BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Anlayamadığı duygular kaplamıştı...

Anlayamadığı duygular kaplamıştı...

Ders bittikten sonra Oktay trençkotunu giyerken gözlerini amfinin içinde dolaştırdı. Derse katılım oldukça az olmuştu. Profesör ise bu duruma sinirlenmiş, bu duygularını da saklamaya gerek görmemişti.



Ders bittikten sonra Oktay trençkotunu giyerken gözlerini amfinin içinde dolaştırdı. Derse katılım oldukça az olmuştu. Profesör ise bu duruma sinirlenmiş, bu duygularını da saklamaya gerek görmemişti. Derse katılan bütün öğrencilerin tek tek isimlerini aldı. Oktay ders boyunca kendisinden epey uzakta oturmayı tercih eden İclal’i gözlemişti. Ne olduğunu anlayamadığı duygular kaplamıştı yüreğini. Bu kızdan başından beri hoşlanmıştı zaten ama sanki bugün daha başka bir kıvılcım ateşlenmişti kalbinde. Birden genç kızı gördü. Amfiden çıkmak üzereydi. Ona hissetirmeden ön tarafa dolaştı. Uzaktan takip etmeye başladı. İclal birkaç kişiyle konuştuktan sonra dışarı çıkıp hızlı adımlarla otobüs durağına doğru yürüdü. Hemen arabasının olduğu tarafa koştu Oktay. Aceleyle çalıştırdı motoru ve direksiyonu sert hareketlerle çevirerek birkaç saniye içinde durağın önünde beliriverdi. Eğildi cama doğru: - Gel haydi, götüreyim seni de... İclal hafifçe kıstı gözlerini. Birkaç saniyelik bir duraklamadan sonra bindi arabaya. - Seni görmedim çıkarken... - Ben seni gördüm, durağa geldiğini görünce yetişmek için az kaldı kaza yapacaktım. Bu doğru sözlülük hoşuna gitti genç kızın. Yan gözle baktı delikanlıya: - Arkamdan seslenebilirdin? Oktay arkasına yaslandı. Gözlerini yoldan ayırmadan cevap verdi: - Sen de gelmeyebilirdin... Durakta davet daha garanti gibi geldi... Bu sözler genç kızın kahkahasının arabanın içinde çınlamasına sebep oldu. İkisi birlikte belki dakikalarca güldüler. Bundan sonra sohbetleri kendiliğinden gelişti. Daha çok konuşan Oktay’dı. Annesini, babasını, aile düzenini anlattı. Hoşlandığı şeylerden, futbol tutkusundan bahsetti. Neredeyse gelmişlerdi İclal’in oturduğu semte. Genç kız hafifçe mırıldandı: - Bizim eve geldik sayılır. Şu köşede indirirsen sevinirim... Suratı o anda asılıverdi Oktay’ın. Bu keyifli yolculuğun bitmiş olmasını kabullenemiyordu. Bir şey söylemeden frene bastı. - Teşekkürler Oktay... Sayende rahatça geldim. - Ben seni her gün getirebilirim İclal. Sabahları da uğrayıp alabilirim. Nasıl olsa aynı yöne gidiyoruz. Genç kız inmişti arabadan. Eğildi camdan içeriye: - Uyarsa gelirim. Delikanlı hemen indi aşağıya. - O zaman telefonumu vereyim. Gelecek gibi olursan ara beni. Ben de sabahleyin bu taraftan dönerim. Yolumun üstü zaten. Cebinden çıkarttığı bloknota aceleyle yazdı numarayı, uzattı: - Ararsan sevinirim. Dikkatlice katlayıp çantasına koydu İclal kağıdı. O çok zarif gülümsemesiyle cevapladı: - Tamam, ararım. Hoşça kal... Genç kız gözden kaybolana kadar bekledi genç adam. Sonunda keyifli bir halde bindi arabasına. Yağmur dinmişti. Gaza yüklendi. Yaylandı araba ve atıldı öne doğru. Hayatından memnundu. Bu güne kadar hiç bilmediği duygular kaplamıştı yüreğini. Biraz daha süratlendi. Çok geçmeden evin önüne gelmişti. Usta bir manevrayla yanaştı kaldırıma. Hemen indi arabasından. Bahçe duvarının üzerine oturmuş bir adam gördü o anda. Köylü kılıklığıydı. Başında siyah bir kasket, ayağında siyah şalvar gibi bir pantolon vardı. Beli kuşakla sarılmıştı. Pala bıyıkları yanaklarının iki yanını kaplamıştı. Ortadan uzun boyu, çatık kaşları, küçük ama hiç de hoş bakmayan gözleriyle inceleyip duruyordu Oktay’ı. Rahatsız oldu genç adam bu bakışlardan. Hızlı adımlarla yürüdü bahçe kapısına doğru. Hemen içeri girdi. Belki de oradan geçip giden biriydi ama rahatsız olmuştu delikanlı. İçine bir kuşku düştü. Tam sokak kapısının önüne geldiği sırada hızla dönüp arkasına baktı. Adam bahçe kapısına dayanmış kendisini izliyordu. Onun baktığını görünce hemen toparlanıp yürüdü, uzaklaştı. Oktay usulca mırıldandı: - Bu da kim böyle? DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT