BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > DOKTOR OLMAK İSTİYORDUM!..

DOKTOR OLMAK İSTİYORDUM!..

İp­siz Re­cep di­zi­si­nin se­tin­de gö­rüş­tü­ğü­müz ün­lü ak­tör Ka­dir İna­nır, bi­lin­me­yen bir yö­nü­nü ga­ze­te­mi­ze an­lat­tı. Us­ta oyun­cu, dok­tor ol­ma­yı plan­la­dı­ğı­nı, an­cak bir ar­ka­da­şı­nın ken­di­sin­den ha­ber­siz fo­toğ­ra­fı­nı ya­rış­ma­ya gön­der­me­siy­le ha­ya­tı­nın de­ğiş­ti­ği­ni söy­le­di.



> BETÜL ALTINBAŞAK İp­siz Re­cep di­zi­si­nin se­tin­de gö­rüş­tü­ğü­müz ün­lü ak­tör Ka­dir İna­nır, bi­lin­me­yen bir yö­nü­nü ga­ze­te­mi­ze an­lat­tı. Us­ta oyun­cu, dok­tor ol­ma­yı plan­la­dı­ğı­nı, an­cak bir ar­ka­da­şı­nın ken­di­sin­den ha­ber­siz fo­toğ­ra­fı­nı ya­rış­ma­ya gön­der­me­siy­le ha­ya­tı­nın de­ğiş­ti­ği­ni söy­le­di. İŞ­TE ÜN­LÜ OYUN­CU KA­DİR İNA­NIR’I BA­ŞA­RI­YA GÖ­TÜ­REN HA­YAT FEL­SE­FE­Sİ: NE YA­PAR­SAN YAP İŞİ­NİN EN İYİ­Sİ OL İn­san­la­rın; ne iş ya­par­lar­sa yap­sın­lar işi­nin us­ta­sı, bir nu­ma­ra­sı ol­mak için ça­ba har­ca­ma­la­rı ge­rek­ti­ği­ni dü­şü­nü­yo­rum. Ör­ne­ğin oyun­cu, dok­tor de­ğil de ga­ze­te­ci ol­say­dım yi­ne en iyi ol­ma­yı he­def­ler­dim. Be­nim ha­yat fel­se­fem­de ba­şa­rı­sız­lı­ğa yer yok. Sa­bır­la, di­sip­lin­le çok ba­şa­rı­lı olu­na­ca­ğı­na ina­nı­yo­rum... Set­te soh­bet Pa­zar Kah­ve­si’n­de bu haf­ta ko­nu­ğum Türk si­ne­ma­sı­nın çok önem­li bir is­mi: Ka­dir İna­nır. He­pi­miz onu uzun yıl­lar­dır ta­nı­yo­ruz. Ha­tı­ra­la­rı­mız­da yer alan film­le­rin birka­çın­da mu­hak­kak onun is­mi var. Onun hak­kın­da o ka­dar çok şey söy­len­miş ki. Ha­ni ha­tı­ra­la­rı­mız­da onun film­le­rin­den ba­zı­la­rı yer al­mış­tır de­dim ya; ben bu­gün de­fa­lar­ca iz­le­di­ğim, iz­le­mek­ten hiç bık­ma­dı­ğım “Sel­vi Boy­lum Al Yaz­ma­lım”ın İl­yas’ı ile ta­nış­ma­nın he­ye­ca­nı ile se­te git­tim. Ama o TRT’de ya­yın­la­nan “İp­siz Re­cep” ka­rak­te­ri ile kar­şım­day­dı. Yıl­la­rın iz­le­ri, ol­gun­luk ar­ma­ğa­nı ola­rak yüz çiz­gi­le­ri­ne yan­sı­mış. Sert du­ru­şu­nu iç­ten gü­lüm­se­yen göz­le­ri ile yu­mu­şa­ta­rak bi­zi kar­şı­la­dı. Siz Ka­dir İna­nır’ın çok gü­zel fık­ra­lar an­lat­tı­ğı­nı, tür­kü söy­le­di­ği­ni, oyun­cu ol­ma­sa, dok­tor ola­ca­ğı­nı, bir gün ken­di­ni, ha­tı­ra­la­rı­nı an­la­tan bir ki­tap ya­za­ca­ğı­nı, bel­ki de ki­ta­bı­nın adı­nın “Ku­zey­den Ge­len Adam” ola­ca­ğı­nı bi­li­yor muy­du­nuz? Ha­yat fel­se­fe­si­ni “ne olur­san ol işin­de en iyi ol­mak için ça­ba har­ca­ma­lı­sın” üze­ri­ne oturt­muş, sert gö­rün­tü­sü­nün al­tın­da sev­gi ve say­gı­yı bi­rin­ci plan­da tu­tan us­ta sa­nat­çı ile şu an­da çe­kim­le­ri­ni ger­çek­leş­tir­di­ği di­zi­si, Türk si­ne­ma­sı ve ken­di­si üze­ri­ne bir soh­bet ger­çek­leş­tir­dik. >> Siz bir­çok ka­rak­te­ri ba­şa­rıy­la oy­na­dı­nız. Şim­di ta­rih­ten bir ka­rak­ter olan İp­siz Re­cep ile kar­şı­mız­da­sı­nız? Si­ze bir şey söy­le­ye­yim: ben bun­dan tam 30 yıl ev­vel İp­siz Re­cep’i oy­na­ma­yı dü­şün­müş­tüm. 30 yıl son­ra ger­çek­le­şen bir ha­yal bu. Ya­kın ta­ri­hi­miz ile il­gi­li araş­tır­ma ya­par­ken, Kur­tu­luş Sa­va­şı­nın baş­lan­gıç dö­nem­le­rin­de he­nüz dü­zen­li or­du­ya ge­çil­me­den bi­li­yor­su­nuz ül­ke­mi­zin her ta­ra­fın­da mi­lis kuv­vet­ler var­dı. Bu kuv­vet­le­rin li­der­le­ri var ve o dön­mem­de bü­yük kah­ra­man­lık­lar yap­mış­lar. Ege’de Efe­ler, Ka­ra­de­niz’de To­pal Os­man, İp­siz Re­cep, ge­ne Es­ki­şe­hir ci­va­rın­da Çer­kez Et­hem ve da­ha ni­ce­le­ri. Araş­tır­ma­la­rım­da İp­siz Re­cep si­ne­ma­tog­ra­fik ola­rak iş­le­ne­bi­le­cek özel­li­ğe sa­hip bir ka­rak­ter ola­rak kar­şı­ma çık­tı. >> “Si­ne­ma­tog­ra­fik ol­mak”la ne­yi kas­te­di­yor­su­nuz? Şöy­le ki; ya­şam tar­zı, ka­rak­te­ri, ta­vır ve dav­ra­nış­la­rı, ön­ce­ki ce­ha­le­ti­ne rağ­men müt­hiş ze­ka­sı ile var oluş kav­ga­sı, gi­de­rek Kur­tu­luş Sa­va­şı­na ka­tıl­ma bi­lin­ci­ne eri­şen yön­le­ri ile bir si­ne­ma ka­rak­te­ri ola­rak dik­ka­ti­mi çek­miş­ti ve hep de söy­lü­yor­dum İp­siz Re­cep bir si­ne­ma ka­rak­te­ri ola­rak can­lan­dı­rıl­ma­lı di­ye. Be­nim dü­şün­cem, için­de sa­vaş­la­rın da ol­du­ğu bü­yük bir pro­jey­di. Ya­ni bu­ra­da gör­dü­ğü­nüz ya­pı­nın en az 10 mis­li bü­yük­lük­te, bir si­ne­ma fil­miy­di. Dün­ya­da ya­kın ta­ri­hi ile il­gi­li film çe­ken­ler çok bü­yük im­kân­lar­la pro­je­le­ri­ni ger­çek­leş­ti­ri­yor­lar. Biz­de şart­lar böy­le ge­liş­ti. Ak­lım­da­ki film­di ama di­zi pro­je­si ge­lin­ce de ka­rak­ter hep akım­da­ki ki­şi ol­du­ğu için hiç dü­şün­me­dim ve pro­je­yi onay­la­dım. Bü­yük bir he­ye­can­la ve di­sip­lin­le de çek­me gay­re­ti içe­ri­sin­de­yiz. Da­ha son­ra fil­mi­ni de çe­ke­ce­ğiz. >> Yıl­la­rı­nı si­ne­ma­ya ver­miş, bir­çok ba­şa­rı­lı pro­je­ye im­za at­mış us­ta bir sa­nat­çı ola­rak Türk si­ne­ma­sın­da dün­den bu­gü­ne ne­ler de­ğiş­ti? Evet, 40 yıl­dır bu işin içe­ri­sin­de­yim. Bu­gü­nün şart­la­rın­da film çek­mek ar­tık çok ma­li­yet­li. İs­te­di­ği­miz gi­bi sa­vaş or­ta­mı­nı da yan­sı­tan çok iyi bir pro­je­ye im­za at­mak için 4-5 mil­yon do­lar pa­ra har­ca­mak la­zım. Bu da çok cid­di bir ma­li­yet de­mek ve ge­ri dö­nü­şü­nün de ol­ma­sı la­zım böy­le bir har­ca­ma­nın. Hal böy­le olun­ca is­te­ni­len öl­çü­de ba­şa­rı­lı bir pro­je­yi or­ta­ya koy­mak hiç ko­lay de­ğil ve bu ne­den­le bu tarz­da pro­je sa­yı­sı da aza­lı­yor, gi­de­rek de aza­la­cak. Bu­ra­da dev­le­tin Türk si­ne­ma­sı­na ba­kı­şı da önem­li. Da­ha faz­la des­tek ol­ma­sı ve ba­şa­rı­lı pro­je­le­ri des­tek­le­me­si la­zım. Biz geç­miş­te şu an­da­ki büt­çe­le­rin ne­re­dey­se üç­te bi­ri ile film çe­ker­dik. Şim­di film­ler­den bek­len­ti­ler de de­ğiş­ti. Bu­nu de­ği­şen eko­no­mi, ha­ya­ta ba­kış, ge­li­şen tek­no­lo­jik şart­lar al­tın­da de­ğer­len­dir­mek ge­re­kir. Geç­mi­şe ba­kıp bu­gü­nü de­ğer­len­dir­mek çok doğ­ru ol­ma­ya­cak­tır. Ar­tık eko­no­mik iliş­ki­le­ri si­ne­ma­dan uzak tu­ta­ma­yız. İŞİ­Mİ­Zİ HEP SEV­DİK >> Pe­ki ya oyun­cu­lar, geç­mi­şin oyun­cu­la­rı ile gü­nü­müz oyun­cu­la­rı­nı kı­yas­la­dı­ğı­nız­da ne der­si­niz? Biz çok zor şart­lar­da film­ler or­ta­ya koy­duk. Ama işi­mi­zi hep çok sev­dik ve önem­se­dik. Kı­sa­ca­sı iş ah­la­kı ge­le­nek­sel si­ne­ma an­la­yı­şı­mız­da bir ku­ral­dı. Biz çok di­sip­lin­liy­dik, işi­mi­ze özen­liy­dik. Di­sip­lin ge­le­ne­ği­miz­di. Ba­şa­rı­mı­zın anah­ta­rı da bu di­sip­lin­di. İşe du­yu­lan he­ye­can­dı. Be­nim set­le­rim­de bu çok önem­li. “Şim­di­ki ar­ka­daş­la­rım na­sıl­dır” çok yo­rum yap­mam ama be­nim ol­du­ğum set­ler­de her­kes işi­ni önem­si­yor. >> “Be­nim set­le­rim” de­di­ği­niz­de so­ra­ma­dan ede­me­ye­ce­ğim sa­nı­rım si­zin set­le­ri­niz­de ken­di ku­ral­la­rı­nız var. El­bet­te. Di­sip­lin, cid­di­yet, işi­ne özen ve say­gı en önem­li ku­ral be­nim için. Olum­suz hiçbir şey gö­re­mez­si­niz bi­zim se­ti­miz­de. Say­gı ve sev­gi bir ara­da­dır. Ba­şa­rı var­dır. Ben şu­na ina­nı­yo­rum ki, za­ten bu un­sur­lar bir ara­ya gel­di­ğin­de han­gi mes­lek da­lın­da olu­nur­sa olun­sun ba­şa­rı­lı olu­nur. >> Be­nim en sev­di­ğim film­le­ri­niz­den bi­ri­si “Sel­vi Boy­lum Al Yaz­ma­lım”dır, si­zin en sev­di­ği­niz fil­mi­niz han­gi­siy­di? Şuy­du di­ye­mem ki. Be­nim için hep­si bir­bi­rin­den kıy­met­li. Film­le­ri ar­ka ar­ka­ya sı­ra­la­dı­ğı­nız­da hep­si onur film­le­ri­dir be­nim için. Biz ör­nek film­le­re im­za at­tık. Dö­ne­mi­nin özel­lik­le­ri­ni yan­sı­tır­lar. Be­nim film­le­ri­min ço­ğun­lu­ğu Ana­do­lu’dur, top­rak ko­kar. Leh­çe­siy­le, kül­tü­rü ile böl­ge­nin özel­li­ği­ni ta­şır. Film­le­ri­miz­de on­la­rı iz­le­ye­cek in­san­lar­la öz­deş­leş­me­ye, on­la­rın sı­kın­tı­la­rın­dan, sev­da­la­rın­dan, duy­gu­la­rın­dan par­ça­lar ak­tar­ma­ya hep özen gös­ter­dik. >> Es­ki­den ne çok film çe­ki­lir­di ve in­san­la­rın si­ne­ma­ya il­gi­si de faz­lay­dı. Ta­bi­i. Be­nim Türk si­ne­ma­sı­na gir­di­ğim yıl­lar­da, yıl­da 350 film çe­ki­lir­di. Te­le­viz­yo­nun et­ki­si ve film ma­li­yet­le­ri­nin art­ma­sı der­ken Türk si­ne­ma­sı da zor gün­ler ge­çir­di. Çe­ki­len film sa­yı­la­rı azal­dı. Si­ne­ma­lar ka­pan­dı te­ker te­ker. Es­ki­den si­ne­ma­lar bir şeh­rin ka­sa­ba­nın en gü­zel yer­le­ri­ne açı­lır­dı. Sos­yal ak­ti­vi­te­nin en önem­li un­su­ruy­du si­ne­ma­lar. Bir ha­ta ol­du Tür­ki­ye’de. Si­ne­ma­lar yı­kıl­dı; yer­le­ri­ni gök­de­len­ler al­dı ama al­tın­da bir si­ne­ma aç­mak dü­şü­nül­me­di. Pe­şin­den ma­li­yet­ler art­tı. Te­le­viz­yo­nun yay­gın­laş­ma­sıy­la il­gi azal­dı. >> Ma­ga­zi­n prog­ram­la­rı­na, pa­pa­raz­zi­le­re ne di­yor­su­nuz? Ol­ma­sı ge­rek­li. Sos­yal ha­ya­tın bir par­ça­sı ha­li­ne gel­di ma­ga­zin. Do­ğal kar­şı­lı­yo­rum. Ba­zen öl­çü ka­ça­bi­li­yor ta­bi­i ama ma­ga­zin­ de bir ta­le­bin so­nu­cu. >> Çok me­rak et­ti­ğim bir ko­nu­da “Ka­di­rizm” me­se­le­si. Na­sıl oluş­tu bu kav­ram? Ne­dir Ka­di­rizm? Ben oluş­tur­ma­dım ki si­ze an­la­ta­yım. Bu so­ru­ya ga­ze­te­ci­ler ce­vap ver­sin. Ga­li­ba be­nim set­ler­de­ki di­sip­li­nim, du­ru­şum, ku­ral koy­mam böy­le bir kav­ra­mı oluş­tur­muş ol­ma­lı. Siz ve­rin bu so­ru­nun ce­va­bı­nı. Vaz­geç­mi­yor ga­ze­te­ci­ler, ben ­de ken­di akı­şı­na bı­rak­tım gi­di­yor. >> Ha­yat­ta­ki 3 ol­maz­sa ol­ma­zı­nız ne­dir? İyi ni­yet, dü­rüst­lük ve çok ça­lış­mak, işi­ni çok önem­se­mek. >> Mut­lu­lu­ğun ve ha­ya­tın an­la­mı ne­dir si­zin için? Mut­lu­luk gö­re­ce­li bir kav­ram ba­na gö­re. Mut­lak bir mut­lu­luk da yok. Ki­mi­si için bir sev­da, ki­mi­si için bir çi­çek, ki­mi­si için ba­şa­rı­lı bir iş, ai­le­de­ki hu­zur. Be­nim açım­dan ba­kın­ca da uzun sü­re­li bir mut­lu­luk yok. He­pi­mi­zin bir gö­re­vi var bu dün­ya­da ve be­nim için de kav­ga­la­rı­mın, mü­ca­de­le­le­ri­min sür­dü­ğü, iyi­lik­le, ba­şa­rı ile ta­mam­lan­ma­sı ge­re­ken bir ömür ha­yat. ANI­LA­RI­NI YA­ZA­CAK >> 40 yıl di­le ko­lay; kim bi­lir ne hi­kâye­ler, ne il­ginç ha­tı­ra­la­rı­nız var­dır. El­bet­te, ama hi­kâ­ye­le­ri­mi sim­di an­lat­ma­mı bek­le­me­yin. Anı­la­rı­mı, hi­kâ­ye­le­ri­mi an­la­tan bir ki­tap ya­za­ca­ğım. Ora­da oku­yun, is­te­rim. Hiç hiç­bir şey an­lat­ma­ya­yım. Ki­ta­bım çı­kın­ca bun­la­rı ko­nu­şa­lım. >> Ki­ta­bı­nı­zın is­mi­ni dü­şün­dü­nüz mü? Ka­dir İna­nır ye­ter gi­bi­me ge­li­yor. >> Ben­ce si­zi an­la­tan, fark­lı bir isim de ola­bi­lir “Ku­zey­den Ge­len Adam” na­sıl? Bel­ki de böy­le bir şey olur. Dü­şü­nü­yo­rum. TV di­zi­leri ge­lip ge­çi­ci >> Günümüzde te­le­viz­yon di­zi­le­ri ile iyi­ce te­le­viz­yon ba­ğım­lı­sı ol­du in­san­lar. Te­le­viz­yon yıl­dız­la­rı var ar­tık. Doğ­ru ama ben bu­nun ge­lip ge­çi­ci bir du­rum ol­du­ğu­nu dü­şü­nü­yo­rum. Tü­ke­ti­me yö­ne­lik bir du­rum gi­bi ge­li­yor ba­na. İl­gi var, şu an­da gi­di­yor ama in­san­lar bu­na da do­ya­cak­lar. Di­zi­ler çe­ki­li­yor ve bi­tin­ce unu­tu­lu­yor. Oy­sa si­ne­ma öy­le de­ğil, ka­lı­cı olan film­ler­dir. Oyun­cu­la­ra ge­lin­ce; di­sip­lin­le­ri ve ba­şa­rı­la­rı ile son de­re­ce ba­şa­rı­lı en az 10 genç oyun­cu­yu çok bü­yük bir ra­hat­lık­la sa­ya­bi­li­rim. On­lar ina­nı­yo­rum ki çok iyi yer­le­re ge­le­cek­ler. >> Kim­ler de­sem? “Bu­ra­da şim­di şu­dur” di­ye­mem. Sı­ra­la­ma ya­pıp di­ğer­le­ri­ni kı­ra­mam. On­lar be­nim kü­çük kar­deş­le­rim. Di­zi­ler ba­na gö­re ge­lip ge­çi­ci­dir, oy­sa si­ne­ma ka­lı­cı­dır. Uma­rım be­nim bü­tün mes­le­ki ha­ya­tım bo­yun­ca koy­du­ğum di­sip­li­ni, ba­şa­rı is­te­ği­ni on­lar­ da mo­del alır ve çok ba­şa­rı­lı olur­lar. Ba­na gö­re on­lar ile­ri­de çok ba­şa­rı­lı si­ne­ma sa­nat­çı­sı ola­cak­lar. >> Eği­tim­li oyun­cu­lar ge­li­yor sa­nı­rım ar­tık set­le­re? Evet. Eği­tim çok önem­li ama oyun­cu­luk eği­tim­le­ri ben­ce uy­gu­la­ma­lı ol­ma­lı. Bu iş­te ye­te­nek, de­ne­yim çok önem­li. Eği­tim­ler­de­ki uy­gu­la­ma ek­sik­li­ğin­den do­la­yı set­te çok bo­ca­lı­yor­lar. >> Siz hiç oyun­cu­luk der­si ver­me­yi dü­şün­dü­nüz mü? Za­man za­man tek­lif­ler alı­yo­rum. Ama bir gün bu işi ya­par­sam, uy­gu­la­ma im­kâ­nı­nın da ve­ril­di­ği bir or­tam­da ol­sun is­te­rim. Be­nim şar­tım; uy­gu­la­ma­lı ens­trü­man­la­rı­mın ol­ma­sı ve so­ka­ğa çı­kıp çe­kim ya­pa­bi­le­ce­ği­miz şart­la­rın ayar­lan­ma­sı olur. Doktor olmak istiyordum >> Ba­şa­rı ha­yat fel­se­fe­niz ol­muş, siz oyun­cu ol­ma­say­dı­nız ne olur­du­nuz? Ben dok­tor ol­mak is­ti­yor­dum. İşim bu ol­ma­say­dı çok ün­lü, ba­şa­rı­lı bir dok­tor olur­dum. Ben in­san­la­rın iş­le­ri­ni la­yı­ki ile yap­ma­la­rın­dan ve ne iş ya­par­lar­sa yap­sın­lar işi­nin us­ta­sı, bir nu­ma­ra­sı ol­mak için ça­ba har­ca­ma­sı ge­rek­ti­ği­ni dü­şü­nü­yo­rum. Ör­ne­ğin oyun­cu, dok­tor de­ğil de ga­ze­te­ci ol­say­dım yi­ne en iyi ol­ma­yı he­def­ler­dim. Be­nim ka­rak­te­rim­de, ha­yat fel­se­fem­de ba­şa­rı­sız­lı­ğa yer yok ve in­san­la­rın sa­bır­la, di­sip­lin­le çok ba­şa­rı­lı ola­ca­ğı­na ina­nı­yo­rum. >> Pe­ki, na­sıl oyun­cu ol­du­nuz? Fat­sa­lı­yım ben. Fın­dık za­ma­nıy­dı. Bir ar­ka­da­şım ben­den giz­li, İs­tan­bul’da bir der­gi­nin dü­zen­le­di­ği bir ya­rış­ma­ya, fo­toğ­ra­fı­mı gön­de­ri­yor. Fo­toğ­ra­fım fi­na­le ka­lı­yor. Mek­tup ge­li­yor, da­vet mek­tu­bu. Ağa­be­yim aç­mış oku­muş. “Sen oku­ya­cak­sın bu ne­dir? Ar­tist mi ola­cak­sın” di­ye kız­dı. Ba­ğır­dı. Tar­tış­tık. Kav­ga et­tik. Ben kız­dım, inat­laş­tım ve onu din­le­me­yip İs­tan­bul’a gel­dim ve ya­rış­ma­da bi­rin­ci se­çil­dim. Üs­tün­den tam 40 yıl geç­ti. Dok­tor ol­ma­yı he­def­ler­ken oyun­cu ol­dum.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT