BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Hadîs â­lim­le­rin­den Sü­leymân et-­Teymî

Hadîs â­lim­le­rin­den Sü­leymân et-­Teymî

Sü­leymân Teymî, öm­rü­nün son an­la­rı­nı ya­şı­yor­du. Çok ağ­la­dı. Ken­di­si­ne ağ­la­ma­sı­nın ö­lüm­den kork­mak se­be­biy­le mi ol­du­ğu­nu sor­du­lar, al­dık­la­rı ce­vap çok ma­ni­dar­dı!..



Sü­ley­mân bin Tar­hân Tey­mî, Ha­dîs âlim­le­rin­den­dir. Tâ­bi­în­den olup, Şey­hü­lis­lâm­dır. 143 (m. 760) se­ne­sin­de ve­fât et­miş­tir. Enes bin Mâ­lik’ten, Ebû Os­man el-Hin­dî’den ve di­ğer ba­zı zât­lar­dan ha­dîs-i şe­rîf işi­tip, ri­vâ­yet et­miş­tir. Onun ri­vâ­yet et­ti­ği ha­dîs-i şe­rîf­ler “Kü­tüb-i sit­te” de­ni­len meş­hûr al­tı ha­dîs ki­ta­bın­da yer al­mak­ta­dır. “Sİ­ZİN EN HA­YIR­LI­NIZ...” Ri­vâ­yet et­ti­ği ha­dîs-i şe­rif­ler­den ba’zı­la­rı şun­lar­dır: “Si­zin en ha­yır­lı­nız Kur’ân-ı ke­rî­mi öğ­re­nen ve öğ­re­ten­ler­dir.” “Al­la­hü teâ­lâ bu üm­me­ti ebe­di­yen da­lâ­let üze­rin­de bir­leş­tir­mez.” “Al­la­hın inâ­ye­ti ce­mâ­at­te­dir. Ce­mâ­ate (top­lu­lu­ğa) uyu­nuz. Ce­mâ­at­ten ay­rı­lan Ce­hen­ne­me dü­şer.” Sü­ley­mân et-Tey­mî bu­yur­du ki: “İyi­lik kalb­de nûr, amel­de kuv­vet­tir. Kö­tü­lük kalb­de zul­met, amel­de za­yıf­lık­tır.” Şu’be bin Hac­câc şöy­le de­miş­tir: “Sü­ley­mân et-Tey­mî’den da­ha sâ­dık bi­ri­ni gör­me­dim. Re­sû­lul­lah Efen­di­mi­zin (sal­lal­la­hü aley­hi ve sel­lem) bir ha­dîs-i şe­rî­fi­ni okur­ken yü­zü­nün ren­gi de­ği­şir­di. Kırk se­ne bir gün oruç tut­muş bir gün ye­miş­tir. Ge­ce­le­ri uyu­maz yat­sı na­ma­zı­nın ab­des­ti ile sa­bah na­ma­zı­nı kı­lar­dı. Yüz ci­vâ­rın­da ha­dîs-i şe­rîf ri­vâ­yet et­miş olup, Bas­ra’da il­mi ve ame­li ile meş­hûr bir âlim­dir.” Yah­yâ Ket­tân, “O’nun gi­bi Al­la­hü te­âlâ­dan çok kor­kan bi­ri­ni da­ha gör­me­dim.” Bir baş­ka zât da (Ce­rîr) “O de­vam­lı sa­da­ka ve­rir­di. Eğer sa­da­ka ve­re­cek bir şe­yi ol­maz­sa iki rek’at nâ­fi­le na­maz kı­lar­dı” de­miş­ler­dir. Ebû Ali Bas­rî, Tey­mî’nin mü­ez­zi­nin­den nak­len şöy­le an­lat­mış­tır: “Sü­ley­mân et-Tey­mî ya­nım­da yat­sı na­ma­zı­nı kıl­dı. Son­ra Mülk sû­re­si­ni oku­ma­ya baş­la­dı. “Ni­hâ­yet vak­ti ge­lip de o (va’de­di­len) azâ­bı ya­kın­dan gör­dük­le­rin­de o kâ­fir olan­la­rın yüz­le­ri kö­tü­le­şi­ve­rir...” meâ­lin­de­ki âyet-i ke­rî­me­ye ge­lin­ce bu­nu tek­râr tek­râr oku­du. O ka­dar ki ce­mâ­at da­ğıl­dı bir ben kal­dım. Bir müd­det son­ra ben de çı­kıp git­tim. Sa­bah eza­nı­nı oku­ma­ya gel­di­ğim­de ay­nı ye­rin­de otu­ru­yor ve ay­nı âyet-i ke­rî­me­yi tek­râr ede­rek oku­yor­du.” “Nİ­ÇİN AĞ­LI­YOR­SU­NUZ?” Sa’îd-ül-Ke­rî­rî de şöy­le an­la­tır: “Sü­ley­mân Tey­mî öm­rü­nün son gün­le­rin­de has­ta­lan­dı ve o hâl­de iken çok ağ­la­dı. Ken­di­si­ne ağ­la­ma­sı­nın ölüm­den kork­mak se­be­biy­le mi ol­du­ğu­nu sor­duk­la­rın­da, ‘Ağ­la­mam, ölüm kor­ku­suy­la de­ğil­dir. Bir gün ehl-i bid’at bi­ri­si­ne se­lâm ver­dim. Bu­nun için âhi­ret­te Rab­bi­me na­sıl he­sap ve­re­ce­ği­mi dü­şü­nüp, ağ­lı­yo­rum’ de­di.” Bi­raz son­ra da ru­hu­nu tes­lim et­ti...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT