BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Güle güle Seher bacı...”

“Güle güle Seher bacı...”

Sonra kendi kendine kızdı bu kadar konuştuğu için. Artık kendisinin olamayan bir şey hakkında böyle fikirler yürütüp talimatlar vermesi abes kaçmıştı.



Sonra kendi kendine kızdı bu kadar konuştuğu için. Artık kendisinin olamayan bir şey hakkında böyle fikirler yürütüp talimatlar vermesi abes kaçmıştı. Boynunu büktü: - Alışkanlık işte, kusuruma bakma artık. - Kolay değil Seher bacı, kolay değil. Kaç yıllık evin senin. Hayrını gör aldığın paranın, helal olsun. Çıkıp komşularıyla vedalaştı. Çoğunun gözleri yaşlıydı. Hiç kimseyle bir sürtüşmesi, bir geçimsizliği olmamıştı bu güne kadar. Severdi mahalleli kendisini. Fahri yolun başında göründüğü zaman otobüsün kalkmasına bir buçuk saat vardı. Eşyaları yerleştirdiler arabaya. Remzi de yardım etti. Her şey tamamlanınca son bir kez daha baktı evine, dudakları titredi ama ağlamadı. Elini kaldırıp selamladı komşularını. Kadınlar taslarla su getirmiş, bekliyorlardı. - Hoşça kalın, Hakkınızı helal edin, Allah’a emanet olun hepiniz! - Güle güle Seher, unutma bizi... Hareket eder etmez taslardaki sular boşaldı yolun ortasına. Fahri el arabasını itiyor, Seher ile Şehnaz yanında yürüyorlardı. - Reşat’ın mezarıyla ilgileniver Fahri efendi, ben gittim bugün, yaban otlar büyüyor üzerinde, şu yirmi milyonu da al, toptancıya borcumuzu veriver. Öğleden önce Mustafa’yla da helâlleşmişti. Bir iki gün çalışmıştı orada ama adamın yaptığı iyilik göz ardı edilemezdi. Özür dilemişti orta yerde bıraktığı için. Garaja girdikleri zaman harekete yarım saat kalmıştı. Fahri eşyaları muavinle birlikte yerleştirdi arabaya. Yeni bir başlangıç mıydı başlayan, yoksa son mu bilinmiyordu hiçbir şey. - Bir derdin olursa ararsın Seher bacı. Benim dayım var İstanbul’da, Ümraniye’de. Al adresini, bakarsın bir yardımı olur. - Sağ ol Fahri efendi, sen iyi bir arkadaşmışsın. Helalleştiler. Şehnaz önden bindi. Cam kenarına oturdu. Seher bir kez daha dönüp baktı arkasına. Besmele çekerek çıktı basamakları. Çok geçmeden kapılar kapandı ve kayar gibi hareket ettiler. Fahri el sallıyordu. Karşılık verdi ona. Garajdan çıkan otobüs olduğu yerde bir saniye durakladı, ve sonra fırladı. - Hayırlı yolculuklar olsun, selametle varalım inşallah! Şehnaz memnuniyetinden sırıtıyordu. İçini çekti Seher. Bir bilinmeze gittiğinin farkındaydı ama Cengiz’i her şeyin üzerindeydi.  Boğaz vapuru kalın düdüğünü öttürerek süzüldü mendireğin içinden. Otobüsten inip gördükleri kalabalık karşısında şaşkına dönen Seher ve kızı irkildiler onun sesini duyunca. Şehnaz hayatında ilk defa deniz görmenin heyecanı, biraz da korkusuyla açtı gözlerini. Dili tutulmuştu sanki. Karşı kıyıda gözüken muhteşem Topkapı Sarayı ve Ayasofya ile Sultan Ahmet Camii’nin görkemli minareleri karşısında büyülenmişti Seher. Reşat’ın anlata anlata bitiremediği kadar vardı. Kaldırımın kenarında ağır yükleri ile kalakalmışlardı. Öylece çıkıp gelmişti Seher nereye gideceğini, ne edeceğini bilmeden. Oğlunun acısı içine düşmüş, hiçbir şeyi düşünmeden, sanki İstanbul’a iner inmez eliyle koymuş gibi oğlunun yakasına yapışacağını zannederek binmişti otobüse. Elini cebine attı ilk anın şaşkınlığından kurtularak. Fahri’nin son dakikada cebine sıkıştırdığı adrese baktı. - Oku şunu kız, ne yazıyor? Şehnaz kağıdı aldı. Dikkatle bakıp heceledi: - Üm... Ümraniye.... Ka...Karanfil Sokak, numara 5... - İyi ya, haydi yürü, oraya gidelim, dayısı da Fahri efendi gibi iyi adamdır herhalde. Kan aynı olunca, huy da aynı olur. Şehnaz güldü alayla: - Cengiz neden size benzemedi o zaman? - Sus! Bilip bilmez konuşma, o dedesine benzedi. Onun gibi asi, dik kafalı. Hep o Ökkeş ağanın yüzünden değil mi şu başımıza gelenler... DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT