BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İb­li­sin fark­lı yak­la­şım­la­rı

İb­li­sin fark­lı yak­la­şım­la­rı

Cü­neyd­-i Bağdâdî haz­ret­le­ri­nin hu­zu­ru­na, sır­tın­da ya­ma­lı bir el­bi­se, boy­nun­da 99’luk bir tes­bih, ol­du­ğu hal­de, şeyh­ler­den bi­ri­nin hiz­met­çi­si su­re­tin­de bi­ri ge­le­rek, “E­fen­dim, si­zin be­re­ke­ti­ni­ze ve fey­zi­ni­ze n­âil ol­mak ar­zu­su i­le si­ze hiz­met et­mek is­ti­yo­rum” de­di. Yir­mi se­ne ka­dar dergâh­ta hiz­met et­ti. Fa­kat hiç­bir su­ret­le o­na ves­ve­se ve­re­me­miş­ti. İ­yi­ce u­sa­nıp der­gah­tan ay­rıl­mak is­te­yin­ce; “Üs­ta­dım, be­ni ta­nı­yor mu­su­nuz?” di­ye sor­du. Cü­neyd­-i Bağ­da­di, “Ben se­ni ilk gel­di­ğin gün ta­nı­dım! Sen, Ebû Mer­re İb­lis’sin!” de­di. İb­lis o­na; “Yâ



Cü­neyd­-i Bağdâdî haz­ret­le­ri­nin hu­zu­ru­na, sır­tın­da ya­ma­lı bir el­bi­se, boy­nun­da 99’luk bir tes­bih, ol­du­ğu hal­de, şeyh­ler­den bi­ri­nin hiz­met­çi­si su­re­tin­de bi­ri ge­le­rek, “E­fen­dim, si­zin be­re­ke­ti­ni­ze ve fey­zi­ni­ze n­âil ol­mak ar­zu­su i­le si­ze hiz­met et­mek is­ti­yo­rum” de­di. Yir­mi se­ne ka­dar dergâh­ta hiz­met et­ti. Fa­kat hiç­bir su­ret­le o­na ves­ve­se ve­re­me­miş­ti. İ­yi­ce u­sa­nıp der­gah­tan ay­rıl­mak is­te­yin­ce; “Üs­ta­dım, be­ni ta­nı­yor mu­su­nuz?” di­ye sor­du. Cü­neyd­-i Bağ­da­di, “Ben se­ni ilk gel­di­ğin gün ta­nı­dım! Sen, Ebû Mer­re İb­lis’sin!” de­di. İb­lis o­na; “Yâ E­bal-Kâ­sım! Ben, se­nin ma­kam ve de­re­ce­ne u­laş­mış bir kim­se gör­me­dim!” de­yin­ce, bu­yur­du ki: “De­fol ey mel’un! Sen, be­ni, ken­di­mi be­ğen­me gi­bi, dî­ni­mi te­lef e­de­cek bir ha­le dü­şür­me­den bu­ra­dan ay­rıl­ma­mak e­me­lin­de­sin! Fa­kat bu­na yol bu­la­ma­ya­cak­sın, hay­di de­fol!” ­Şey­ta­nın en bü­yük hi­le­le­rin­den bi­ri de, fa­kir­lik kor­ku­su i­le dün­ya ma­lı­nın el­den çık­ma­sı kor­ku­su­dur. Ey­yüb a­ley­his­se­la­mın bü­tün dün­ya­lık­la­rı bir a­ra e­lin­den çık­mış­tı. Bu hâ­li fır­sat bi­len şey­tan ço­ban kı­lı­ğı­na gi­rip ya­nı­na ge­le­rek de­di ki: - Bü­tün mal­la­rın ha­rap ol­du. Dün­ya­lık bir şe­yin kal­ma­dı. ­Şey­tan, Eyyûb a­ley­his­selâ­mın, ü­zü­lüp şikâ­yet­te bu­lun­ma­sı­nı bek­ler­ken; - O ma­lı mül­kü ve­ren Al­la­hü teâlâ i­di. Şim­di de o al­dı. Çün­kü mülk O’nun­dur. Bun­da ü­zü­le­cek bir şey yok, bu­yur­du. ­Da­ha son­ra, bir zel­ze­le ol­du. Eyyûb a­ley­his­selâ­mın ço­cuk­la­rı en­kaz al­tın­da ka­la­rak öl­dü­ler. Bu­nu da fır­sat bi­len şey­tan ko­şa­rak, Eyyûb a­ley­his­selâ­mın ya­nı­na git­ti: - Al­lah e­vi­ni zel­ze­le i­le yık­tı. Ço­cuk­la­rın al­tın­da ka­lıp par­ça par­ça ol­du­lar, de­di. - Ey mel’un sen İb­lis­sin. Be­ni Rab­bi­me isyâ­na teş­vik et­mek is­ti­yor­sun. Şu­nu bil ki, evlâ­dım bir emâ­net­ti. Al­la­hü teâlâ emâ­ne­ti­ni ge­ri al­dı. Bu­na ni­çin ü­zü­le­yim? Rab­bi­me ham­de­de­rim, bu­yur­du. ­Şey­ta­nın bu ves­ve­se­si ve düş­man­lı­ğı a­yet­-i ke­ri­me­ler­de şöy­le bil­di­ril­di: “Şey­tan si­zi (Al­lah yo­lun­da in­fak e­der­ken) fa­kir o­lur­su­nuz di­ye kor­ku­tur ve (sa­da­ka ver­me­me­ni­zi) em­re­der.” (Be­ka­ra 268) “Şey­tan on­la­rı (Taş­kın­lı­ğa mey­let­ti­rip) hi­da­ye­te u­zak bir sa­pık­lı­ğa dü­şür­mek is­ter.” (Ni­sa 60) “Şey­ta­na i­ta­at et­me­yin, o si­ze a­çık düş­man­dır di­ye si­ze na­si­hat ver­me­dim mi?” (Ya­sin 60) > Tel: 0 212 - 454 38 21 www.mehmetoruc.com e-mail: mehmet.oruc@tg.com.tr
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT