BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Güler yüz ve tatlı dilin gücü!..

Güler yüz ve tatlı dilin gücü!..

Bir kim­se­nin ve­lî ol­du­ğu; tat­lı di­li, gü­zel ah­lâ­kı, gü­ler yü­zü, cö­mert­li­ği, mü­na­ka­şa et­me­me­si, özür­le­ri ka­bul et­me­si ve her­ke­se mer­ha­met et­me­si ile an­la­şı­lır...



Al­la­hü teâ­lâ in­sa­nı eş­ref-i mah­luk ola­rak, ya­ni ya­ra­tıl­mış­la­rın en şe­ref­li­si ola­rak ya­rat­mış­tır. Di­ğer mah­luk­la­ra ver­me­di­ği pek çok üs­tün­lü­ğü in­san­la­ra ver­miş­tir. Me­se­la, in­san dı­şın­da hiç­bir can­lı gü­le­mez, gü­lüm­se­ye­mez. Hay­van­lar aç­lık­la, acıy­la ba­ğı­ra­bi­lir­ler; an­cak yal­nız­ca in­san gü­le­bi­lir, te­bes­süm ede­bi­lir. İn­san, Al­la­hü te­âlâ­nın bu ih­sa­nı­nı, ni­me­ti­ni huy edin­me­si, ya­ni her za­man gü­ler yüz­lü, te­bes­süm­lü ol­ma­sı ge­re­kir. Ha­dis-i şe­rif­te, “Hay­rı, iyi­li­ği, gü­zel yüz­lü­le­rin ya­nın­da ara­yı­nız!” bu­yu­rul­du. Bu­nun için ser­ma­ye de ge­rek­mi­yor. Çün­kü, mal ile pa­ra ile ya­pı­la­cak bir şey de­ğil­dir. Mal ile mem­nun et­me de bir ye­re ka­dar­dır. Bu­nun için, ha­dis-i şe­rif­te, “Mal­la­rı­nız­la her­ke­si mem­nun ede­mez­si­niz. Gü­ler yüz ve tat­lı dil ile, gü­zel ah­lâk­la mem­nun et­me­ye ça­lı­şı­nız!” bu­yu­rul­du. Ça­tık kaş­lı, sert ba­kış­lı kim­se­den pek ha­yır, iyi­lik sa­dır ol­maz. Ha­dis-i şe­rif­te, “Mü­min kar­de­şi­nin ya­nın­da su­ra­tı asık du­ra­na me­lek­ler la­net eder” bu­yu­rul­du. Me­lek­le­rin la­net­le­di­ği kim­se­den na­sıl ha­yır sa­dır ol­sun! “BU DA GE­ÇER YA HU!” İn­san­la­ra, iyi, fay­da­lı ola­bil­me­si için in­sa­nın ken­di­ni gü­lüm­se­me­ye alış­tır­ma­sı, hat­ta şart­lan­dır­ma­sı la­zım­dır. Bu­nun için de ken­di­ne za­man za­man şun­la­rı söy­le­me­si, yap­ma­sı la­zım­dır: Hiç­bir za­man asık su­rat­lı ol­ma­ya­ca­ğım. Çün­kü, ken­di­si­ni çok cid­di­ye alan bir in­san ka­dar gü­lünç bir şey yok­tur. Dün­ya­da her şey ge­lip ge­çi­ci; ha­yal. Ger­çek olan sa­de­ce ahi­ret. Bu­nun için en cid­di, en sı­kın­tı­lı şey­le­rin de ge­çi­ci ol­du­ğu­nu unut­ma­ya­ca­ğım. Göz­le­rim­den yaş­lar akı­ta­cak ka­dar be­ni kız­dı­ran in­san­lar ve olay­lar kar­şı­sın­da da te­bes­sü­mü el­den ka­çır­ma­ya­ca­ğım. Ne za­man key­fim ka­ça­cak ol­sa, der­hal ak­lı­ma ge­le­cek ka­dar güç­lü bir alış­kan­lık hâ­li­ne ge­lin­ce­ye ka­dar, şu sö­zü tek­rar­la­ya­ca­ğım. Bu söz be­ni her tür­lü çap­ra­şık du­rum­dan çı­kar­ta­cak ve ha­ya­tı­mı den­ge­de tu­ta­cak­tır. Bu söz: “Bu da ge­çer ya hu!” sö­zü­dür. Çün­kü dün­ye­vî olan her şey ge­lip ge­çi­ci­dir. Yü­re­ğim da­ral­dı­ğı za­man, bu­nun da ge­çe­ce­ği­ni dü­şü­ne­rek te­sel­li ola­ca­ğım. Ba­şa­rı ile se­vin­di­ğim za­man, bu­nun da ge­çi­ci ol­ma­sı ne­de­niy­le ken­di­mi uya­ra­ca­ğım. Fa­kir­lik­ten bo­ğul­du­ğum za­man, ken­di­me bu­nun da ge­çi­ci ol­du­ğu­nu söy­le­ye­ce­ğim. Zen­gin­lik için­de yüz­dü­ğüm za­man da ken­di­me bu­nun ge­çi­ci ol­du­ğu­nu söy­le­me­li­yim. Evet, asır­lar­dır ayak­ta du­ran, sa­ray­la­rı, köşk­le­ri ya­pan­lar ne­re­de? Yap­tır­dık­la­rı sa­ray­la­rın bah­çe­sin­de gö­mü­lü de­ğil mi? Ve bir gün bu sa­ray­lar da yok olup top­ra­ğın al­tı­na gö­mül­me­ye­cek mi? Bu­gü­nü gü­lü­cük­ler­le, te­bes­süm­le ta­mam­la­ya­ca­ğım. Bu­gü­nün mut­lu­lu­ğu­nun ta­dı­nı bu­gün çı­ka­ra­ca­ğım. Çün­kü o, ku­tu için­de sak­la­na­bi­le­cek bir to­hum de­ğil­dir. O, şi­şe­de sak­la­na­cak ilaç da de­ğil­dir. Ya­rın için bi­rik­ti­ri­le­mez. Bu to­hum ay­nı gün ekil­me­li, ha­sa­dı ay­nı gün ya­pıl­ma­lı­dır. Bu­gün ba­şa­rı­sız­lık­la­rı­ma gü­le­ce­ğim ki, ye­ni düş­le­rim kay­bol­sun­lar. Ba­şa­rı­la­rı­ma gü­le­ce­ğim ki, ger­çek de­ğer­le­ri­ne bü­zül­sün­ler. Kö­tü­lük­le­re gü­le­ce­ğim ki, ben tat­ma­dan yok ol­sun­lar. İyi­lik­le­re gü­le­ce­ğim, bü­yü­yüp bol­la­şa­cak­lar. Her gün, yal­nız­ca gü­le­rek baş­ka­la­rı­nı gül­dür­dü­ğüm za­man, za­fer ola­cak­tır. Her gü­lüm­se­me bir al­tın­la de­ğiş­ti­ri­le­bi­lir ve yü­rek­ten sarf et­ti­ğim her gü­zel söz ka­le­ler in­şa eder. Gü­le­bil­di­ğim, te­bes­süm ede­bil­di­ğim sü­re­ce gön­lüm ay­dın­lık olur. Şu söz­le­ri ken­di­me slo­gan edi­ne­ce­ğim: GÜ­LER YÜZ EV­Lİ­YA­LIK ALA­ME­Tİ! Müs­lü­man gü­ler yüz­lü, mü­na­fık asık su­rat­lı olur. Te­bes­süm, be­da­va­dır, ala­nı mut­lu eder, ve­re­ni üz­mez. Hu­zu­run anah­ta­rı te­bes­süm­dür. Te­bes­süm ede­me­yen za­val­lı­dır. Te­bes­süm atom si­la­hın­dan da­ha te­sir­li­dir. Te­bes­süm ate­şin­de eri­me­yen ma­den bu­lun­maz. Gü­lüm­se­me­si­ni bil­mek, iki ci­han mut­lu­lu­ğu­na se­bep olur. İs­la­mi­yet, sev­gi, gü­ler yüz, tat­lı söz, dü­rüst­lük ve iyi­lik di­ni­dir. Bir kim­se­nin ve­li ol­du­ğu; tat­lı di­li, gü­zel ah­lâ­kı, gü­ler yü­zü, cö­mert­li­ği, mü­na­ka­şa et­me­me­si, özür­le­ri ka­bul et­me­si ve her­ke­se mer­ha­met et­me­si ile an­la­şı­lır. Ha­dis-i şe­rif­te, “Mü­min kar­de­şi­nin yü­zü­ne te­bes­süm et­mek sa­da­ka­dır” bu­yu­rul­muş­tur.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT