BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > So­rum­suz bir ga­ze­te ha­be­ri yü­zün­den!..

So­rum­suz bir ga­ze­te ha­be­ri yü­zün­den!..

“Bir so­rum­suz ga­ze­te ha­be­ri se­be­biy­le bu in­san­lar gün­ler­ce so­kak­lar­da ge­ce­le­miş. Tren­le­re pa­ra ol­ma­dı­ğı için kon­dük­tör­le­rin izin ver­me­siy­le ri­ca min­net bi­ne­rek Azer­bay­can’a ulaş­mış­lar...”



Ahıs­ka­lı Dok­tor Meh­met Be­yin, ma­hal­li bir ga­ze­te­de aley­hi­ne ya­yın­la­nan bir ha­ber do­la­yı­sıy­la em­ni­yet ta­ra­fın­dan hu­dut dı­şı edi­le­ce­ğin­den en­di­şe­len­miş, o ga­ze­te yet­ki­li­le­ri­ne gi­dip bu­na ma­ni ol­ma­la­rı­nı ri­ca et­miş­tim. İki üç gün geç­ti ara­dan. Duy­dum ki ha­ki­ka­ten em­ni­yet­ten si­vil po­lis­ler gel­miş. Ai­le­yi evin­den, ço­cuk­la­rı­nı okul­dan alıp gö­tür­müş­ler. “Va­tan­daş de­ğil­si­niz vi­ze­niz de dol­muş” di­ye­rek Edir­ne’den ge­ce sa­at iki­ye doğ­ru sı­nır dı­şı et­miş­ler. Al­lah’ım na­sıl üzül­düm. Ah, de­dim o an­da ba­na bir te­le­fon edi­le­bil­sey­di. Hiç ol­maz­sa Va­li’yi, Em­ni­yet Mü­dü­rü’nü ara­yıp ben an­lat­ma­ya ça­lı­şır­dım. Ey­vah bu ga­rip­ler ne ya­pa­cak? Ne­re gi­de­cek? Şu­bat ayı ki ha­va so­ğuk mu so­ğuk... Bu ara­da üçün­cü ço­cuk­la­rı ol­muş­tu. Ku­cak­la­rın­da iki ay­lık be­bek. Pa­sa­port yok, pa­ra yok, yi­ye­cek yok... Üzün­tü için­de Bur­sa’da­ki ev­li­ya tür­be­le­ri­ni gez­dim. On­la­rın hür­me­ti­ne Rab­bi­me ni­yaz­da bu­lun­dum: “Ya Rab­bi. Te­miz in­san­lar­dı. Me­de­ni in­san­lar­dı. Va­tan sev­gi­siy­le do­lu in­san­lar­dı. Na­sıl yap­tık bun­la­ra bu ezi­ye­ti. Bun­la­rın âhı tu­tar. Mem­le­ke­te be­la ge­lir. Al­lah’ım sen on­la­ra yar­dım­cı ol. Sen on­la­rı mu­ha­fa­za ey­le...” Ba­ba­la­rı sür­gün, ken­di­le­ri sür­gün hep böy­le mi ge­çe­cek­ti ha­yat­la­rı? Ney­se bu za­val­lı ai­le, Edir­ne’den Bul­ga­ris­tan üze­rin­den Ro­man­ya’ya, ora­dan Uk­ray­na’ya, ora­dan Azer­bay­can’a git­mek üze­re ken­di­le­ri­ne bir ro­ta çiz­miş­ler. Mağ­du­ri­yet had saf­ha­da... Bir so­rum­suz ga­ze­te ha­be­ri se­be­biy­le bu in­san­lar gün­ler­ce so­kak­lar­da ge­ce­le­miş. Tren­le­re pa­ra ol­ma­dı­ğı için kon­dük­tör­le­rin izin ver­me­siy­le ri­ca min­net bi­ne­rek Azer­bay­can’a ulaş­mış­lar. Ama çok se­fil­lik çek­miş­ler. Ço­cuk­lar has­ta­lan­mış. Ken­di­le­ri gün­ler­ce aç su­suz pe­ri­şan ol­muş­lar. Bir de ka­çak du­rum­da ol­ma­nın ver­di­ği kor­ku ve en­di­şe... Öy­le ya, kim­sin sen, ne­sin? Ne­re­den ge­lip ne­re­ye gi­di­yor­sun? Bel­li de­ğil ki... Kar­şı­na çı­kan kim­se­nin in­sa­fı­na kal­mış­sın. Ta­bi­i en çok da bu mil­le­tin ev­la­dı ola­rak, ken­di­le­ri­ne bu ül­ke­de, Rus­la­rın re­va gör­dü­ğü zu­lüm­den fark ol­ma­yan bir zu­lüm ya­şa­tıl­mış ol­ma­sı­na üzül­müş­ler. Eşi ha­nı­me­fen­di du­rup du­rup ağ­lı­yor­muş. Ni­çin ken­di­le­ri­ne inan­ma­dık­la­rı­na şa­şı­rı­yor­muş. Çün­kü on­lar “ya­lan” ne­dir bil­mi­yor. Bu se­bep­le ken­di­le­ri­ni an­lat­ma­la­rı­na rağ­men ik­na ol­ma­yıp bir ka­çak gi­bi hu­dut dı­şı edil­me­yi ka­bul­le­ne­mi­yor­lar... *** Bir ay son­ray­dı. Bak­tım bir te­le­fon. Dok­tor Meh­met Bey arı­yor. Azer­bay­can’da ye­ni­den bir vi­ze ayar­la­yıp Tür­ki­ye’ye dön­müş­ler. Ye­ni bir he­ye­can­la tek­rar­dan ev ocak ayar­la­ma­ya ça­lış­tık. Çün­kü ön­ce­ki eş­ya­la­rı­nı bun­lar bir da­ha dön­mez di­ye­rek ko­nu kom­şu­ya da­ğıt­mış­lar­dı. Ev­le­ri­ne tek­rar­dan yer­leş­ti­ler ama so­kak­ta gö­rür ta­nır­lar da tek­rar hu­dut dı­şı edi­lir­ler di­ye kor­ku­dan so­ka­ğa çı­ka­mı­yor. Ne yap­sak ne et­sek der­ken, bu­na ben bir ça­lış­ma iz­ni ala­yım de­dim. Ça­lış­ma Ba­kan­lı­ğı, Ya­ban­cı­lar Da­ire­si­ne mü­ra­ca­at et­tik. Ter­cü­man kad­ro­suy­la ça­lış­ma iz­ni is­te­dik. Çok şü­kür izin de gel­di. Ama bu izin bel­ge­si­nin yi­ne em­ni­ye­te gi­di­lip tes­lim edil­me­si ge­re­ki­yor. Öy­le bir du­rum ki, em­ni­ye­tin ta­nı­ma­sı kor­ku­suy­la ev­den adı­mı­nı at­ma­ya kor­kan adam, gi­dip em­ni­ye­te bel­ge su­na­cak! Böy­le bir şey ola­bi­lir mi? Bu­na be­nim di­yen in­san ce­sa­ret ede­bi­lir mi? Ona bel­li et­mi­yo­rum ama ben de en az onun ka­dar kor­ku­yo­rum. Çün­kü em­ni­yet bu­nu bir de­fa hu­dut dı­şı et­miş. Baş­ka bir ih­ti­mal ol­ma­yın­ca de­dim ki: “Ya­ra­ta­na sı­ğın, git ba­ka­lım. İn­şal­lah bir şey ol­maz.” Mo­ral ve­re­rek, mo­ti­ve ede­rek gön­der­dik. Ha­ki­ka­ten em­ni­yet­te ön­ce­ki ha­lin­den do­la­yı hiç fark et­me­miş­ler. Ça­lış­ma izin bel­ge­si­ni tes­lim edip çık­mış. Dün­ya­lar onun ol­muş­tu. Ne­re­den ne­re­ye... Ara­dan ge­çen za­man için­de bir­çok Ahıs­ka­lı kar­de­şi­miz gi­bi on­lar da şim­di Tür­ki­ye Cum­hu­ri­ye­ti va­tan­da­şı. Hu­zur için­de ya­şı­yor­lar. O ma­hal­li ga­ze­te­nin sa­hip­le­ri ise 2001’de ya­şa­nan eko­no­mik kriz­de şid­det­li bir ma­li kri­ze gir­di­ler. Şir­ket­le­ri, fab­ri­ka­la­rı, he­li­kop­ter­le­ri ne var­sa el­le­rin­den git­ti. * N. Ay­do­ğan Ünal-İs­tan­bul Ya­zış­ma ad­re­si: Tür­ki­ye Ga­ze­te­si İh­las Med­ya Pla­za 29 Ekim Cad­de­si, 34197 Ye­ni­bos­na/İs­tan­bul Faks: (0212) 454 31 00
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT