BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Türk­çe’nin en bü­yük şai­ri Yah­yâ Ke­mâl

Türk­çe’nin en bü­yük şai­ri Yah­yâ Ke­mâl

Os­man­lı ta­ri­hi i­le dîvân şi­i­ri­mi­zi en i­yi bi­len ki­şi i­di. Mu­az­zam ve muh­te­şem ha­fı­za­sı bu i­ki a­lan­da her­ke­si şa­şırt­mış­tır. F­ran­sız a­ğır­lık­lı ol­mak ü­ze­re Av­ru­pa ta­ri­hi­ne de vâ­kıf­tı. E­leş­ti­ri ve soh­bet ye­te­nek­le­ri i­se çok üs­tün­dü....



Os­man­lı ta­ri­hi i­le dîvân şi­i­ri­mi­zi en i­yi bi­len ki­şi i­di. Mu­az­zam ve muh­te­şem ha­fı­za­sı bu i­ki a­lan­da her­ke­si şa­şırt­mış­tır. F­ran­sız a­ğır­lık­lı ol­mak ü­ze­re Av­ru­pa ta­ri­hi­ne de vâ­kıf­tı. E­leş­ti­ri ve soh­bet ye­te­nek­le­ri i­se çok üs­tün­dü.... Yah­yâ Ke­mâl Be­yat­lı, 2 Ara­lık 1884’te Üs­küb’de doğ­du, 1 Ka­sım 1958’de, 50 yıl ön­ce, ara­mız­dan ay­rıl­dı. 74 ya­şın­da idi. İs­tan­bul’da ya­şa­dı ve öl­dü, âşı­kı ol­du­ğu Bo­ğa­zi­çi’nin bir te­pe­ci­ği­ne def­ne­dil­di, Las­kof­ça­lı akın­cı bey­le­ri Şeh­sü­vâr­zâ­de’ler­den­dir. Son 1000 (bin) yıl­da, bü­tün coğ­raf­ya­la­rı­mız­da ve di­li­mi­zin bü­tün leh­çe­le­rin­de ye­ti­şen, Türk­çe şi­ir söy­le­yen şa­ir­le­ri­mi­zin en bü­yü­ğü­dür (Hüs­rev, Ni­zâ­mî ve Mev­lâ­nâ gi­bi Türk olup Fars­ça ya­zan en bü­yük çap­ta şa­ir­ler de var.) Es­te­tik ve li­rizm ba­kı­mın­dan, bu hük­mü­müz ke­sin­dir. Türk­çe şi­ir­de de­ha çiz­gi­si­ne yük­se­len şa­ir­le­ri­miz, Yû­suf Has Hâ­cib’den gü­nü­mü­ze ka­dar 40’tan az­dır. 7’si Tür­ki­ye dı­şın­da ye­tiş­miş­tir (kro­no­lo­jik ola­rak Yû­suf Has Hâ­cib, Ah­med Ye­se­vî, Ne­sî­mî, Lüt­fî, Alî Şîr Ne­vâ­i, Ha­tâ­yî mah­las­lı Şah İs­mâ­il), Fu­zû­lî’yi Os­man­lı’ya da­hil edi­yo­rum. Tan­zi­mat ön­ce­ki şa­ir­le­ri­mi­zin en bü­yük­le­ri Yû­nus, Bâ­kî ve Ne­dim’dir, son­ra kro­no­lo­jik ola­rak Nef’î, Nâi­lî, Fe­hîm, Şeyh Ga­lib... Ede­bi­ya­tı­mız­da rö­por­taj (mü­lâ­kat) tü­rü­nün zir­ve­si, genç ga­ze­te­ci Rû­şen Eş­ref Ünay­dın’ın Di­yor­lar ki... (1918) adıy­la top­la­dı­ğı, dev­rin öne çı­kan ede­bi­yat­çı­la­rı ile yap­tı­ğı önem­li ko­nuş­ma­lar­dır (çok önem­li di­ğer rö­por­ta­jı: Ana­far­ta­lar Ku­man­da­nı Mus­ta­fa Ke­mal ile Mü­lâ­kat, 1916). 1918’de ede­bi­ya­tı­mı­zın en seç­kin isim­le­ri, en çok Yah­ya Ke­mâl üze­rin­de dur­muş­lar­dır. Hal­bu­ki o ta­rih­te üs­ta­dın o ka­dar az sa­yı­da ta­mam­lan­mış şii­ri var­dı ki... YAH­Y KE­MÂL VE Zİ­Y GÖ­KALP Türk mil­li­yet­çi­li­ği­nin bü­yük mü­te­fek­ki­ri ola­rak Zi­yâ Gö­kalp bi­li­nir. Ata­türk onun fi­kir­le­ri­nin ço­ğu­nu uy­gu­la­dı, bun­lar bu­gün yü­rür­lük­te­dir. Gö­kalp’in el­bet­te her za­man için ya­şa­ya­cak fi­kir­le­ri var­dır: İs­tan­bul şi­ve­si ile Türk­çe, bü­tün Türk ka­vim­le­ri ara­sın­da müm­kün olan her tür­lü iş bir­li­ği, dil bir­li­ği (ki Tu­ran­cı­lık den­miş­tir), La­tin al­fa­be­si gi­bi... Yan­lış tek­lif­le­ri var­dır: Türk­çe ezan ve iba­det­te Türk­çe Kur’an gi­bi... Za­ma­nın­da fay­da­lı ol­muş, bu­gün es­ki­miş fi­kir­ler de üret­miş­tir. Sü­rek­li fi­kir üret­ti­ği gi­bi, sü­rek­li fi­kir de­ğiş­tir­miş­tir. Za­ten 3 ay­rı Gö­kalp var­dır: Genç Ke­lem­ler dö­ne­min­de, İt­ti­had ve Te­rak­ki ge­nel sek­re­te­ri ve En­ver­ci Gö­kalp, Türk’ün is­tik­ba­li­ne Mus­ta­fa Ke­mal Pa­şa’nın el koy­du­ğu dö­nem­de Gö­kalp... Yah­ya Ke­mâl’in eleş­ti­ri do­zu, bü­tün mü­te­fek­kir­ler­de­ki gi­bi, çok yük­sek­tir. Ede­bi­ya­tı­mız­da her ki­şi­yi eleş­tir­miş­tir. Zi­ya Bey de­di­ği Gö­kalp aley­hin­de tek ke­li­me söy­le­di­ği­ni ise du­yan yok­tur. Hal­bu­ki hem Do­ğu (Türk), hem Ba­tı (Fran­sız) kül­tür­le­ri­ni Gö­kalp’ten çok da­ha iyi bil­di­ği gi­bi, çok da iyi an­la­mış ve an­lat­mış­tır. Bi­na­ena­leyh Gö­kalp’i be­ğen­me­si müm­kün de­ğil­dir. An­cak Gö­kalp’in ve­lî­nî­me­ti ol­du­ğu­nu as­la unut­ma­mış­tır. 31 ya­şın­da­ki Yah­yâ Ke­mâl’i üni­ver­si­te­ye mü­der­ris (or­di­nar­yüs pro­fe­sör) en üst pâ­ye­siy­le ata­yıp dev­let hi­ma­ye ve ma­aşı­na ka­vuş­tu­ran (l4.10.1915) Gö­kalp’tir. Gö­kalp, Yah­yâ Ke­mâl gi­bi, 20. yüz­yı­lın en bü­yük Türk ta­rih­çi­si ve mo­dern ta­rih­çi­li­ği­mi­zin ön­de­ri Fu­ad Köp­rü­lü‘nün de kâ­şi­fi­dir. Onu 23 ya­şın­da üni­ver­si­te mu­al­li­mi (Prof.) ve er­te­si yıl 24 ya­şın­da mü­der­ris (Ord. Prof.) yap­tı ki bü­yük ta­rih­çi­nin o sı­ra­da tek ki­ta­bı yok­tu. Hem Yah­yâ Ke­mâl’in, hem Köp­rü­lü’nün yük­sek tah­sil dip­lo­ma­la­rı yok­tur. Bi­na­ena­leyh Gö­kalp, de­ha­la­rı keş­fe­de­bi­len adam ola­rak da fi­kir ta­ri­hi­miz­de geç­me­li­dir. Ka­nû­nî Sul­tan Sü­ley­man ve Tan­zi­mat dö­ne­min­de Mus­ta­fa Re­şid Pa­şa da de­hâ sa­hip­le­ri­ni bu­lup en yük­sek yer­le­re ge­tir­me­si ile ta­nın­mış­lar­dır. YAH­Y KE­MÂL VE TÜRK TA­Rİ­Hİ Yah­yâ Ke­mâl, Os­man­lı ta­ri­hi ile dî­vân şi­iri­mi­zi en iyi bi­len ki­şi idi. Mu­az­zam ve muh­te­şem ha­fı­za­sı bu iki alan­da her­ke­si şa­şırt­mış­tır. Fran­sız ağır­lık­lı ol­mak üze­re Av­ru­pa ta­ri­hi­ne de vâ­kıf­tı ve 19. asır Fran­sız şii­rin­de uz­man­dı. Ma­laz­girt’ten (1071) bu ya­na kül­tü­rü­mü­zün oluş­ma­sı­nı açık­la­yan bir eser yaz­mak is­te­di­ği­ni söy­le­miş­tir. An­cak ne der? Yah­yâ Ke­mâl, em­sal­siz bil­gi­si ve san’at­ta­ki de­ha­sı, gü­ze­li der­hal ayı­rıp ta­nım­la­ma­sı ile müs­tes­na bir kül­tür ada­mı idi. Eleş­ti­ri (ten­kid) ve soh­bet ye­te­nek­le­ri çok üs­tün­dü. Ama ya­zar de­ğil­di, ger­çek bu­dur. Mek­tup yaz­mak­ta zor­la­nır, hiç hoş­lan­maz­dı. Ger­çek ya­zar, ko­nuş­mak­tan bi­le da­ha ko­lay­lık­la ya­za­bi­len, sü­rek­li ya­zan, yaz­ma­dan ya­şa­ya­ma­yan ki­şi­dir. Han­gi branş­ta olur­sa ol­sun... Evet 1920’den he­men ön­ce­ki ve he­men son­ra­ki yıl­lar­da epey ma­ka­le yaz­mış­tır. Hep­si Os­man­lı Tür­kü’nün çö­kü­şü­nün ız­dı­ra­bı ve Mil­lî Mü­ca­de­le’nin var­lı­ğı­mı­zın sa­va­şı ol­du­ğu­nun şu­ur ve he­ye­ca­nı ile ka­le­me alın­mış­tır. Bü­yük şai­rin son­ra­ki ha­ya­tı soh­bet, mu­si­ki din­le­mek, ta­ri­hî ya­pı­la­rı gez­mek, her mıs­ra­a son şek­li­ni ver­mek için yıl­lar­ca bek­le­mek­le geç­ti. YAH­Y KE­MÂL VE ATA­TÜRK Mil­lî Mü­ca­de­le ve ön­de­ri Mus­ta­fa Ke­mal Pa­şa hak­kın­da, en ka­ran­lık gün­ler­de, Yah­ya Ke­mâl’in düş­man san­sü­rü al­tın­da İs­tan­bul ba­sı­nın­da yaz­dı­ğı ta­viz­siz, yi­ğit, be­lâ­gât şa­he­se­ri ya­zı­la­rı, An­ka­ra’da he­ye­can, ümit ve göz­yaş­la­rı ile okun­du. Ata­türk o ya­zı­la­rı as­la unut­ma­dı. Şa­iri­mi­zin şi­ir­de ve Türk­çe’de es­te­tik ve li­rik şâ­hi­ka­ya eriş­ti­ği­nin de id­râ­ki için­de idi. Yah­ya Ke­mâl de, Ata­türk de, Ma­ke­don­ya top­rak­la­rı­mı­zın ço­cuk­la­rı idi­ler. Ay­nı tra­je­di­yi ya­şa­mış­lar­dı. Da­ha özel bir ya­kın­lık da ba­his ko­nu­su­dur, yaz­mam ge­rek­mez. Ata­türk, İz­mir’e gir­di. Va­tan kur­tul­muş­tu. Yah­yâ Ke­mâl o an­da ar­tık Ata­türk hak­kın­da­ki ya­zı­la­rı­nı kes­ti. Ata­türk hak­kın­da tek sa­tır yaz­ma­dı, tek mıs­ra­ın­da adı­nı an­ma­dı. Bu du­rum­da baş­ka bir kül­tür ve san’at ada­mı­mız yok­tur. Ata­türk alın­dı mı? Şüp­he­ye mi düş­tü? Ha­yır! Yah­yâ Ke­mâl’in tek ge­çim kay­na­ğı­nın ma­aş ol­du­ğu­nu bi­li­yor­du. Onu­ru­nu da ko­ru­ma­lı idi. Ata­türk dev­rin­de şa­iri­miz ya mil­let­ve­ki­li, ya el­çi­dir. Bü­rok­ra­tik ku­ral­lar dı­şı­na çık­tı­ğı za­man bi­le göz yu­mul­du. Ata­türk, bir bü­yük san’at ve kül­tür ada­mı­nın, bü­rok­ra­si­ye çok da riâ­yet ede­me­ye­ce­ği­ni bi­li­yor­du. Yah­yâ Ke­mal, Ata­türk’ün ye­mek­li ge­ce top­lan­tı­la­rı­na da az da­vet edil­di. Ata­türk gi­bi bir adam, bü­yük şai­rin bu top­lan­tı­lar­dan çe­kin­di­ği­ni el­bet­te an­la­mış­tır. Y. Ke­mâl, yıl­dı­zı ol­du­ğu soh­bet top­lan­tı­la­rı­nın in­sa­nı idi. Ata­türk ise bu­lun­du­ğu ye­ri gü­neş gi­bi ay­dın­la­tır­dı. Bü­tün yıl­dız­lar sö­ner, gö­rün­mez olur­du. Ata­türk’ü Yah­yâ Ke­mâl’e gös­ter­di­ği an­la­yış için de ay­rı­ca sev­gi, say­gı ve min­net­le anı­yo­rum. Ata­türk’ün hi­ma­ye et­tik­le­ri­ni ge­niş öl­çü­de tas­fi­ye eden İnö­nü’nün de, İnö­nü eki­bi­ni tas­fi­ye­ye tâ­bi tu­tan Men­de­res’in de, Yah­yâ Ke­mâl’e say­gı­la­rı­nı zer­re ka­dar ih­lâl et­me­dik­le­ri­ni be­lirt­me­li­yim. Bu hu­sus, her iki­si­ne şe­ref ka­zan­dı­rır. YAH­Y KE­MÂL MİL­Lİ­YET­Çİ­Lİ­Ğİ Zi­yâ Gö­kalp, biz Türk­le­re kö­ye in­me­mi­zi, ora­nın kül­tür de­di­ği folk­lo­ru be­nim­se­me­mi­zi tav­si­ye eder. Türk­çü­lük de­di­ği öğ­re­ti­sin­de­ki en za­yıf, en ro­man­tik ta­raf bu­dur. Zi­ra hü­ner, kö­ye, müm­kün ola­bil­di­ği ka­dar şe­hir kül­tü­rü­nü ta­şı­ya­bil­mek­tir. Bir­le­şik Ame­ri­ka’da, Al­man­ya’da Ja­pon­ya’da, İs­ra­il’de köy var ama, köy­lü var mı? Yah­yâ Ke­mâl, Türk’ü en yük­sek es­te­tik çiz­gi­ye ve me­de­ni­ye­te lâ­yık gö­rür (me­de­ni­yet ke­li­me­si­nin söz­lük an­la­mı şe­hir­li­lik­tir), Gö­kalp de İs­tan­bul şi­ve­si­ni stan­dart Türk­çe ka­bul eder ama Y. Ke­mâl, Türk­çe’nin bi­zi Türk ya­pan bi­rin­ci fak­tör bu­lun­du­ğu­nu kud­ret­le vur­gu­la­mış­tır. Yah­yâ Ke­mâl de­re­ce­sin­de Türk mil­li­yet­çi­li­ği­ni en iyi, en doğ­ru, en ya­rar­lı an­la­yan bir ki­şi yok­tur. Türk Müs­lü­man­lı­ğı de­di­ği Os­man­lı’nın di­nî ha­ya­tı­nı ve iti­ka­dı­nı da iyi kav­ra­mış ve dik­kat­le­ri çek­miş­tir. Yaz­mak­ta zor­lu­ğu ol­du­ğu, esa­sen mil­li­yet­çi­li­ğin fel­se­fe­si­ni ya­par­sa po­le­mi­ğe gi­re­ce­ği­ni bil­di­ği için, ya­zı­lı hâ­le ge­tir­me­di, üs­te­lik tek­lif­le­ri­nin bir kıs­mı, me­se­lâ kül­tü­rü­mü­zü (Sel­çuk­lu-Os­man­lı+Çağ­daş Ba­tı) ter­kî­bi­ne otur­ta­ca­ğı için, 1920’le­rin, 30’la­rın, 40’la­rın res­mî gö­rü­şü ile kar­şı kar­şı­ya ge­le­ce­ği­nin de he­sa­bı­nı yap­mış­tır. Zi­ra Ata­türk’ün tek­lif et­ti­ği mil­li­yet­çi­lik, Gö­kalp’ten esin­le­ne­rek, bi­zi doğ­ru­dan Or­ta As­ya’ya bağ­lı­yor, ara­da­ki Sel­çuk­lu-Os­man­lı kül­tü­rü­nü pas ge­çi­yor­du. Üs­te­lik köy kül­tü­rü­nü, mü­zi­ği­ni, şi­iri­ni, âdet­le­ri­ni be­ğen­me­ye zor­lu­yor­du. Üs­te­lik bir­ta­kım mad­ra­baz­lar Ata­türk’ü, bü­tün dün­ya ırk ve dil­le­ri­nin Türk’ten ve Türk­çe’den kay­nak­lan­dı­ğı­na inan­dır­mış­lar­dı (da­ha doğ­ru­su Türk’ü yü­celt­ti­ği için inan­mak ve inan­dır­mak Ata­türk’ün işi­ne gel­miş­ti. Av­ru­pa’da Tek Adam dö­ne­mi idi. Tek Adam ne söy­ler­se o idi. Kar­şıt­la­rı va­tan sev­gi­sin­den şüp­he edi­lir, ha­ka­ret gö­rür­dü.) Yah­yâ Ke­mâl’in mil­li­yet­çi­lik an­la­yış ve tek­li­fi­ni kav­ra­mak, yük­sek kül­tü­rü ge­rek­ti­rir. Her şii­ri, her mıs­raı ni­çin, na­sıl, ne­den söy­le­di­ği­ni an­la­ya­bil­mek lâ­zım­dır. Biz mil­let­çe böy­le kar­ma­şık iş­lem­le­ri zi­hin yor­gun­lu­ğu sa­ya­rız, kı­zıp in­kâr da ede­bi­li­riz. Zi­ra bü­yük kül­tür, kar­ma­şık kül­tür­dür, sa­vu­na­rak mua­rız­lar oluş­tu­ra­bi­lir­si­niz. An­la­ma­yan, bil­me­yen­ler in­kâr ko­lay­lı­ğı­na sa­par­lar. Yah­ya Ke­mâl’in ha­ya­tın­da, im­za­sı ile tek ki­ta­bı ya­yın­lan­ma­dı. Ni­had Sa­mi Ba­nar­lı ol­ma­sa idi, yaz­dık­la­rı­nı ku­sur­suz bir ara­ya ge­tir­mek müm­kün ol­maz­dı. Çok ya­kın dos­tum Ba­nar­lı’yı da son­suz say­gı, sev­gi ve tak­dir­le anı­yo­rum NA­SIL YAH­Y KE­MÂL OL­DU Yah­yâ Ke­mâl 17 ya­şın­da İs­tan­bul’a gel­di. (Ata­türk de ge­ne Ma­ke­don­ya’dan ay­nı yaş­lar­da İs­tan­bul’a gel­miş­tir). Bir ak­ra­ba­sı­nın ko­na­ğın­da Ce­mil Bey­den tan­bur din­le­di, dün­ya­sı de­ğiş­ti. Ne de­re­ce­de üs­tün bir es­te­tik çiz­gi­de mil­lî me­de­ni­yet oluş­tur­du­ğu­mu­zu an­la­dı, 18 ya­şın­da Pa­ris’e git­ti, ke­sik­siz 9 yıl kal­dı. Edin­di­ği yük­sek Ba­tı kül­tü­rü­nü, en bü­yük us­ta­lık­la mil­lî kül­tü­rü­müz için­de erit­me de­ha­sı ile, bir kat da­ha Türk mil­li­yet­çi­si ola­rak İs­tan­bul’a dön­dü. Ben, ço­cuk ya­şım­dan iti­ba­ren, Yah­yâ Ke­mâl’i, Sâ­ded­din Arel’i ve Fu­ad Köp­rü­lü’yü oku­ya­rak, din­le­ye­rek ye­tiş­tim. Yah­yâ Ke­mâl soh­bet­le­riy­le din­le­yen­le­ri ay­dın­la­tır­dı. Kim­se­ye ders ver­mez­di. Köp­rü­lü’yü ise ta­nı­ma­dım bi­le, an­cak de­fa­lar­ca oku­dum. Oğ­lu Or­han Köp­rü­lü be­nim, Köp­rü­lü’den ders al­ma­dı­ğım hal­de, Köp­rü­lü eko­lü ta­rih­çi­le­rin­den ol­du­ğu­mu vur­gu­la­mış­tır. Bu üç bü­yük adam­dan edin­di­ğim kül­tür, bil­gi, sez­gi, me­tod­la ki­tap­la­rı­mı yaz­dım. Bu­nu be­lirt­mek, be­nim için çok bü­yük zevk ve gö­rev­dir.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 106825
    % -0.03
  • 3.5168
    % -0.27
  • 4.1281
    % 0.04
  • 4.5311
    % -0.04
  • 145.254
    % 0.12
 
 
 
 
 
KAPAT