol­du­ğu­nu an­la­ma­lı, din­den çık­tı de­me­me­li­dir. Fa­kat bir kim­se, di­ni yık­ma­ya, genç­le­rin îmâ­nı­nı çal­ma­ya uğ­ra­şır ve­yâ ha­râm­lar­dan bi­ri­nin iyi ol­du­ğu­nu söy­le­ye­rek bu­nun ya­yıl­ma­sı, her­ke­sin yap­ma­sı için uğ­ra­şır­sa yâ­hut Al­la­hü te­âlâ­nın emir­le­rin­den bi­ri­nin bi­le za­rar­lı ol­du­ğu­nu söy­ler­se, bu­na Müs­lü­man den­mez. Müs­lü­mân­la­rı al­da­tan böy­le iki­yüz­lü­le­ri Müs­lü­mân san­mak, ah­mak­lık olur. Bir Müs­lü­ma­nın ayı­bı­nı gö­rün­ce ona hüsn-i zan et­me­li, hak­kın­da kö­tü dü­şün­me­me­li, iyi­ye yor­ma­lı ve onu ıs­lâh et­me­li­dir. Bir kim­se­nin, her­han­gi bir kim­se hak­kın­da, kal­bi­ne ge­len kö­tü dü­şün­ce, sû-i zan ol­maz. Zan­net­mek ya­ni kal­bin o ta­ra­fa kay­ma­sı, sû-i zan olur. Sâ­lih ve­ya fâ­sık ol­du­ğu bi­lin­me­yen mü’mi­ne hüsn-i zan et­me­li­dir. Lok­man Ha­kîm haz­ret­le­ri, oğ­lu­na hi­ta­ben; “Ey oğul! Müs­lü­man­lar hak­kın­da kö­tü dü­şün­me. Sû-i zan­nı terk ey­le. Zî­râ sû-i zan, se­ni hiç kim­se ile dost yap­maz” bu­yur­muş­tur. Müs­lü­mâ­nın ha­yır­lı ve sâ­lih ol­du­ğu­na inan­mak, ibâ­det olur. Bir Müs­lü­mâ­na sû-i zan ede­rek ona inan­ma­mak, kö­tü huy­lu ol­ma­yı gös­te­rir. İşi­ti­len sö­zü, an­la­ma­ya ça­lış­ma­lı, an­la­ya­ma­dı­ğı­nı sor­ma­lı­dır. Söz sâ­hi­bi­ne he­men sû-i zan et­me­me­li­dir. Şey­tâ­nın kal­be ge­tir­di­ği ves­ve­se­ler­den en çok ba­şar­dı­ğı, sû-i zan ves­ve­se­si­dir. Sû-i zan et­mek ha­râm­dır. Bir söz­den iyi mâ­nâ çı­kar­ma­ya im­kân bu­lu­na­maz­sa, bu­nun ha­tâ ile, yan­lış­lık­la ve­yâ unu­ta­rak söy­le­ne­bi­le­ce­ği dü­şü­nül­me­li­dir. Ah­med bin Yah­yâ el-Ce­lâ haz­ret­le­ri; “Bir kim­se gö­zü­mün önün­de bir ha­tâ iş­le­dik­ten son­ra kay­bo­lup git­se, onun töv­be et­ti­ği­ne ina­nır, hak­kın­da sû-i zan­da bu­lun­mam” bu­yur­muş­tur. Ne­ti­ce ola­rak, iyi, sâ­lih kim­se­ler hak­kın­da kö­tü dü­şün­mek, on­la­rı fâ­sık bil­mek, sû-i zan olur ki ha­ram­dır, gü­nah­tır. İmâm-ı Câ­fer-i Sâ­dık haz­ret­le­ri­nin bu­yur­du­ğu gi­bi: “Müs­lü­man kar­de­şi­niz­den mâ­nâ­sı­nı an­la­ma­dı­ğı­nız bir söz du­yar­sa­nız, iyi­ye yo­ru­nuz. Da­ha iyi­si kâ­bil ol­ma­ya­cak ka­dar iyi­ye yo­rum­la­yı­nız. An­la­ya­ma­mak­tan do­la­yı ken­di­ni­zi ayıp­la­yı­nız.”
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT