BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > K­ri­zin se­be­bi is­raf ve borç­lan­mak!

K­ri­zin se­be­bi is­raf ve borç­lan­mak!

Al­la­hü teâlâ bu­yur­du ki: “İsrâf et­me­yi­niz! Al­la­hü teâlâ, isrâf e­den­le­ri sev­mez.” “Tebzîr et­me! İsrâf et­me, is­raf e­den­ler, şeytân­la­rın kar­deş­le­ri­dir.”



Ba­zı ya­sak­la­rın, ha­ram­la­rın; yer ve za­ma­na gö­re ha­ram­lı­ğı, ya­sak­lı­ğı da­ha da ay­rı bir önem arz eder. Ör­ne­ğin, fit­ne, anar­şi çı­kar­mak her za­man ha­ram­dır. Fa­kat, bu­nu te­rör, anar­şi za­ma­nın­da yap­mak bu işin ha­ram­lı­ğı­nı da­ha da ar­tı­rır. Bu­nun gi­bi, is­raf her za­man ha­ram­dır. Fa­kat kriz, kıt­lık, yok­luk za­ma­nın­da ha­ram­lı­ğı da­ha da ar­tar. Çün­kü nor­mal za­man­da ya­pı­lan is­raf sa­de­ce ya­pa­na za­rar ve­rir­se de, kriz za­ma­nın­da çok kim­se­ye, top­lu­ma za­rar ve­rir. Za­ten için­de bu­lun­du­ğu­muz, her­ke­si kıv­ran­dı­ran glo­bal kri­zin de se­be­bi is­raf­tır. Baş­ta ABD ol­mak üze­re ba­zı ül­ke­le­rin is­raf et­me­le­ri, borç­la­na­rak ol­ma­yan şey­le­ri var­mış gi­bi har­ca­ma­la­rı, ni­ha­yet sa­nal âlem­de­ki saa­det zin­ci­ri­ne ye­ni hal­ka ila­ve ede­me­me­le­ri bu kri­zi do­ğur­muş­tur. Bu ara­da, en ide­al sis­tem ola­rak sun­duk­la­rı kon­trol­süz ser­best pi­ya­sa­nın, ide­al bir sis­tem ol­ma­dı­ğı­nı du­va­ra tos­la­mak­la an­la­mış ol­du­lar. İlk iş­le­ri de, İs­la­mi eko­no­mi­de­ki kon­trol­lü, mü­da­ha­le­li ser­best pi­ya­sa sis­te­mi­ne geç­mek ol­du. Ta­bi­i ki bu­nun iti­ra­fı­nı ya­pa­ma­dı­lar. Şim­di, ka­pi­ta­liz­min çark­la­rı dön­sün di­ye, ön­ce­le­ri ev­de­ki ye­ni ta­bak­la­rı, ça­tal­la­rı çö­pe atan­lar, ol­ma­yan pa­ra­sı ile borç­la­nıp ev alan­lar, yi­ye­cek ek­mek arı­yor­lar, baş­la­rı­nı so­ka­cak ev pe­şin­de­ler. ŞEY­TA­NIN KAR­DEŞ­LE­Rİ!.. Di­ni­mi­zin is­ra­fı çok kö­tü­le­me­si­nin se­be­bi, hik­me­ti şim­di da­ha iyi an­la­şı­lı­yor. İs­râ­fın kö­tü­lü­ğü­nü gös­ter­mek için, Al­la­hü te­âlâ­nın, “İs­râf et­me­yi­niz! Al­la­hü teâ­lâ, is­râf eden­le­ri sev­mez” ve “Teb­zîr et­me! İs­râf et­me, is­raf eden­ler, şey­tân­la­rın kar­deş­le­ri­dir” bu­yur­ma­sı ye­ti­şir. Şey­ta­nın kar­de­şi de, şey­tan olur. Şey­tan is­min­den da­ha kö­tü bir isim yok­tur. İs­râ­fı, bun­dan da­ha çok kö­tü­le­yen bir şey dü­şü­nü­le­mez. Al­la­hü teâ­lâ, mal­la­rı­nı is­râf eden­le­re bir şey ver­me­yi­niz, di­ye em­re­der­ken, bun­la­rı en kö­tü bir isim ile ad­lan­dı­rı­yor: “Mal­la­rı­nı­zı se­fîh­le­re, al­çak­la­ra ver­me­yi­niz!” bu­yu­ru­yor. Kur’ân-ı ke­rîm­de Fi­ra­vun’u kö­tü­ler­ken, “O, is­râf eden­ler­den idi” bu­yu­ru­yor. Lût aley­his­se­lâ­mın kav­mi­ni de, “Siz, is­râf eden ka­vim­si­niz!” di­ye kö­tü­lü­yor. Pey­gam­be­ri­miz de, “Ma­lı boş ye­re saç­ma­yı­nız!” bu­yu­ru­yor. Ay­rı­ca şu­nu da bil­di­ri­yor: “Kı­yâ­met gü­nü her­kes, dört suâ­le ce­vap ver­me­dik­çe he­sap­tan kur­tu­la­ma­ya­cak­tır: Öm­rü­nü na­sıl ge­çir­di. İl­mi ile na­sıl amel et­ti. Ma­lı­nı ne­re­den, na­sıl ka­zan­dı ve ne­re­le­re har­ca­dı. Cis­mi­ni, be­de­ni­ni ne­re­de yor­du, hır­pa­la­dı?” İs­râf eden­le­rin şey­ta­na, Fi­ra­vun’a ve Lût aley­his­se­lâ­mın kö­tü kav­mi­ne ben­ze­til­me­si ve Al­la­hü te­âlâ­nın bun­la­rı sev­me­me­si ve bun­la­ra se­fîh, al­çak de­me­si ve âhi­ret­te azap çek­me­le­ri, dün­ya­da aşa­ğı, muh­taç du­ru­ma düş­me­le­ri is­ra­fın kö­tü­lü­ğü­nü gös­ter­me­ye kâ­fi­dir. İs­râ­fın bu ka­dar kö­tü­len­me­si­nin bi­rin­ci se­be­bi, ma­lın kıy­met­li ol­ma­sı­dır. Mal, Al­la­hü te­âlâ­nın ver­di­ği bir ni’met­tir. Âhi­re­ti ka­zan­mak, mal ile olur. Dün­ya ve âhi­ret, mal ile in­ti­zâm bu­lur, râ­hat olur. Hac, ci­hâd se­vâ­bı mal ile ka­za­nı­lır. Be­de­nin sağ­lık, kuv­vet bul­ma­sı, mal ile olur. Baş­ka­sı­na muh­taç ol­mak­tan in­sa­nı ko­ru­yan mal­dır. Sa­da­ka ver­mek, ak­ra­bâ­yı do­laş­mak, fa­kîr­le­rin im­dâ­dı­na ye­tiş­mek hep mal ile ol­mak­ta­dır. Ay­rı­ca, mes­cid­ler, mek­tep­ler, has­ta­ne­ler, yol­lar, çeş­me­ler, köp­rü­ler ya­pa­rak in­san­la­ra hiz­met de mal ile olur. Dî­ni­miz, “İn­san­la­rın en iyi­si, on­la­ra fay­da­sı çok ola­nı­dır” bu­yu­ru­yor. İn­san­la­ra yar­dım et­mek için ça­lı­şıp pa­ra ka­zan­mak, nâ­fi­le ibâ­det et­mek­ten da­ha çok se­vâb­dır. Cen­ne­tin yük­sek de­re­ce­le­ri­ne mal ile ka­vu­şu­lur. MA­LI KUL­LAN­MA­SI­NI ÖĞ­RE­NE­CE­ĞİZ! Ma­lı kö­tü­le­yen­ler de ol­muş ise de, İs­lâm âlim­le­ri bu­ra­da ma­lı de­ğil, bu­nun sev­gi­si­ni kö­tü­le­miş­ler­dir. Al­la­hü teâ­lâ, Kur’ân-ı ke­rîm­de, ma­la “Ha­yır­lı şey” is­mi­ni ver­mek­te­dir ve Ha­bî­bi­ne, Pey­gam­ber efen­di­mi­ze, ver­di­ği ni’met­le­ri hâ­tır­la­tır­ken: “Sen mal­sız idin, sa­na, kim­se­ye muh­taç ol­ma­ya­cak ka­dar, mal ver­dim” bu­yur­mak­ta­dır. Bü­yük âlim Süf­yân-ı Sev­rî haz­ret­le­ri, “Bu za­man­da mal, in­sa­nın si­lâ­hı­dır. Yâ­ni, in­san ca­nı­nı, sıh­ha­ti­ni, dî­ni­ni ve şe­re­fi­ni mal ile ko­rur” bu­yur­du. Mal­sız ya­şan­ma­ya­ca­ğı­na gö­re, ma­lı is­raf et­me­den, ha­yır­da, fay­da­lı iş­ler­de kul­lan­ma­sı­nı öğ­ren­mek zo­run­da­yız.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT